"Hava sıcak olduğunda geceler daha sessiz oluyor."
İşte bunlar ölmeden önce söylediğim son sözlerdi. Sonra ensemde bir metalin soğukluğunu ve sırtımda kanın sıcaklığını hissettim. Metal boynumun diğer tarafından çıkıp başımı sepete düşürmeden önceyse bütün yazarlara saygı duydum.
Ölümü bu zamana kadar kaleme alan herkes, şaşırtıcı derecede isabetli şekilde tarif etmişti. Bir anda parmak uçlarından başlayarak tüm vücudun irkiliyor ve cildin yanmaya başlıyordu. Bu, soğuyan tenin ve havadaki sıcaklık arasındaki farkın arttığını gösteriyordu. Soğuyor, fakat yanıyordun.
Gelir geçer ömürden canan ile can,
Her selamın sonunda bir vedası var,
Gönüller ayrılığa alıştığı an,
En büyüğü bile bir hoşçakal kadar.
Paslanmışsa kalbinin çarkı sevmeye,
Deve ettik gözümüzde,
Çok büyüttük özümüzde,
Üçümüz de beşimiz de,
Bir nefeslik ömür gördük.
Ölümünü hep yok saydık,
Bir ömür daha yaşamak gerek
Bir kadeh daha ayrılık içmek
Bir daha aşık olmaktır belki
Bilmem hikmetini ne gösterir
Bu kısa ve tatsız ömürde göremediğim
Yalnızlığın.
Bir mum söndür,
bırak o şarap kokan masada,
ne varsa gömülsün karanlıklara,
Nasıl olsa aşk yok şimdi...
olsa olsa birkaç hatıra,
kalplerimizde birbirinin izi.
Gölgesi yığılsaydı üstüne saçlarının,
Soğurdu közü, bugün değilse yarın,
İçimdeki yangının...
Belki küllerinden bir umut doğardı,
Unutup maziyi denizinde boğardı,
Penceremden odama düşer ayrılık,
Çam ağaçlarının gölgesi kadar sahi,
Ayrılıkla da ayrılır ağrımız,
Yok mu bu dertlerin çaresi?
Aynı yanıt üç soruya da,
Ne sende bir dal sigara,
Biz; sessiz bir hatıradır,
Soluk bir resim,
Hâlen kalbe huzur verir,
Sanki hala benimlesin.
Biz, biraz serindir,
Soluk bir resim gibi,
Eski bir hatıra,
Nefesten eksilen yıllar.
Doğmamış gibi ölmek varsa,
Ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz,
Bugünümüz haktan geliyorsa,
Bambaşka bir çağda düşlüyorum bizi,
Çünkü birbirimize hiç mektup yazmadık,
Hiç posta pulu görmedik ne sen, ne ben,
Seninle bu çağı hiç sevemedim.
Şimdi hızlı tüketim çağında yaşıyoruz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!