Babam...
Pencerenin önünde durdum, alnımı hafifçe soğuk cama yasladım,
sanki son bir kez Babamın yansımasını görmeyi umuyordum.
Dışarıda, ağaçlar tıpkı o hâlâ oradayken olduğu gibi rüzgarda sallanıyordu.
Her şey aynı kalmıştı
Babamdan başka.
Babamın gittiginden beri,
kalbim de düzgün atmayı unutmuş gibiydi.
Günler boyunca ağrıdı, sızladı ,
ritmini kaybetti,
bazen anılar çok gürültülü hale geldiğinde durdu.
Ah babam..
Dünyayı nasıl sessizleştireceğini her zaman biliyordu.
Çocukken,
gök gürültülü fırtınalar gökyüzünü yırtarken Babamın kollarında sığınarak sarılmıştım.
Sesi sakin,
sıcak,
güvenli bir liman gibiydi,
hayatta bir kez gelen bir yer.
"Buradayım kızım, korkma kızım " demişti.
Her şeyi iyileştiren kelime.
Şimdi gitmişlerdi.
Evim,
Bahçem Babamin izleriyle doluydu,
ama aynı zamanda boştu.
Sandalyesi hâlâ masadaydı,
hafifçe geriye itilmişti,
sanki sadece bir anlığına kalkmış gibiydi.
Ceketi hâlâ koridorda asılıydı.
Onu kaldırmamıştım.
Belki de içimden bir ses,
tekrar ihtiyacı olabileceğini düşünüyordu.
Ya da belki de Babama ihtiyacı vardı.
Sık sık odamın zeminine oturur,
dizlerimi göğsüne çeker ve beklerdim.
Ne beklediğinden tam emin değildim.
Bir ses.
Bir ayak sesi.
Hafif bir boğaz temizleme sesi.
Sessizliği bozacak herhangi bir şey.
Ama sessizlik devam etti.
Ve ağırlaştı.
Öyle ağırlaştı ki,
omuzlarımın üzerine çöktü,
nefes almak acı verene kadar göğsüme bastırdı. Haykırdım,
ağladım,
bağırdım..
Başlangıçta gözyaşlarım sel gibi aktı. Durdurulamaz,
yakıcı,
her şeyi silip süpüren bir fırtına gibi.
Babamin sesi için,
elleri için,
adını söyleme şekli için ağladım.
Bir daha asla olmayacak her şey için ağladım. Ağladım.. ağlıyorum..
Ama sonunda…
gözyaşlarım azaldı...
Kahkahalarimla göz yaslarimi silmeye başladım. Babama söz verdiğim gibi.
Acı azaldığı için değil.
Çok ama çok büyüdüğü için.
Artık gözyaşlarıma sığmıyordu.
Daha derindi. Daha sessiz.
Daha ağır.
Ve sonra gözlerimin kuru olduğu,
ama kalbimin ağlamaya devam ettiği o garip hal geldi.
Kimsenin duyamayacağı sessiz bir ağlama.
Hiç durmayan bir boşluk hissi.
Babamı her şeyde ve her yerde aradım.
Sokaktaki seslerin yankısında.
Yağmurun kokusunda.
Aniden bıçak gibi kesen eski şarkılarda.
Bazen Babamı hissedebildiğimi düşündüm
sıcak bir anda,
nazik gelen bir düşüncede.
Ama ona tutunur tutunmaz,
paramparça oldu.
Tıpkı duman gibi.
Özlem onun sürekli yoldaşım oldu.
Artık sadece bir duygu değildi
bir derinde kalbe bağlanmış bir taş parçası haline gelmişti.
Babam seninle uyudum,
seninle uyandım, masada seninle yanında oturdum.
Ve bir zamanlar bana verdiği güven…
…hiçbir yerde yoktu.
Dünya büyümüştü,
ama aynı zamanda daha boştu.
Daha soğuktu.
Ve Babam, içinde kaybolmuştu.
Ama bir akşam,
güneş yavaşça çatıların ardında kaybolurken ve ışık odayı yumuşak bir altın rengine boyarken,
yine pencerenin kenarına oturdum.
Tıpkı daha önce olduğu gibi.
Ve uzun zamandır ilk kez elimi kalbime koydum.
Hala acıyordu.
Çok acıyordu.
Ama o acının içinde başka bir şey vardı.
Kalan bir şey.
Babamin sevgisi.
Yüksek sesli değildi.
Elle tutulur değildi.
Ama oradaydı.
Derinlerde, her şeyiyle iç içe geçmişti.
Artık burada değildi,
görebildiğim dünyada değildi.
Ah Babam
Ama tamamen de gitmemişti.
Ve kalbim usulca ağlamaya devam ederken, anlamaya başladım:
Bazı insanlar gider.
Ama sevgi kalır.
Ve bazen… hâlâ güven bulabileceğimiz tek yer odur... Hatıralar...
Arzu UschiKayıt Tarihi : 22.04.2026 20:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!