İyi ki gelmişim dünyana,
Her şey dursun, çekilsin bir yana.
“İnsan nasıl olunur?”u öğrettin bana;
Hoş geldin,
Hoş safa geldin yine baharlarıma,
Mayıs çiçeğim
Kimselerin eğilip bakmadığı şeyleri sevdim ben.
Bir insanın eksik aklıyla değil, kırılmış kalbiyle ilgilendim.
Kimseyi cebindeki yoksulluk kadar küçültmedim.
Çünkü insan bazen parasından değil, merhametsizliğinden fakir olurdu.
Birinin gözünden yaş düşerken
Sahip olduklarımı saydım bir gece,
parmaklarım yetmedi.
Eşyalar sustu,
hiçbiri adımı söylemedi.
Kendimi hapsolmuş gibi hissediyorum, Sığamıyorum bir bardağın içine,
Sel olup ç/ağlayasım var denizlere
Harf harf uçasım var her biri bir dağın zirvesine,
Ya da bir sazın telinde notalarla dillenmeli içimdeki kutup yalnızlıkları,
Sevgi tek başına yetmediğinde
Kendisine bir beden bulur
O bedenin adı;
Sadece Anne olur.
Bir mevki bir makam arar
Dün kıyısında yürüdüm,
deniz turkuaz bir sır gibi duruyordu,
dalgalar gökyüzünden ödünç ışıkla oynuyor,
dağların eteklerinde küçücük yerleşmeler
ışığa tutunmuş çocuklar gibi titriyordu.
Sen, İstanbul gibisin sevgilim
Gözlerin tıpkı Marmara denizi
Öyle derin, öyle dayanılmaz
Ruhun öyle kozmopolit ki
boğazın akıntısında sürüklenmek gibi sana ulaşmak.
Hiçbir şey söylemeyen ağız dolusu boşluklara inat, avaz avaz
Şimşek gürültüsüyle çakıyor bakışlarım
Sessizliğin yürek nefesi, alfabesi var suskunluğun asaletinde.
Ne çok detone ne kadar da reçinesizsiniz…
sözler, sözler gürültülü sessizlik
Buna karşın,
Ezeldeki ruha
Dünyadaki ruhbana
Hangisi ateş?
Hangisi su? Bul, bana
Suyun, kırmızı mı?
Mavi mi?
Minik serçenin hayat yudumu
Yaprağına saklanmış
* -Sonsuzluğu üzerinde taşır gibisin
Yüreğini renginden almış,
* -Kokunu bahara mühürlemiş gibisin
Her nefesine saklanmış ruhu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!