Ahmet Kemal Şiirleri - Şair Ahmet Kemal

Ahmet Kemal

HALEP YANIYOR

Bir kadın gördüm çocuğunu kaybetmiş
Kar yağıyordu üstüne
Soğuk işlemiş ciğerine
Yanıyordu ateşler içinde

Devamını Oku
Ahmet Kemal

HALİM

İçim sızlıyor içim
her şey başka bir biçim

bu evrende sanki ben

Devamını Oku
Ahmet Kemal

HAYATA DAİR

7

Gereğin düşünüldü
Hayat ne kadar ucuz

Devamını Oku
Ahmet Kemal

HAYAT ŞARKISI

Şimdi git hayatı iade et bana
O güzel günleri o onulmaz gençliği ve yaşama sevincini
Ben bir şair olarak ararım gün boyu yaşama sevincine
Bahar benim baharım kış benim kış kışım

Devamını Oku
Ahmet Kemal

GAZZE’DE İNSANLIK ÖLDÜ


Ne Tanrı öldü ne Gazze’liler; Gazze’de insanlık öldü. Ne insanlık kaldı, ne insani değerler. Birleşmiş Milletlerin ‘İnsan hakları bildirgesi’ de kadük oldu. Yok böyle bir şey. Hepsi bir safsata, hepsi bir aldatmacadan ibaret. Bu gerçek apaçık ortaya çıktı.
İnsanlığın suratına vurmalı artık bu apaçık gerçeği. İnsanları kandıran, aldatan bu zalimlerin suratına çarpmalı o bir kötü yalandan ibaret olan İnsan hakları yutturmacasını. Yuh olsun yüzyıllardır insanları aldatıp duran ikiyüzlü zalimlere. Yuh olsun hem zulüm yapıp, hem de timsah gözyaşı dökenlere. Artık inanmıyoruz sizin cafcaflı yalanlarınıza. Kanmıyoruz, kanmayacağız timsah gözyaşlarınıza.
İnanmayacağız Gazze’de bunca çocuk, kadın katledilirken; hastaneler, okullar, bombalanırken ses çıkarmayan sahtekar, iki yüzlü, aramızda yalancı maskelerle dolaşan katillere, canavarlara. İnanmayacağız süslü, cafcaflı medeniyet yalanlarına. İnanmayacağız hümanist aldatmacalara.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

ORTADOĞU CEHENNEMİ

Orta Doğu’da neler oluyor? Orta Doğu bir cehennem sanki. Bir cadı kazanıdır kaynıyor yıllardır Orta Doğu’da. Kim kaynatıyor bu kazanı, kim odun taşıyor bu cehenneme? Kim alevlendirip durmakta bu ateşi?
Biz bu meseleye iki yönden bakacağız: Biri maddi yani zahiri planda olup bitenler açısından diğeri manevi, yani batıni planda olup bitenler açısından. Öncelikle manevi planı öne çıkaralım ve diyelim ki; bu gün kan ve ateş dolu coğrafyanın iki ana mekanı var. Biri Suriye ve diğeri Irak coğrafyası. Bu iki Coğrafya da Efendimiz AS. ın mübarek torunlarının kanının bulaştığı mekanlardır. Ve o mübarek kanın döküldüğü günden beri bu topraklar iflah etmemiştir.
Küfe ahalisinin ihaneti günlerce aç ve susuz kalan 70 kutlu insanın şehit edilişi gayret-i Rabbaniyeye dokunmuştur. Bu ümmete emanet edilen al-i beytin Müslümanların ihanetine uğraması ve hunharca katlinin acı intikamıdır tüm bu olup bitenler. O gün bu gün bu topraklar gün yüzü görmemiştir, görmeyecektir de. Hz. Hüseyin’in mübarek bedeninin başlarından ayrılışı Irak topraklarında olmuştur. Mübarek başları ise Şam’a götürülmüştür. Bu olay çerçevesinde bu iki bölgeye dikkat edilirse görülecektir ki asırlardır bu iki bölge rahat ve huzur yüzü görmemiştir.
Şimdi gelelim işin maddi, zahir planına. Bu gün bu bölgelerde görülen savaş ve akıtılan kan Ortadoğu’ya bir kanser yarası gibi yerleşmiş İsrail yüzündendir. Çünkü İsrail küçük bir terörist devlet olmaktan ziyade büyük bir yayılmacı planı olan Siyonizm’in vatanıdır ve Orta Doğuyu baştanbaşa işgal edip orada Büyük İsrail Devleti kurmanın peşindedir. İsrail yüzyılın başından beri bunun planlarını yapmakta, icrası için adım adım ilerlemektedir. Osmanlı’nın parçalanışı da bu yüzdendir. Şimdiki Irak ve Suriye’nin parçalanması da bu amaca yöneliktir.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

MÜSLÜMANLARIN DÜNYEVİLEŞMESİ

Günümüz Müslümanının dünya ile imtihanı oldukça zorlu. Bir yandan artan refah seviyesi, bir yandan teknolojinin sunduğu imkanlar bu dünyevileşmeyi oldukça kolaylaştırıyor. Kolayca elde edilebilen özel otomobiller, gelir düzeylerinin yükselmesi bu dünyevileşmeyi zorunlu hale getiriyor adeta.
Dün yadırgadığını bugün yapar hale geliyor günümüz Müslümanı. İşten gelince oturuyor TV’nin başına, yemeğini de namazını da TV’ye göre ayarlıyor artık. 3 T kuralı diyor buna bir hocam. Açılımı terlik, takke, televizyon. TV çıktı çıkalı böyle oldu.
Babam TV’ye direndi. O eski kafaydı. Cami görevlisiydi. İlk defa TV’yi evine alan amcamdı. Biz ona gidince aval aval seyreder, ne büyük mutluluk diye imrenirdik. Bir gün bizim de olacak mı diye hayal edere dururdum. Kahvehanelerdeki TV’leri seyretmek için yaşımız pek küçüktü. Ancak dışardan bakabilirdik. Komşunun TV’si pencereden görünürdü, oradan gördüğümüz dünya sihirli masal dünyasıydı sanki.
İlk TV’yi ben aldım Babamın evine. Üniversiteyi bitirmiştim. Eve dönmüş atanmayı bekliyordum. İstanbul’da bekar evimde tek elektronik aletim eski kiracı arkadaşımdan bana evle birlikte kalan teypti. Kasetçalara biz bu adı vermiştik. İki tane kasetim vardı bir Sezen Aksu’ya diğeri

Devamını Oku
Ahmet Kemal

MÜSLÜMAN NE ZAMAN KURTULUR


İslam aslında kurtuluş demek. İnsan Müslüman olunca kurtulur, nefsin ve şeytanın esaretinden. Müslüman olmak demek kurtulmak demektir hakiki manasıyla. Ama nerde o Müslüman. İslam’ın teslim olma manası da var. Teslim olan kurtulur. Kime teslim olunacak. Allah’a. Demek ki Allah’a tam anlamıyla teslim olan dünya ve ahiret saadetine erebileceği gibi selamete çıkar, dünya ve ahiretteki felaketlerden korunur, hakiki anlamıyla kurtuluşa erer.
Hasan-ı Basri’ye sormuşlar:’ Müslümanlar ne zaman kurtulacak.’ O da şöyle buyurmuş: nerde Müslümanı? Bana Müslüman göster, kurtulduğunu haber vereyim. Gerçek Müslüman zaten kurtulmuştur. Sahabenin nasıl Müslüman olduğunu sormuşlar ona. O da ‘Siz onları görseydiniz deli zannederdiniz. Onlar sizi görselerdi ‘Bunlar Müslüman değil’ derlerdi.
İşte size Müslümanlık ölçüsü. Başımız neden belalardan kurtulamıyor anlayın. Bu gün her şeyimizle batılılara benzemek için yarışıp durmakta değil miyiz? Onları taklitte öyle ileri gittik ki bu gün onları fersah fersah öteye geçmiş durumdayız.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

İNSANOĞLU ACİZ

Hiç farkında değiliz ne kadar aciz ve zavallı olduğumuzun. Bu zavallılık tarife gelmez. Az bir sıcaktan bunalıyoruz. Üşüyoruz az bir soğuk görsek. Acıkıyoruz, yemek ihtiyacı duyuyoruz. Bir az fazla yesek rahatsız oluyoruz. Susuyoruz, biraz fazla su içsek rahatsız oluyoruz. Biraz yol yürüsek yahut biraz ağırlık taşısak veya biraz iş yapsak yoruluyoruz. Akşam oluyor uykumuz geliyor. Uyuyunca dünyadan haberimiz olmuyor.
Aciziz ama güçlü olduğumuzu sanıyoruz. En ufak bir böcek soksa hastalanıyoruz. Ayağımıza bir taş takılsa sendeleyip düşüyoruz. Az bir üşütsek sancılanıyoruz. Bir az güneş görsek çarpılıyoruz. Burada hemen aklıma Nemrut’un hikâyesi aklıma geliyor. Onun hayat macerası bizim insan olarak traji-komik halimizi anlatıyor. Hikaye şöyle: Bir yolculuk sonrası batan gemi. Gemi parçalanır bir parçası denizin üstünde kalır. Üstünde bir hamile kadın. Kadın çocuğunu orada doğurur ve ölür. Çocuk kurtulur. Onu karaya çıkarırlar, büyütürler ve başlarına tiran olur bu çocuk.
Menakıp yazarı bu olayın hikmetini şöyle açıklar: Allah onu böyle aciz bir haldeyken kurtardı, kendisini kurtaranların başına tiran kesildi ki ona büyüklenmesinin anlamsızlığını hatırlatmak için olduğunu söyler. Bu yetim Nemrut’un feci sonunu da hepimiz biliyoruz. Bir topla sivrisinek. O tanrılık davasını güden zavallıyı bir küçük topal sivrisinekle yok ediyor. Heyhat. Nereden nereye. Demek ki insanın kibirlenmek için hiçbir tutarlı nedeni yok.
İnsan kendini ne sanıyor. Zavallı insan. Aciz insan. Kurum kurum kurumlanmak niye. Küçük tepeleri ben yarattım diyen zavallı, büyük tepeler dedemden kaldı. İşte zavallı insan neyine güveniyorsun. Bir parça bezden başka bir şey getiremeyen aciz insan o da mezarda kalıp çürüyecek. Hem kefenin de cebi yok. O halde bunca hırs niye. Bunca aç gözlülük neden acaba. Hiç ölmeyecek misin? Bu dünyaya kazık mı çakacaksın.

Devamını Oku
Ahmet Kemal

BÜYÜK OYUN
2
Birileri büyük oynuyor. Dost sandığımız ABD mi, yoksa ABD’yi de umursamayan uluslar arası büyük sermaye mi? Türkiye ne zaman büyük bir işe soyunsa, sömürücülerin tekerine taş koysa hemen büyük bir oyun kurulur ve ülkenin onunla meşgul olup büyük iş engellenir.
Devlerin arasında parsadan pay almak o kadar kolay değil. Her büyük oyuncu olmaya kalkmasak ta aynı şeyler başımıza gelmiyor muydu? 12 Eylül öncesi Kentlerin kurtulmuş bölgelere ayrıldığını unutmadık henüz. Her gün bir kişinin öldürüldüğünü de unutmadık.
İster büyük oyuncu olmaya çabala, isterse sana tayin edilen yerde küçük bir figüran ol bu dünya arenasında başın beladan kurtulmayacak. O halde her şeyi göze alarak büyük oyuncu olmaktan başka çare yok. Türkiye artık küçük oyuncu liginden büyük oyuncu ligine çıkmak zorunda. Hem de çevresini yararak, canla başla boğuşarak. Kimse kimseye bu ligde yükselmeyi altın tepside sunmayacak. Sen kendi çabanla, savaşarak ve kaybetmeyi göze alarak yapacaksın bunu ey ülkem. Sen kendi yumruğunla ağır sıklete çıkacaksın. Canla başla savaşacaksın ve dünya süper liginde yerini alacaksın.
Tabii şu an dünya üstünde hakim güçler boş durmayacaklar. Seni engellemek için yüzüne gülecek arkandan vuracaklar. Bu yolda sana bin bir tuzak kuracaklar. Bu yola çıktığın için seni pişman etmek üzere olmadık işler planlayacaklar. Bin bir oyun kuracaklar. Oyuna gelmeni bekleyecekler. Eğer sen onlara karşı oyun kuramazsan seni birinci lige çıkmaya davrandığına pişman edecekler.

Devamını Oku