Aşkın Tiyatrosu 4

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7469

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşkın Tiyatrosu 4

BELKİ
Sevmek, ulaşamayacağını bile bile beklemekse, ben bekliyorum.
Günler geçiyor, yıllar kırılıyor,
mevsimler eskimiş saat gibi
duvarda asılı kalıyor.
Ne mektup geliyor,
ne de kapı çalıyor.
Yine de içimde bir şehir yaşıyor;
o şehirde bir gülüş var,
ince, kırılgan, sıcak ve yaralı.

Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.

Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.

Belki bir gün,
zamanın en uzak köşesinde,
hiç kimsenin bilmediği bir vakit
karşıma çıkacaksın.
Hiç konuşmayacağız,
sadece susacağız
ve o zaman anlayacağız:
Dünya bir yanılgıydı,
zaman bir rüyaydı
ama aşk,
gerçeğin ta kendisiydi.

Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.

Bir çınarın altında bekleyeceğim yine,
toprak susacak,
rüzgâr geçecek
ve dünya kendi ağırlığıyla yorulacak.
Ama ben yine seni düşüneceğim.
Aşk

Ben yine bekleyeceğim.
Bir çınarın altında,
bir kitabın arasında,
bir rüzgârın kenarında.
Belki gelmeyeceksin.
Belki hiç gelmeyeceksin.
Belki bu bekleyiş, hayatımın tek gerçeği olacak.
Ama yine de seveceğim.
Çünkü insan, sevdiği kadar yaşar
ve sevdiği kadar ölür.
Aşk

Sonunda anlıyorum:
dünya bir sürgün,
zaman bir hapishane,
insan bir yolcu,
ama aşk…
Aşk, bütün sürgünlerin ortasında
yanmaya devam eden tek ışıktır.
Ve o ışık,
sen olmasan bile,
içimde sönmeyecek.
Aşk

Dünya bir sürgün sevgili,
zaman bir hapishane,
insan bir yolcu
ama aşk…
Aşk, bütün sürgünlerin ortasında
yanmaya devam eden tek ışıktır.
Aşk

Aşk,
insanın evrene bıraktığı
en sessiz ama en sonsuz imzadır.
Aşk

Hiçliğin Kıyısında Aşk
Bu sabah dünya biraz daha eksikti;
sokaklar yürümüyordu,
insanlar konuşmuyordu,
ve zaman, eski bir saat gibi
kendi içine çökmüştü.
Ben, bir bankın ucunda otururken
senin adını düşündüm.
Bir insanın adını düşünmek
neden bu kadar ağırdır,
bunu kimse açıklamadı.
Belki aşk,
düşünmenin bile yorulduğu bir yerde
başlayan sessizliktir.
Uzak bir tarlada saban süren bir adam gördüm;
toprağı yarıyordu,
ama yüzünde garip bir huzur vardı.
Sanki hayatın bütün anlamını
yorgun ellerine teslim etmişti.
O an anladım:
Leo Tolstoy haklıydı,
insan toprağa yaklaştıkça
kalbine yaklaşır.
Ama ben toprağa değil,
sana yaklaşıyordum;
ve bu yüzden kalbim
her adımda biraz daha yoruluyordu.
Bir sokaktan geçtim;
kapılar kapalıydı,
pencereler kördü,
ve duvarlar beni tanımıyordu.
Orada bir gölge gördüm;
sessiz, ince, yorgun.
Bana bakmadan konuştu:
“Sevdiğin insan,
senin ulaşamayacağın bir odada yaşıyorsa
hayatın geri kalanı koridor olur.”
Döndüm baktım;
o Franz Kafka idi.
Elinde bir anahtar vardı,
ama hiçbir kapıyı açmıyordu.
Çünkü bazı kapılar
açılmak için değil,
insanı bekletmek için vardır.
Yürümeye devam ettim.
Bir kahvehanenin önünde durdum,
içeride insanlar konuşuyordu,
gülüyordu,
hayatı ciddiye alıyordu.
Ben ise dışarıda kaldım;
çünkü aşk, insanı kalabalıkların bile
dışına iten bir yalnızlıktır.
Bir rüzgâr esti o sırada,
cebindeki eski bir kağıdı düşürdü.
Aldım, baktım.
Üzerinde bir gülüş vardı;
ince, sıcak, yaralı bir gülüş.
Ve bir cümle yazıyordu:
“Bir insanı sevmek,
dünyayı biraz daha yaşanır sanmaktır.”
İmza: Cemal Süreya.
O an kalbim yavaşladı.
Çünkü anladım:
aşk, insanın kendine kurduğu
en zarif tuzaktır.
İnsan sevdikçe bağlanır,
bağlandıkça incinir,
incindikçe derinleşir.
Ve derinleştikçe
hayatın gerçek yüzünü görür.
Akşam oldu.
Gökyüzü karardı,
sokaklar boşaldı,
insanlar evlerine çekildi.
Ben hâlâ yürüyordum.
Çünkü beklemek,
sevmekten sonra gelen ikinci kaderdir.
Bir köprüye geldim;
altından geçen nehir karanlıktı.
Suya baktım,
yüzüm yoktu.
Sadece sen vardın.
Ve o an anladım:
insan sevdiği kişiye dönüşür.
Kendi yüzünü kaybeder,
kendi sesini kaybeder,
kendi zamanını kaybeder.
Ama aşkı kaybetmez.
Çünkü aşk,
kaybedilemeyen tek kayıptır.
Gece tamamen çöktüğünde
gökyüzüne baktım;
yıldızlar bile yorgundu.
Ve içimden sadece şu geçti:
Eğer bir gün dünya tamamen susarsa,
eğer zaman durursa,
eğer insan unutulursa,
aşk yine kalacaktır.
Sessiz, derin, görünmez.
Bir kalbin içinde,
bir hatıranın kıyısında,
bir bekleyişin sonsuzluğunda.
Ve belki o kalp
yine benim olacaktır.
Çünkü ben,
seni sevmekten vazgeçmeyen
o son insanım.
Aşk

Bir sokaktan geçtim;
kapılar kapalıydı,
pencereler kördü
ve duvarlar beni tanımıyordu.
Orada bir gölge gördüm;
sessiz, ince, yorgun.
Bana bakmadan konuştu:
“Sevdiğin insan,
senin ulaşamayacağın bir odada yaşıyorsa
hayatın geri kalanı koridor olur.”
Döndüm baktım;
elimde bir anahtar vardı
ama hiçbir kapıyı açmıyordu.
Çünkü bazı kapılar
açılmak için değil,
insanı bekletmek için vardır.
Aşk

Eğer bir gün dünya tamamen susarsa,
eğer zaman durursa,
eğer insan unutulursa,
aşk yine kalacaktır.
Sessiz, derin, görünmez.
Bir kalbin içinde,
bir hatıranın kıyısında,
bir bekleyişin sonsuzluğunda.
Ve belki o kalp
yine benim olacaktır.
Çünkü ben,
seni sevmekten vazgeçmeyen
o son insanım.
Aşk

İnsan sevdiği kişiye dönüşür.
Kendi yüzünü kaybeder,
kendi sesini kaybeder,
kendi zamanını kaybeder.
Ama aşkı kaybetmez.
Çünkü aşk,
kaybedilemeyen tek kayıptır.
Aşk

Aşk, insanın kendine kurduğu
en zarif tuzaktır.
İnsan sevdikçe bağlanır,
bağlandıkça incinir,
incindikçe derinleşir.
Ve derinleştikçe
hayatın gerçek yüzünü görür.
Aşk

Yürüyordum.
Bir kahvehanenin önünde durdum,
içeride insanlar konuşuyordu,
gülüyordu,
hayatı ciddiye alıyordu.
Ben ise dışarıda kaldım;
çünkü aşk, insanı kalabalıkların bile
dışına iten bir yalnızlıktır.
Bir rüzgâr esti o sırada,
cebindeki eski bir kağıdı düşürdü.
Aldım, baktım.
Üzerinde bir gülüş vardı;
ince, sıcak, yaralı bir gülüş.
Ve bir cümle yazıyordu:
“Bir insanı sevmek,
dünyayı biraz daha yaşanır sanmaktır.”
Aşk

Elimde bir anahtar vardı
ama hiçbir kapıyı açmıyordu.
Çünkü bazı kapılar
açılmak için değil,
insanı bekletmek için vardır.
Aşk

Sevdiğin insan,
senin ulaşamayacağın bir odada yaşıyorsa
hayatın geri kalanı koridor olur.
Aşk

İnsan sevdiği zaman
artık sadece insan olmaz;
bir bekleyişe,
bir hatıraya,
bir zamana dönüşür.
Aşk

Aşkın Yargılandığı Evren
Evren bugün biraz daha dar;
sanki yıldızlar geri çekilmiş,
gökyüzü insanlardan vazgeçmiş gibi.
Sokak lambaları titriyor,
ve ben, adını bilmediğim bir mahkemenin
karanlık merdivenlerinden iniyorum.
Kapıda kimse yok.
Ama içeride bir dava sürüyor.
Sanık: Aşk.
Dosyayı açıyorum;
sayfalar sararmış,
kenarları yanmış,
ve her satırda aynı cümle:
“Bir insan, başka bir insanı neden bu kadar sever?”
Cevap yok.
Uzak bir kır manzarası düşüyor gözlerimin önüne;
rüzgâr toprağı okşuyor,
çınarlar suskun,
gökyüzü ağır.
Sanki Leo Tolstoy
insanın kaderini bu sessizlikte saklamış.
Bir köylü dua ediyor,
bir kadın su taşıyor,
bir çocuk gökyüzüne bakıyor.
Hayat devam ediyor.
Ama kalbimdeki soru devam etmiyor:
çünkü kalbimde sadece sen varsın.
Koridorlar daralıyor.
Duvarlar yaklaşmaya başlıyor.
Kapılar kapanıyor.
Ve bir gölge beliriyor:
ince, yorgun, suskun.
Franz Kafka elinde bir defterle bana bakıyor.
“Buraya herkes gelir,” diyor,
“ama kimse çıkamaz.”
Neden diye soruyorum.
Cevap veriyor:
“Çünkü aşk, çıkışı olmayan bir odadır.”
Bir süre susuyoruz.
Sonra defteri açıyor;
içinde tek bir kelime yazıyor:
Bekleyiş.
Yürümeye devam ediyorum.
Bir şehir başlıyor önümde;
geceyle kaplı,
pencereleri yorgun,
sokakları yalnız.
Bir kaldırımda bir gülüş görüyorum;
ince, sıcak, kırık.
Cemal Süreya gibi bir gülüş.
Sokak lambasına yaslanmış,
sanki bana şunu söylüyor:
“Bir insanı sevmek,
dünyanın bütün karanlığına rağmen
ışığa inanmaktır.”
O anda mahkeme, köy, şehir, zaman
hepsi birbirine karışıyor.
Ve anlıyorum:
aşk, bir duygu değil,
bir varoluş biçimidir.
İnsan sevdiği zaman
artık sadece insan olmaz;
bir bekleyişe dönüşür,
bir hatıraya dönüşür,
bir zamana dönüşür.
Evren büyür,
zaman akıp gider,
insanlar unutulur.
Ama aşk unutulmaz.
Çünkü aşk,
Tanrı’nın insana bıraktığı
en ağır mirastır.
Ve biz,
o mirası taşırken
biraz daha yoruluruz,
biraz daha yalnızlaşırız,
biraz daha insan oluruz.
Mahkeme kapanıyor.
Yargıç zaman çekiliyor,
tanıklar susuyor,
dosyalar yanıyor.
Ama hüküm hâlâ yazılmadı.
Çünkü bazı aşklar
karar beklemez;
sonsuzluğa bırakılır.
Ben merdivenlerden çıkıyorum.
Gökyüzüne bakıyorum.
Yıldızlar geri gelmiş.
Ve içimden sadece şu geçiyor:
Eğer evren bir gün tamamen yok olursa,
eğer zaman kendi kendini silerse,
eğer insan dünyadan çekilirse,
bir yerde,
bir kalbin derinliğinde,
bir hatıranın en sessiz köşesinde
aşk yine yaşayacaktır.
Çünkü aşk,
varlığın son cümlesidir.
Ve o cümlede
sen varsın.
Aşk

Eğer evren bir gün tamamen yok olursa,
eğer zaman kendi kendini silerse,
eğer insan dünyadan çekilirse,
bir yerde,
bir kalbin derinliğinde,
bir hatıranın en sessiz köşesinde
aşk yine yaşayacaktır.
Çünkü aşk,
varlığın son cümlesidir.
Ve o cümlede
sen varsın.
Aşk

Bir köprüye çıktım;
altından zaman akıyordu.
Suya baktım.
Kendi yüzümü aradım
ama bulamadım.
Çünkü insan,
çok sevdiği zaman
kendi yüzünü kaybeder.
Ve o zaman hayat,
bir bekleyişin anatomisine dönüşür:
Kalp umut,
zaman yara,
hatıra kan,
aşk sessizlik olur.
Aşk

Ona baktım,düşündüm ve sordum:
İnsan neden bu kadar sessiz yaşar?
Başını kaldırdı ve dedi ki:
“Çünkü hayat, gürültüyü değil sabrı ödüllendirir.”
Adını sordum.
Gülümsedi:
Aşk

Sen gelmesen bile,
zaman dursa bile,
evren yorulsa bile
aşk devam edecek.
Sessiz, derin, görünmez.
Bir kalpte,
bir hatırada,
bir bekleyişte.
Ve o bekleyişin adı
yine sen olacaksın.
Aşk

Hayatın anlamı sevgidir
ve insan sevdiği kadar Tanrı’ya yaklaşır.
Bir insanı sevmek,
dünyayı yeniden icat etmektir.
Bir gün bütün kitaplar silinecek,
bütün şehirler yıkılacak,
bütün medeniyetler yok olacak
ama aşk,
sonsuzluğun ortasında
en büyük gerçek olarak kalacak.
Aşk

Bir gün,
bütün kitaplar kapandığında,
bütün yıldızlar söndüğünde,
bütün zamanlar bittiğinde
evren sadece şunu söyleyecek:
“Nasıl oldu da insan,
bu kadar güzel bir aşkı yaşayabildi?”
Ve gelecek cevap verecek:
“Çünkü o, sevmekten vazgeçmedi.”
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 22:27:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!