Bir şömine kuytusunda çatırdıyor şimdi zamanın ahşabı,
Kıvılcımlar sıçrıyor dost dergahının o dertli duvarlarına.
Gözlerinin dipsiz girdabından devrildim bu lav denizine,
Bırak kimsesiz gölgem erisin senin o kor teninde.
Sen ateşine yanayım, dağılsın göklere simsiyah dumanım,
Buz kesmiş ömrüme nefesinin o kavurucu güneşi değsin.
Karanlığı yırtan bir şafak sancısıdır efsunlu tebessümün,
Köz düşmüş sinemde pervane oldu deli sevdam usulca.
Sırrına eremediğim bir tılsım gizli yorgun kirpiklerinde,
Tutuşsun lügatlar, yansın içimdeki bütün o yitik mısralar.
Küllerimden yeniden doğmaya ant içtim sıcak avuçlarında,
Sen ateşine yanayım, başka pusula aramasın kayıp ruhum.
Bozkırın ortasında seraba kapılmış bir seyyahım şimdi yalnız,
Senin cehennemin, Firdevs'in en yüce bahçesidir bana her daim.
Alevden gömlekleri giydim seve seve o yaralı omuzlarıma,
Hiçbir tufan dindiremez göğsümde hızla büyüyen bu koca yangını.
Aşkın harında pişmekmiş meğer fani ömrün o yegane gayesi,
Sen ateşine yanayım, zerre zerre dağılayım sonsuz ufuklarına göğün.
Hasretin keskin ayazını yaktım ocağın tam kalbinde çaresizce,
İçimde biriken koca buzdağları eriyor senin eşsiz sıcaklığınla.
Körükle bu sevdalı isyanı, dinmesin damarımdaki şu deli kan,
Zehir zemberek mesafeleri kül ettim o ela gözlerinde bak.
Adını kazıdım alev alev yanan bağrımın her siyah taşına,
Sen ateşine yanayım, silinsin aklımdan geriye kalan bütün dünya.
Hükmü yok artık sensiz geçen o susuz kurak mevsimlerin,
Ben kıblemi senin o aydınlık ve umutlu sabahlarına çevirdim.
Düşlerim şaha kalkıyor kıvılcımların göğe doğru yükseldiği anlarda,
İki damla yaş olup süzülme sakın harlı ateşimin üstüne.
Varsın bedenim kavrulsun bu amansız ve benzersiz hararetle sonsuza dek,
Sen ateşine yanayım, bu bitmeyen tutkunun sıcak kucağında öleyim.
Gecenin koynunda susuz bir sahra gibiyim.
Kıvılcımların dokunur tenimin üşüyen sarp uçurumlarına.
Senin ateşinle yıkanır kanayan bütün eski yaralarım.
Küllerim savrulur karanlığın sağır ve dilsiz karanfillerine.
Yokluğun çelik bir pranga, varlığın kızıl kordur.
Bırak yansın içimdeki suskun, soğuk mermer heykeller.
Gözbebeklerinde büyüyen yangına teslim ettim cılız aklımı.
Söndürme kalbime düşürdüğün o asi, hırçın kıvılcımı.
Rüzgar bile kıskanır alevlerin raks eden gölgelerini.
Senin narında kavrulmak ruhum için eşsiz ibadettir.
Nefesinle tutuşur göğsümün kafesindeki bütün sürgün kuşlar.
Sen ateşine yanayım, küllerim tel tel savrulsun saçlarına.
Bütün ırmaklar kurudu vuslatın o kurak haritasında.
Ben yalnız senin amansız yangınında hayat buldum.
Aşktır kanımıza sızan bu cıva yüklü hararet.
Bir kıvılcım yeter paslı ömrümü tamamen küle çevirmeye.
Dudaklarında mühürlenmiş yakıcı bir sırdır şimdi sonsuzluk.
Cehennem sanılan o ateş, umudun ta kendisidir.
Gölgeni sarsın tenimde hızla büyüyen kızıl sarmaşıklar.
Bir yanardağ uyanır her masum tebessümün derinliğinde.
Uçurum kenarında açan ateşten bir çiçeğim şimdi.
Kopar beni, köklerim çaresizce yansın avuçlarının insafında.
Sen ateşine yanayım, tenime değecek başka mevsim haramdır.
Ruhum buzullarından sıyrılıp lavlarında erisin gayrı usulca.
Kıyamet kopsa asla sönmez sinedeki bu kör kor.
Zaman erir damla damla o bakışlarının eşsiz harında.
Karanlık bir orman gibi tutuştu maziye dair hatıralar.
Gözlerindir beni meçhul denizlerin yanan fenerine çağıran.
Bütün buzdan kalelerim temellerinden yıkıldı o ilahi sıcaklıkla.
Sen ateşine yanayım, fani adım dünyada kül diye anılsın.
Kayıt Tarihi : 4.09.2026 15:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!