Bir siyasetçi varmış,
arı kovanlarına bakarmış,
kovanları onarır,
arıları kollarmış...
Bir gün
çıkmış iskeleye.
Ne işi var deme!
İnsan bazen
kendi yüksekliğini unutup
tahtanın yüksekliğine inanır.
Bir basamak...
İki basamak...
Üçüncü basamakta
dengesi şaşmış.
Ve düşmüş!
İskele düşmüş,
siyasetçi düşmüş,
ama arılar
havaya kalkmış.
Vızzzz...
Öyle bir vızıltı ki
sanırsın memleketin bütün
hesap defterleri açılmış.
Bir arı demiş:
“Yukarı çıkarken
bizi gördün mü?”
Öteki:
“Düşerken
halkı hatırladın mı?”
Bir başkası:
“Biz bal yapıyoruz kardeşim,
sen ne yapıyorsun?”
Siyasetçi kızmış:
“Susun!”
Arılar susmamış.
Çünkü arı
emir dinlemez
haksızlık karşısında.
İğnesi var!
Küçücük bir iğne...
Ama bazen
koca koca laflardan
daha keskin.
Siyasetçi kalkmış yerden.
Üstünü başını silmiş.
Sonra gökyüzüne bakmış.
Arılar hâlâ tepede.
Bir arı bağırmış:
“Bak yukarıya!
Orası senin kürsün değil,
bizim gökyüzümüz!”
Siyasetçi susmuş.
Çünkü insan
bazen yere düşünce
yeryüzünü daha iyi görür.
Yerde
toz vardır.
Toprak vardır.
Ekmek vardır.
Ve halk vardır.
Yıllardır
yukarıdan bakılan halk...
Arılar dönmüş kovana.
Bal yapmaya devam etmişler.
Çünkü onların
nutku yoktur,
ama emeği vardır.
Sözü yoktur,
ama üretimi vardır.
Kürsüsü yoktur,
ama kovanı vardır.
Ve gece çökerken
kovandan yükselen ses
tek bir cümleye dönüşmüş:
“Ey siyasetçi!
Yukarı çıkmak marifet değil;
asıl marifet,
aşağıya indiğinde
insanı görebilmektir!”
O günden sonra
siyasetçi her iskele gördüğünde
biraz dururmuş.
Basamağa bakarmış.
Sonra kovana...
Arılar da ona bakarmış.
Vızzzz...
Sanki derlermiş ki:
“Dikkat et siyasetçi,
bizim iğnemiz küçüktür
ama
unutkanlığımız yoktur!”
Kayıt Tarihi : 10.08.2026 13:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!