Beklenen gül bahçesinin istikbali mevhum.
Hatta! Bu gidişat;
kaktüs bahçesinden de mahrum. Zavallı hayaller ayaklara karışmış, per, perişan,
Arılar ne kadar mahzun, sinekler uçuşurken fütursuzca etrafta, çelikten perdelerle nasıl da mahsun.
Sarı Glayörler fışkırıyor göğsünden,
Sen ki, mavinin gölgesinden nemalanan tohum.
Hüzün gülleri saklı bilenmiş dişlerinin arasında…
Bundan mı yüzlere yansıyan kusmuklu gülüşlerin?
Kadranında seni peşleyen sahte bir
yel, kovan.!!
Cuma neydi sahi?
İnsandı, iliğiyle kemiğiyle baştan aşağı.
Sevgiydi, kelebeğin nahifliği kadar yumuşacık.
Ey insanoğlu sana yazıklar olsun
Ne gök, ne deniz doğurdun
Ne rayihasıyla yoğruldun
Ne toprakta doğruldun
Ne kadar da dar oldun
Dar ı dünyadan…
Baharı arayan insan yağmurları başlasın, çiçekler sulh açıp, böcekler çanak tutsun,
İnsan yağmurları başlasın, toprak aşk koksun,
Ağaçlara umut yürüsün, yaprakları coşsun özgürce rüzgarlara,
Kuşlar yuvalarına ürkmeden konsun. Kurusun gövdesini saran aşeka, Hanımeliler yükselsin dallarına.
Sincaplar şimşeklerden korkmasın.
İnsan yağmurları bir an evvel başlasın.
Dünya diken üstünde iki gözüm,
volümü çok yüksek ağlıyor,
Yürekçe şekerler alsak,
Susar mısın gökyüzüm?
Uçamadan kırılan binlerce per’ le
Kaç zincir vuruldu ayaklarına,
Kaç duvar dikildi önüne?
Kaç kez susturulmak istendi sesin,
Oysa sen,
Rüzgârı içinde taşıyan baharın
Kalk ayağa karınca
Senden ala devlet mi var?
Hacı hoca hepsi poşa,
Sensin bu hanedanda paşa
Yaz saten yaprak
Tüm şiirler benim olsa,
Sonra, harfler ittifak kursa,
İşlesem dünyanın çekirdeğine,
Kendime, kendim, galebe çalsa.
Gün olupta düşerse gönlüne çiy taneleri
Isıtır da göğsünün kadehi düşünceleri
Düşünce canın özünden, gözlerinden yapraklar,
El buzunu eritir zamanda, özün elleri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!