YUSUFUN GÖMLEĞİ
Yakup oğulları çaresiz
Yola koyuldu
Yusuf’un gömleğiyle
YALNIZ İNSAN
Bir kadın kenti ağlıyor bağlamış yedeğine
Kent yağmalanıyor yangınlarla afetlerle
Nedensiz zulümler işleniyor ha bire
Bu hengamede bize yeni bir aşk lazım
YAŞAMA SANATIDIR AŞK
Yavaş git sarsma dengeleri ey aşk git
Hayat bir dengedir bunu unutma
İçindeki seni yokla hatrını sor unutma
Özünü iyi tut onu unutma
Çocukluğum
Babam sahur vakti annemi rahatsız etmez kalkar akşamdan annemin bana mali moli olmasın diye sıkı sıkı tembih ederek yaptığı ve sonra tencereden düz bir tepsiye dökerek soğuttuğu çılbırı tereyağı dökerek ısıttığı, yanında aynı özenle tereyağıyla yeni bir lezzet için kızarttığı pideyle sunduğu menüyü yemek üzere kalkardık.
Daha ufak yaşlarda sahurlara uyanır babam tarafından zorla uyutulurduk. Yat uyu sana oruç farz değil azarlarıyla uyumaya zorlanır anne merhametinin baskın çıkmasıyla bazen zafer elde eder bu muhteşem sofraya kavuşurduk. Oruç bize bir mükâfattı. Zaten yemekle arası olmayan biz cılız yavruların muhallebi sevdası hiç de yadırganacak bir şey olmamalı o ortamda.
Ailem ve Ben
SALİH DEDEM NAM-I DİĞER HAFIZ SALİH
1911 doğumlu. Ailenin en büyük oğlu. Babadan yetim kalmış. Annesinin Hafızlık yapmak için ayırdığı tek evladı. Dört erkek bir kız kardeşler. Önceleri çeşitli yerlerde imamlık yapmış. Ramazan imamlığı için Gürcistan’a bile at sırtında gittiği söylenir.
Annesi, kardeşleriyle beraber bir vapur yolculuğuyla İzmit’e göç ederler. Yeterli paraları bulunmadığı için kardeşlerini kilim ve yorganlara sararak getirirler. Önce Kocaeli’ye bağlı Döngel köyüne yerleşirler. Bir ara Balıkesir’e İmamlık yapmaya gider. Orada ikinci evlilik yapıp bir kız çocuğuna sahip olduğu söylenir. Kumayı birinci kabul ettiremeyince boşar ve unutur onları. Ara sıra bahsi edilirse de o pek katılmaz. Bu olay bir şehir efsanesine dönüşür.
ÇOCUKLAR VE BÜYÜKLER
Çocuklar büyüklerin ateşinde yanıyor. Büyükler emelleri uğruna küçükleri harcıyor. Büyükler kötü emellerine küçükleri alet etmekten vaz geçmiyorlar. Büyükler ne kadar büyükse küçükler de o kadar küçük.
Çocuklar, günahsız yavrular, günahkar büyüklerin oyunlarının kurbanı haline geliyor. Biz büyükler küçükleri kendi kirli işlerimizde kullanmaktan vaz geçmiyor, onları kendi kirli işlerimizin kurbanı haline getirmekten çekinmiyoruz.
YİNE AYNI SENARYO
BU ülke bu senaryoyu çok gördü. Bitti derken yine aynı senaryoyu görmek aslında bizi şaşırtmadı. Bazıları şaşırıyorsa da bu işin bu kadar kolay olacağını biz hiçbir zaman düşünmedik zaten
BEYAZ TÜRKÜN ÖZGÜRLÜĞÜ
Senin özgürlüğün benim özgürlüğümü engelliyor, benim haklarımı ortadan kaldırıyorsa bu özgürlük değil düpedüz hak ihlalidir. Bu özgürlüğe sokağa işeme özgürlüğü denir. Bu bir hak değil düpedüz ak ihlalidir.
Çağ özgürlük çağıdır, evet ama bu özgürlükler de sınırsız değildir. Her şey gibi özgürlüğün de bir sınırı vardır. Toplumun yaşama hakkına zarar veren özgürlük hak olamaz. Hatta her hangi bir bireyin yahut bir varlığın -bu canlı veya cansız bir varlık olabilir- özgürlüğünü veya haklarını ihlal ediyor, sınırlıyorsa bu özgürlük bir hak değil, hak gaspıdır.
Bugün bazı insanlar kendilerini o denli toplumun, hatta her şeyin üzerinde görüyor olmalılar ki her şeyi yapabileceklerini söylüyorlar. Bu tipler özgürlüklerini nasıl bu kadar ileri götürebiliyorlar. Bu hakkı nasıl kendilerinde bulabiliyorlar. Acaba doğuştan böyle haklara sahip olduklarını, kendilerinin seçilmiş insan mı olduklarını düşünüyorlar. Böyle mi inanıyorlar, yoksa böyle mi inandırıldılar. Küçüklüklerinden beri bu telkinlerle mi büyüdüler. Kendilerinin Beyaz Türk oldukları, doğuştan bazı ayrıcalıklarının olduğu mu fısıldandı kulaklarına, bu ninnilerle mi büyütüldüler. Kendilerinde başka olanları zenci mi görüyorlar. Yoksa ülkemizde Hindistan’daki kast sistemi mi var da bizim haberimiz olmamış?
Bu ben ne yapsam doğrudur mantığıyla hareket eden zavallılar, halkı gerici diye damgalıyor, inanmayı gerilik kabul ediyor, her türlü hakkın kendisinde olduğunu düşünüyor. Kendi sınıflarından olmadığını düşündüğü birilerinin kendileriyle aynı haklara sahip olmasını hazmedemiyor ve onlara aptal: geri zekalı damgasını yapıştırıyor; böylece kendileri çok akıllı ve ileri zekalı, seçkin insan oluveriyor, böyle düşünerek mutlu oluyor zavallılar.
‘BİR BÖYLE YAŞAMAK GÖRÜLMEMİŞTİR! '
Hayatımız giderek zorlaşıyor. Yahut başka bir deyişle hayatımızı git gide zorlaştırıyoruz. Bu nasıl oluyor, bunu nasıl yapıyoruz onu irdeleyeceğim şimdi.
Evet bir el sanki bizi kıskaca alıyor. Her tarafımızı kuşatıyor. Ölümler, öldürmeler, bombalar,yıkımlar, savaşlar, açlık, kıtlık,yokluk ve hastalıklar. Daha kötüsü insanlar arsında başlayan psikolojik savaş. Hayatı en fazla çekilmez kılan da bu. Bitmeyen istekler, iletişim eksikliği diyemeyeceğim hemen hemen hiç olmaması, bir birini iğnelemeler, saldırganlık, egoistlik. İşte hayatımızı çileye dönüştüren nedenler. İşte intiharların en büyük değilse de ikinci nedeni. Mutsuzluk ve sonucunda hayatına son verme isteği.
İşte hayatın anlamsızlaşması sonucu ona son verme çabası. Bu anlamsızlaşma hayatımızı yanlış kurguladığımızı yüzümüze vuruyor. Aslına olayın temelinde yatan neden bu. Biz niçin yaşadığımızı bilmiyoruz. Evet evet tam da bu noktada düğümleniyor mesele.
O halde meseleyi halletmeye buradan başlamalıyız. Biz kimiz ve bu dünyaya neden geldik? Hadi bakalım bunu tartışalım önce.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim