kasırga sebillerinin çoşturan ayağından geldim
gölge çiçeklerinin aynasından kovulmuşlukla
bulutlardan sulu sepken gökler boşaldı üstüme
kasımın yırtık eteklerinden kırçıl sığırcıklar
uçuştu avuçlarıma
sonu gelmeyen bir yoksunluğun
gözbebeğinin iris çiçeğine çizilen
her can her soluk
bir sonsa
kalubeladan beri dağ taş dememem yürürüm
üzerimde yırtık cepken sağı solu yamalı
sırtımda kıl heybem içi boş dibi delik
nalınlarımda eski zaman gün tıkırtısı
kollarım kırık s e m a z e n pervanesi
yanar yanar varır k o r a düşer
laçkalaşmış hüzünlerin
kırık çanağında mayalanan
ağzı yanık depresif zaman
sevinçten muaf
-Tanrım
kalbimin saklı kıyısına yığıldı sakalı ağarmış bulutlar
yalnızlık nasıl büyür
önce kendini unutan biri bilir
duygu iflasının hazinesinden
geçene sormalı geceyi
ve flu renkleri
geçip gittiyse ölüdür dün
artık hatıralarda tüm yaşananlar
yeni bir serüveni muştulamaktır gün
asıl mesele ne dünde kalmak
ne yarına mutlanmaktır
an'ın hakkını vererek
mavi gök pembe bulut
bak uyandı börtü böcek
güneşin şavkı her yerde
ebruli bir masalın müjdesi
rengarenk petunyalar sarı
kadifeler beyaz güller
Ne çok gülmüşümdür içinde binlerce kötülük bulunan
ama kendini iyi biri zanneden zayıflara
Nietzshce
uçurumların kadife zirvesine indi bulutlar
geçtim
günün sararmış morarmış göz altından
döktüm derdimi sabahın altın gergefli ağzına
bahçede sarı incir yanında sıvası dökülmüş kirazlı köşk
ipek halı serdim yola rengi kırmızı
gelen durmasın geçsin gitsin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!