Başım göğsümde ,nefesimi içiyorum
Kuraktı,rehavetli dudağım
Yüzümün en şiirsel dalından öpün
Alın, bu şehir sizin olsun
Taburem dar ,intihar akşamına
Postallarım da oldukça kara
O kadar boşunamı basmışım haziran güneşine
Kafamda kelime yağmuru
Islak bir ekmek gibi yemekteyim beynimi
Beter bir çizginin içindeyim. Yeterince kötü değilim,doğrusu iyi olmak da gelmiyor içimden.Sürü psikolojisine bir baş kaldırıdır benim iyiliğim ya da kötülüğüm.Önyargılara,gerek siz seslere ve çok bilmiş laflara tahammülümün olmadığı bir sınırdayım.
İyiler ve kötüler koyu bir gecenin arafı gibi.Bir İyi kaç kötü eder?çok şıklı seçeneklere cevap verme refleksimi kaybettim çoktan.Sizin iyilikleriniz bir ego fırtınası.Ama ben bu rüzgarda esmem.Biliyorum kendimi.Ben kızıl bir gerçeğin tutkunuyum.Keskin doğrulara yönelir amaçlarım.
İyinin ve kötünün ötesindeydi benim erdemim ,öyle var ederim kendimi.Özeleştiri mekanizmanız paslanmış ve buna iyilik diyorsunuz.Peki kötülerin ruhuna olan bu hevesiniz ne diye ?Yalnızlığa oynuyorsunuz, içinizdeki kalabalığa itaat ederek.Neydi bu çelişki,yapay bir eylemin utancı mıydı yoksa ?
İyiler ve kötüler,bir çemberin kısır meyvesi gibi,döner etrafında , kendi varışına mağlup olur hep bu ahlak yasanız.Aranızda yürürken muazzam bir dikkat algısı sarar beni.Çünkü ince bir üzerindeyim ve en ufak hareketimde kaybeden ben oluyorum , ya da siz öyle dersiniz.Halbuki soluk alışlarımı dinlemek isterim masmavi titreşen yıldızlar üzerinden,hesapsız ve çıkarsız ,duymadan kaygısını iyiliğin ve kötülüğün.Despot bir mahkemedesiniz.Yargıçlarınız var ama suçlu yok .Kara bir zindanda özgürlüğünüzü kutluyorsunuz , yazık!!!
İyiler ve kötüler bir ihtimal daha yoktu.Çünkü böyle emreder istemleriniz.Başka bir renk sizin karanlığınızdı.korkuyorsunuz ışığa olan özleminizden ,çağıl çağıl akan suların sesine kulak vermekti belki başka bir ihtimal …ya da taşımaktı sonsuz bir yüreği ,değişimi ve hareketi..
İyilikleriniz bir acımaydı kendinize .Belki de bir övünme arzusuydu.Kötü olmayı beceremiyorsunuz .Çünkü kötülük cesarettir diye öğretilmiş size.halbuki cesaret özgürlüğü avuçlarında sımsıkı tutmaktı.direnmekti,su gibi ateş gibi..
Hatırlıyorum da hızlı yürürdün
Fakat dünya daha kalabalık
Dönüşen bir savaş var
Eteğini koşturup, yürüyemediğin bir kaos
Kirden rengi tanınmayan insanlar
Nereye baksam beyaz bir tutsaklık
Hiçbir tanrının gücü yok beni affetmeye
Ki ben iman ettiğim yoldan yeni döndüm
Oturup ağladım
Utandım yüzümdeki araf kadar derin çizgilerden
Utandım ardından bıraktığım ,kırgın ve kırık aynalardan
Alnımdaki kederi sildim
Heykeller kadar yaşlıyım şimdi
Ve bir o kadar da yalnızım
Nietzche’nin zerdüştü kaçak yüreğimde
Bağırıyorum kalabalıklar arasında
Kof adamlar suçluyor beni
Şuursuz şiirlerim
Hudutsuz sevişmelerim
Yüzüm kanla yıkansın dostlarım
Temiz bir sayfa açacak vaktim varken
Mektuplarım var bir de
Patlamaya sabırsız birer mavzerler
Uykusuzluğun bıçak ağzı
Kertik açıyor boynunda gecenin
İllegal akşamlar giyinmişim
Dokuz doğurur şafak
Gezici bir korodur yıldızlar
Mozart’ın kıskandığı
Şimdi hangi sonbahardayım
İbadet ederken mevsimlere
Ben şimdi kaç kez yenildim
Perişan bir kapıdan çıkarken
Yaşam bir kemik gibi batıyor,urgan bedenime
Arabesk kalmak
Kalın bir kitabın ortasındayım
Sayfalar ağır ilerliyor,ölümün yetmediği..
Okudum,
Sonbaharın bir levha gibi temiz olduğunu
Elveda derken,gök mavisini
Alnından öptüm kitaplarımın arkasındaki duvarın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!