1/:
Her ne zaman
Açsam çiçekli perdesini odamın
Bir adam bana bakar
Durup karşı kaldırımdan
Çiçek açar yanağım
1/:
Oturur duvardaki takvimin kıyısına,
Zavallı 20 nisan.
Ağım ağım ağlarmış:
'Neden 23 değil de,
20'dir adım,' diye.
1/:
Hey martılar martılar
Tam altınızdayım bakın
Kapın alın mavi dünyanıza
Sarı gagalı oğlunuza
Tanıtın arkadaş diye
I/:
Uçar da uçar
İnce ve uzun kanatlarıyla
Kiralık baca arayan bir leylek
Leylek leylek lekirdek
Bir güneye giderek
1/:
Bir kuşluk vaktiydi
Kuşlar kanat salladılar
Ben çıktım hızla evimizden
Evinizden sen daha hızlı çıktın
O çıktı en sonunda en hızla evlerinden.
1/:
Özlem ile dolaştı hoyrat ellerim,
Kanımı dirilten türkülerime:
“Hasret bitiren yollar,
Dosta götüren yollar...”
***
1/:
Açılır perdesi bir yaşımın.
Babam sevinir: Ba-ba, dedi diye.
Annemse kalır buruk buruk...
2/:
Açılır perdesi bir yaşımın.
Tayyiasumanlardayım
1/:
Ben, her gece Asuman,
Burada girerim de yeryüzü yorganına,
Her sabah ayın arka yüzünde / 40 fitte yekinirim.
1/:
Mart çimmelerinde ayaz artığıyız biz...
Tenimiz dağlıydı narla. Aşkımızı dağlayan sabahların hürmetineydi devinim. Ayazıydık Sibirin, ateşi ekvatorun... Ve yazgımız, bidayetten arta kalan yarım yavukluların nisandaki çiçek gözleri. Şimdi aşk zamanıydı. Kaderi mavi olan delikanlıların nişan gecesi ayrıyeten. Dedik ya dağlıydı bilcümle ten. Bir Nepal rahibinin peşindeydik ilk seyyahlar olarak. Ve turuncu bir ehram gibiydi düşlediğimiz geometrik yapılar kat be kat. Bir aşk ve ışk hanesindeydik sayın ki ol zamanda biz. Hepimiz ilk kez doğuruyorduk yüreğimizi. Orta çağda bir barda olacak olanlarsa çok gerideydi daha. Sabretmek gerek... Sabrederiz çaresiz...
2/:
Mart çimmelerinde ayaz artığıyız biz...
Dört bir yanda hodbinlik. Bin bir yanda harami artıklarıyla çevriliyiz. Çevremizi saransa siyahlığın şanından epik destanlardı kanlı yaş ile. Her bir şey ol zamanda kalbimizin içindeydi daha. Ve uç veriyordu zamansız uğraş ve cesaret. Harmonik hışırtılar halindeydiler. Ve habire çıkıyorlardı seddin ardından Goglar. Binlerce orfe peşlerinde ayan beyandı. Gariptir. Hepsi de 'r' sesine vurgu yapıyordu. Ve peltek bir lehçede konuşuyorlardı aşka dair diyeceklerini. Yüzleri yoktu ki bunların. Vicdanları olsun. Ya da yok muydu ibliste izan?
1/:
Önceleri pek korkuyordu dervişan...
Çarşaf çarşaf açılıyordu gece. Ve yıldızlar gerdekte. Seyyarelerde doğum sancısı. Usul ve ince. Her şey bir denizde idi bidayette. Denizse kap kara bir yatağın içinde. Ya insanlık? Hak getire.
2/:
Önceler pek korkuyordu dervişan....
Zil ve tef sesi karmada birbirine. Bizce bir kaos. Ya da kozmosun anası ağrı çekmede. Tellallar doğacak kızı haber vermede. Dedik ya. Belki de zılgıt çalarak kurban vermedeydi uluslar. Doğrusu ya önceleri hiç korkmuyordu dervişan. Sonra gelenlerin bahtları dürük bükük. Ve gözleri bozarıyordu galaktik dızmanların. Sabit bir loş aydınlıkta meleşiyordu kuzular. Bozonlar salkım saçak. Nötronlar sarhoştu. Nötrinolar bir hoş... Zil ve tef senfonileriyle birlikteydi savaş hazırlıkları. Ya da saklamıyorlardı hard porno içeren gülüşlerini paralı lejyonerler. Ve kaba şakalaşmalarını duyuyordu içerdekiler.




-
Mahmut Okur
-
Salim Kanat
Tüm YorumlarÜstadı şahsen tanımamakla beraber memleketlisi (Sorgun) olmam hasebiyle ismen bilirim. Benim de Ahmet Yozgat adında bir eski arkadaşım var. Şiirle de ilgilenmez. Bu sayfayı görünce sandım ki O... Sonra şiirlere ve şiir sayısına baktım da aman Ya Rabbi... Bir ömre sığmaz bunlar hem de bu kalitede, ...
Birkaç şiirini okur okumaz anladım ki sıradan olmayan, farklı, orijinal bir şairle karşıkarşıyayım. Şairin üretkenliği karşısında hayretimi de ifade etmeden geçemem. Kendisini okumaya ve takibe değer buluyorum.