Aşkın Şehri Ordu’da gece, denizin üzerine ağır bir kitap gibi kapandı
çınarlar sayfaları çeviren rüzgâr oldu
ve gökyüzü, görünmez bir sözleşmenin mürekkebiyle karardı
Aşk yürüdü
çünkü yürümek bazen kaderi anlamanın tek yoludur ve kalp fısıldadı
insan sevdiğinde
aslında yazılmamış bir anlaşmayı imzalar
kendi yalnızlığını teslim eder
kendi korkularını bırakır
ve bilinmeyene doğru yürür
Aşkın Şehri Ordu o gece
bir mahkeme değil
bir nikâh masasıydı
kader ile kalp
sessizce el sıkıştı ve Aşk anladı
sevmek kaderin en zarif komplosudur
Aşk
sabah geldi
deniz altın bir düşünce gibi parladı
çınarlar baharın sesini taşıdı
ve Aşkın Şehri Ordu yeniden doğdu
Aşk durdu
ve bahara baktı
çünkü bahar
dünyanın en dürüst itirafıdır
hiçbir şey saklamaz
hiçbir şey gizlemez
her şeyi açıkça söyler
yaşa, sev, yan
Aşk düşündü
insan sevdiğinde
kalbinin en gizli kapısını açar
ve o kapının ardında
hem korku hem cesaret vardır
ama cesaret ağır basarsa
aşk kazanır
Aşkın Şehri Ordu o sabah
bir çiçek gibi açıldı
ve Aşk yazdı
itiraf
aşkın en temiz halidir
Aşk
İtiraf,
aşkın en temiz halidir.
Aşk
insan sevdiğinde
kalbinin en gizli kapısını açar
ve o kapının ardında
hem korku hem cesaret vardır
ama cesaret ağır basarsa
aşk kazanır
Aşk
Varoluş,
kalp ile akıl arasındaki bir düellodur
ve bu düelloda kazanan yoktur,
sadece yaşayan vardır.
Aşk
En büyük savaş
insanın içinde olur
ve aşk,
bu savaşı barışa çeviren tek güçtür.
Aşk
“Ben sevmekten vazgeçmeyeceğim.”
Çünkü bazı yeminler
tanıklara ihtiyaç duymaz,
sadece kalp yeterlidir.
Aşk
Sevmek,
insanın kendine verdiği en kutsal sözdür
ve o söz
sonsuzluk kadar ağırdır.
Aşk
kavuşma
bir anda olmaz
kavuşma
yavaş yavaş yaklaşır
bir düşünce gibi
bir rüya gibi
bir bahar gibi
Aşk
Kader kapıyı açmadan önce
insanı bekletir,
çünkü bekleyiş
aşkın olgunlaşma sürecidir.
Aşk
Kavuşma,
sabreden kalbin ödülüdür.
Aşk
Beklemek,
kavuşmanın ilk adımıdır.
Aşk
Sabır,
aşkın en derin öğretmenidir.
Aşk
bazı anlar
kelimeleri gereksiz kılar
bir bakış
bir nefes
bir titreyen sessizlik
ve dünya durur
iki kalp
aynı ritimde atar
Aşk
Aşk,
insanın dünyaya karşı kazandığı en büyük savaştır
ve bu savaşın kazananı
kalptir.
Aşk
sabah yeniden doğdu
deniz mavi bir şiire dönüştü
çınarlar bir bahçe gibi büyüdü
ve Aşkın Şehri Ordu sonsuzluğun kapısını açtı
Aşk yürüdü
artık yalnız değildi
çünkü sevgi
insanı çoğaltır
iki kalp
bir düşünce gibi birleşti
iki vücut
bir bahar gibi açtı
ve dünya hafifledi
Aşkın Şehri Ordu o sabah
bir cennet gibi oldu
ve Aşk anladı
sonsuzluk
iki kalbin birlikte attığı zamandır
Aşk
akşam son kez geldi
deniz altın bir hikâye gibi parladı
çınarlar gökyüzüne bir dua gibi yükseldi
ve Aşkın Şehri Ordu kaderini tamamladı
Aşk durdu, denize baktı
ve kalp son sözünü söyledi
insan bu dünyaya sevmek için gelir
başka hiçbir şey
bu kadar anlamlı değildir
çünkü aşk
varoluşun en temiz nedenidir
hayatın en derin gerçeğidir
ve kaderin en güzel sonucudur
Aşkın Şehri Ordu'da o akşam
bir efsane oldu, deniz sustu
çınarlar dinledi
gökyüzü yazdı ve Aşk imzasını attı
aşk, dünyanın en aydınlık kaderidir
Aşk
İnsan neden sever?
Çünkü sevmek,
ölümlü bir varlığın sonsuzlukla kurduğu en tehlikeli anlaşmadır;
çünkü aşk, zamanın zincirlerini kırmaya çalışan bir bilinç isyanıdır;
çünkü kalp, mantığın kabul edemediği mucizeleri yaşamaya mecburdur.
Aşk
Zaman, ağır bir kapı gibi kapanırken ardımızdan,
ben yine sana açılan bir pencerede duruyorum.
Çünkü aşk, yalnızca iki kalbin buluşması değil;
evrenin kendini anlamaya çalıştığı en eski sorudur.
Aşk
Filozoflar aklı aradı,
şairler hakikati,
ben ise senin gözlerinde
ikisini birden buldum.
Aşk
Bir yıldız sönerken gökyüzünde,
ben senin adını düşünürüm;
çünkü her yok oluşun içinde
yeniden doğmayı bekleyen bir sevda vardır.
Aşk
Şundan hiç şüphem yok:
Beni anlayacak sadece tek kişi var,
"o sensin sevgili."
Aşk
Anlıyorum ki;
insan, sevdiği kadar gerçektir.
Sevmediği kadar eksik,
beklediği kadar sonsuzdur.
Aşk
Zamanın Kalbinde Aşk
Zaman, ağır bir kapı gibi kapanırken ardımızdan,
ben yine sana açılan bir pencerede duruyorum.
Çünkü aşk, yalnızca iki kalbin buluşması değil;
evrenin kendini anlamaya çalıştığı en eski sorudur.
Bir yıldız sönerken gökyüzünde,
ben senin adını düşünürüm;
çünkü her yok oluşun içinde
yeniden doğmayı bekleyen bir sevda vardır.
Filozoflar aklı aradı,
şairler hakikati,
ben ise senin gözlerinde
ikisini birden buldum.
Belki aşk, varlığın en sade hâlidir;
ne sahip olmak ister
ne de kaybetmekten korkar.
Sadece var olur,
rüzgârın yaprakta var olduğu gibi,
denizin ufukta sustuğu gibi.
Ve anlıyorum ki;
insan, sevdiği kadar gerçektir.
Sevmediği kadar eksik,
beklediği kadar sonsuzdur.
Eğer bir gün yollarımız tamamen silinirse,
bil ki aşk yine kalacaktır;
çünkü aşk, iki insanın değil,
zamanın kalbinde atan bir düşüncedir.
Aşk
Şimdi zaman, yavaş bir nehir gibi akıyor;
her damlasında biraz sen, biraz ben eksiliyoruz.
Ama aşk hâlâ orada,
sessiz bir kitap gibi raflarda bekliyor;
okuyanı yok
ama anlamı sonsuz.
Aşk
Eğer bir gün kapılar yeniden açılırsa
ve zaman geri dönmeyi kabul ederse,
ben yine orada olacağım;
bir çınarın gölgesinde,
bir kitabın arasında,
bir gülüşün kenarında.
Ve sana sadece şunu söyleyeceğim:
“Dünya yoruldu, zaman sustu
ama aşkın hâlâ yaşıyor içimde.”
Aşk
YILDIZ
Bir yıldız sönerken gökyüzünde,
ben senin adını düşünürüm;
çünkü her yok oluşun içinde
yeniden doğmayı bekleyen bir sevda vardır.
Filozoflar aklı aradı,
şairler hakikati,
ben ise senin gözlerinde
ikisini birden buldum.
Şimdi zaman,
yavaş bir nehir gibi akıyor;
her damlasında biraz sen,
biraz ben eksiliyoruz.
Ama aşk hâlâ orada,
sessiz bir kitap gibi raflarda bekliyor;
okuyanı yok,
ama anlamı sonsuz.
Şimdi zaman,
yavaş bir nehir gibi akıyor;
her damlasında biraz sen,
biraz ben eksiliyoruz.
Ama aşk hâlâ orada,
sessiz bir kitap gibi raflarda bekliyor;
okuyanı yok,
ama anlamı sonsuz.
Eğer bir gün kapılar yeniden açılırsa
ve zaman geri dönmeyi kabul ederse,
ben yine orada olacağım;
bir çınarın gölgesinde,
bir kitabın arasında,
bir gülüşün kenarında.
Ve sana sadece şunu söyleyeceğim:
“Dünya yoruldu,
zaman sustu,
ama aşkın hâlâ yaşıyor içimde.”
Şimdi zaman,
yavaş bir nehir gibi akıyor;
her damlasında biraz sen,
biraz ben eksiliyoruz.
Ama aşk hâlâ orada,
sessiz bir kitap gibi raflarda bekliyor;
okuyanı yok,
ama anlamı sonsuz.
Şimdi zaman,
yavaş bir nehir gibi akıyor;
her damlasında biraz sen,
biraz ben eksiliyoruz.
Ama aşk hâlâ orada,
sessiz bir kitap gibi raflarda bekliyor;
okuyanı yok,
ama anlamı sonsuz.
Aşk
Bir gülüşü vardı,
kırık ama sıcak,
yaralı ama umutlu.
Bir şehir gibi taşırdın kalbimi
ve ben o şehirde kaybolmayı
yaşamaktan daha gerçek sayardım.
Aşk
Aşk, bazen savunulamaz bir suçtur;
insan kendini bile ikna edemez
neden hâlâ beklediğini.
Aşk
Uzak bir köyün sabahında,
Tolstoy’un sayfalarından düşen sabır gibi
yavaş yavaş büyüdü içimde sevdan.
Toprak kokusu, rüzgâr, eski bir çınar
ve bir kadının sessiz gülüşü…
Dünya bu kadar sade olabilir miydi?
Olmuştu.
Senin varlığınla.
Aşk
Sana dair,
kapılar kilitliydi,
pencereler kör
ve her duvarda aynı cümle yazıyordu:
“Beklemek de bir yaşam biçimidir.”
Aşk
Sana dair,
kapılar kilitliydi,
pencereler kör
ve her duvarda aynı cümle yazıyordu:
“Beklemek de bir yaşam biçimidir.”
Ben bekledim.
Geceleri bekledim,
sabahları bekledim,
kendi kalbimin yankısında bile seni bekledim.
Aşk
Aşk bazen bir gülüşün kırıntısında yaşar.
Tam bitti sanırsın
ama bir rüzgâr gelir
ve yeniden hatırlatır kalbinin yolunu.
Aşk
Şimdi zaman ağır akıyor,
her saat biraz daha eksiliyoruz.
Ama içimde bir yer var hâlâ,
dokunulmamış, suskun, karanlık.
Orada sen yaşıyorsun.
Ve ben biliyorum;
aşk bazen kavuşamamanın bile anlamını taşımaktır.
Çünkü insan,
sevdiği kadar yalnız,
beklediği kadar derin,
vazgeçmediği kadar gerçektir.
Aşk
Uzak bir kır yolunda yürür gibiyim,
Tolstoy’un sabırlı kahramanları gibi
sessiz ve dirençli.
Toprak ayaklarımın altında,
rüzgâr omuzlarımda
ve kalbimde senin adın.
Aşk
Dünya büyük bir roman olabilir
ama en uzun cümle bile
senin suskunluğun kadar ağır değil.
Aşk
İnsan, sevdiği kişiye ulaşamadıkça
kendi içine sürgün edilir.
Kapılar açılmaz,
mektuplar geri döner
ve umut, gecikmiş bir tren gibi
hep aynı istasyonda bekler.
Aşk
Belki aşk,
iki insanın birbirine kavuşması değil;
iki yalnızlığın birbirini anlamasıdır.
Belki de en büyük sevda,
hiç gerçekleşmeyen ama hiç ölmeyen şeydir.
Şimdi zaman akıyor,
yapraklar düşüyor,
geceler uzuyor.
Ama kalbimde bir yer hâlâ aydınlık:
Orada sen varsın.
Ve ben biliyorum;
bir gün bütün kapılar kapanacak,
bütün şehirler susacak,
bütün yollar bitecek.
Ama aşk bitmeyecek.
Çünkü aşk,
insanın dünyaya bıraktığı
en sessiz ama en kalıcı izdir.
Aşk
Uzak bir taşra sabahı gibi doğuyorsun içimde,
Romanlardan sızan o ağır sessizlik gibi;
toprak kokusu, yavaş bir rüzgâr
ve insanın kaderine razı oluşu…
Sanki dünya, senin suskunluğunu anlamak için yaratılmış.
Aşk
“Beklemek, insanın kendine verdiği en ağır cezadır.”
Ben bekliyorum.
Bir mektup gelmeyecek biliyorum,
bir tren durmayacak bu istasyonda
ve hiçbir kapı kendiliğinden açılmayacak.
Ama yine de kalbim,
bir gülüşünü saklıyor.
Kırık ama sıcak,
yorgun ama inatçı.
Aşk
Belki aşk,
iki insanın birbirine ulaşması değil;
iki yalnızlığın aynı karanlıkta
aynı ışığı aramasıdır.
Ve belki de en büyük sevda,
hiç gerçekleşmeyen ama hiç ölmeyen şeydir.
Zaman geçiyor,
sokaklar boşalıyor,
Aşkın Şehri yoruluyor.
Ama içimde bir yer hâlâ ayakta:
Orada sen varsın,
orada bekleyiş var,
orada aşk var.
Aşk
Gece, paslı bir kapı gibi kapandı üzerime;
anahtarı kimde bilmiyorum,
ama içeride kalan hep ben oluyorum.
Koridorlar uzuyor,
duvarlar susuyor
ve sen, görünmeyen bir tanık gibi
kalbimin en dip köşesinde oturuyorsun.
Aşk
Belki bir gün,
zamanın en uzak köşesinde,
hiç kimsenin bilmediği bir vakit
karşıma çıkacaksın.
Hiç konuşmayacağız,
sadece susacağız
ve o zaman anlayacağız:
Dünya bir yanılgıydı,
zaman bir rüyaydı
ama aşk,
gerçeğin ta kendisiydi.
Aşk
Sonsuz Dava: Aşk
Gece, paslı bir kapı gibi kapandı üzerime;
anahtarı kimde bilmiyorum,
ama içeride kalan hep ben oluyorum.
Koridorlar uzuyor,
duvarlar susuyor,
ve sen, görünmeyen bir tanık gibi
kalbimin en dip köşesinde oturuyorsun.
Beni çağıran kimse yok,
ama her gece aynı mahkemeye gidiyorum;
çünkü aşk, insanın kendine açtığı
en uzun davadır.
Bir taşra sabahı gibi doğuyorsun içimde,
yavaş ve ağır.
Leo Tolstoy’un köylerinden çıkmış bir sessizlikle
toprağın kokusu yayılıyor kalbime,
çınar ağaçları göğe bakıyor,
ve insan, kaderine boyun eğmenin
garip huzurunu öğreniyor.
Ama huzur kısa sürüyor.
Çünkü kapılar birer birer kapanıyor,
pencereler körleşiyor,
ve daralan odalarda
Franz Kafka yürümeye başlıyor.
Onun gölgesi düşüyor omuzlarıma,
ve fısıldıyor:
“Sevmek, ulaşamayacağını bile bile beklemektir.”
Ben bekliyorum.
Günler geçiyor,
yıllar kırılıyor,
mevsimler eskimiş bir saat gibi
duvara asılı kalıyor.
Bir mektup gelmiyor,
bir tren durmuyor,
bir kapı açılmıyor.
Yine de içimde bir şehir yaşıyor;
o şehirde bir gülüş var,
ince ve kırılgan.
Cemal Süreya dizelerinden düşmüş gibi
sıcak ama yaralı.
Bir sokakta adını fısıldıyorum,
başka bir sokakta seni kaybediyorum.
Aşk, bir şehirde kaybolmayı
bilerek yürümektir belki de.
Zaman geçtikçe anlıyorum:
insan, sevdiği kadar büyür,
ama büyüdükçe daha çok yalnızlaşır.
Bir gün bütün kitaplar kapanacak,
bütün trenler paslanacak,
bütün mahkemeler susacak.
Ama kalbimdeki dava kapanmayacak.
Çünkü bu dava,
ne yasaya bağlıdır
ne de zamana.
Bu dava,
insanın kendi ruhuna karşı verdiği
sessiz bir savaştır.
Ve ben yenilmeyi kabul ediyorum.
Çünkü aşk, kazanılacak bir şey değildir;
aşk, kaybettikçe derinleşen
garip bir zaferdir.
Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek,
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.
Çünkü bazı aşklar,
yaşanmak için değil,
insanı insan yapmak için vardır.
Ve belki bir gün,
zamanın en uzak köşesinde,
hiç kimsenin bilmediği bir sabah vakti
karşıma çıkacaksın.
Hiç konuşmayacağız.
Sadece susacağız.
Çünkü gerçek aşk,
konuşulduğunda değil,
susulduğunda büyür.
Ve o zaman anlayacağız:
dünya bir yanılgıydı,
zaman bir rüyaydı,
ama aşk,
gerçeğin ta kendisiydi.
Aşk
Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.
Aşk
Sevmek, ulaşamayacağını bile bile beklemekse, ben bekliyorum.
Günler geçiyor, yıllar kırılıyor,
mevsimler eskimiş saat gibi
duvarda asılı kalıyor.
Ne mektup geliyor,
ne de kapı çalıyor.
Yine de içimde bir şehir yaşıyor;
o şehirde bir gülüş var,
ince, kırılgan, sıcak ve yaralı.
Aşk
Bir sokakta adını fısıldıyorum,
başka bir sokakta seni kaybediyorum.
Aşk, bir şehirde kaybolmayı
bilerek yürümektir belki de.
Zaman geçtikçe anlıyorum:
İnsan, sevdiği kadar büyür
ama büyüdükçe daha çok yalnızlaşır.
Aşk
Bir gün bütün kitaplar kapanacak,
bütün trenler paslanacak,
bütün mahkemeler susacak.
Ama kalbimdeki dava kapanmayacak.
Çünkü bu dava,
ne yasaya bağlıdır
ne de zamana.
Bu dava,
insanın kendi bedenine karşı verdiği
sessiz bir savaştır.
Aşk
Artık yenilmeyi kabul ediyorum.
Çünkü aşk, kazanılacak bir şey değildir;
aşk, kaybettikçe derinleşen
garip bir zaferdir.
Aşk
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 22:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!