MANKURTLAR
1
Beyinleri yıkanmış bu zavallılara Mankurt adını takmıştı Cengiz Dağcı. Bir romanında mankurtlaştırılan bir adamın annesini tanımayıp öldürüşünü konu edinir eser. Bu beyni yıkanmış, kendine yabancılaştırılmış, aile ve çevresine düşman edilmiş insanı ele alacağız bu yazıda.
İslam dünyasının her tarafında rastlıyoruz bu örneklere, hem de bolca. Bu tipler özel bir planla hazırlandı ve İslam dünyasının işgali böyle başladı. Batının sömürü düzeni böyle kuruldu. Ve hala bu işgal ve sömürü olanca hızıyla devam ediyor.
İlk Mankurtlaştırmayı Romalılar yapmıştı. Düşmanları olan Galya’lıları kendi okullarında eğiterek, kendilerine gönüllü köle ve asker haline getirdiler. Çağdaş Batı Roma olan ABD ve Çağdaş Doğu Roma olan Rusya aralarında anlaşarak dünyayı bölüştürler, kendilerine ayrılan alanlarda yaşayan milletlerin içerisinden seçtikleri özel adamları mankurtlaştırdılar ve kısa zamanda onlar vasıtasıyla köle haline getirdiler. Ve kendilerine sadık olan bu köleleri ülkelerinde yüksek mevkilere getirdiler, o ülkenin finansa, sanayi ve medyasının hakim noktalarına getirdiler. Böylece onlar vasıtasıyla sömürülerini kökleştirdiler. Onlar vasıtasıyla o ülkenin maden kaynaklarını ve bütün zenginliklerini ele geçirdiler ve en uygun yoldan ülkelerine transfer ettiler.
MEDYANIN GÜCÜ
Medya günlük hayatımızın içine girmiş olan en büyük faktör. Tanzimat’la birlikte Türk düşünce hayatına giren gazete bu gün TV ve internetle hayatımızı kuşatmış durumda. T’nin renkli dünyası ülkenin en ücra köşelerine kadar girmiş durumda.
Bu yarım asır önce başladı. Her geçen gün biraz daha ilerleyerek en ücra köşelere kadar nüfuz etti. Bu gün cep telefonlarıyla bireyin tüm hayatını kaplar hale geldi. Ailenin içerisine nüfuz etti. Günlük hayatı kuşattı. İnsanın ruhunu kuşattı ve tümüyle esir aldı.
Kentte olup biteni köye yansıttı. Varlıklı olanların dünyasını yoksulların vitrinine çıkardı ve onların kıskançlıklarını tahrik etti. Bu kıskançlık düşmanlığa yol açtı. Bu düşmanlık toplumda yarıştırmaya yol açtı. Bu gün ülkenin doğusunda ayrılıkçı güçler dağa adam kaçırıyorsa bunda medyanın umarsız yayıncılığının, sorumsuz yayıncılık anlayışının büyük payı yok mudur dersiniz?
Dün sokağımızda varlıklı aileler çarşı-pazardan aldıkları şeyleri yoksullar görüp tamah etmesinler diye gizli gizli taşırlardı evlerine. Bu gün medya yüksek tabakanın cafcaflı hayatını alabildiğine tüm ülkenin gözleri önüne arz ediyor, insanların tamah ve arzularını kamçılıyor, o hayata erişme hayalini bile göremeyenlerin düşmanlık hislerini uyandırıyor.
YENİ PAGANİZM
Paganizm ölmedi, paganizm hala yaşıyor. Çağdaş paganizm gündelik hayatın içine gizlenmiş durumda bu yüzden kimse fark etmiyor bunu. Bu yüzden de ruhumuzun d erinliklerine yerleşiyor, toplumları ele geçirip kuşattığı gibi fertleri de derinden derine ele geçiriyor.
Bu gün sabah erkenden kalktığımızda karşımıza çıkan ilk kişiye günaydın deyişimiz pagan dünyasının ilk selamlaşmasını oluşturuyor. İslam düşünce ve yaşantısının alternatifi olarak yerleşen bu tür paganist uygulamalar hayatımızın her yanına uzanıyor, bin bir kollu bir ahtapot gibi dünyamızı kuşatıp yavaş yavaş somurup yok ediyor.
AİLE ÇATIRDIYOR
İletişim çağında iletişimsizliğin aileyi adım adım yıkıma götürdüğünü seyrediyoruz. Seyrediyoruz diyorum çünkü pek bir şey yapamıyoruz. İnsanların birbirini dinlememesi, dinlese de peşin hükümler yüzünden anlamaması bir vakıa.
Dahası maddi kalkınmanın bağımsızlaştırdığı bireylerin birbirine minnetsiz davranışları bu yıkımı tetiklemektedir. Çocukluktan beri bir arada eğitim gören karşı cins birbirini bir türlü tanıyamamakta, ani kararlar ve aceleci birliktelikler, düşünmeden taşınmadan yapılan evlilikler kısa zamanda düş kırıklığına yol açıyor, bu düş kırıklıkları da aile yapısını daha kurulmadan dağıtıyor.
Kişilik olarak egoizmin aşılandığı bireyler birbirlerine tahammül sıkıntısı yaşamakta ve bu tahammülsüzlük boşanmaların kapısını açıyor. Alt yapısı tam hazırlanmadan yapılan evlilikler kısa süren bir beraberliğe dönüşüyor, ikili daha birbirini tanıyamadan ayrılış noktasında buluyor kendisini.
ÇAĞDAŞ İSLAM DÜNYASI VE GERÇEKLER
İslam en çok ittihadı, birliği ve beraberliği emreden bir din. Nasıl oluyor da birlik ve beraberliği, ittifak ve ittihadı emreden bir dinin mensupları nasıl oluyor da birlikten uzak, birleşmek ve yabancı, her hangi bir konuda ittihat değil ittifak bile yapamaz hale gelen, bölük pörçük topluluklar olarak yaşıyor ve kendilerine Müslüman adını yakıştırıyorlar.
En ufak bir konuda bile anlaşamayan, birbirini dinlemeyen, dinlemeye bile yanaşmayan, uzlaşmayı lügatine bile sokmayan zavallı çağdaş Müslüman. Tam bir söyletmen, vurun psikolojisinde bir kitle. Bu Müslüman milleti onlarca devlet kurmuş, o devletler içinde bile yüzlerce fırkaya ayrılmıştır. Bunca ayrılık ve ayrışmadan sonra nasıl olur da birlikten bahsedebiliriz.
Bugün dünyanın her tarafında Müslüman devletler arsında tek bir sulh adası kalmamıştır Türkiye hariç. O da son birkaç yıldır başlatılan görüşmelerle son büyük terör dalgasından kurtulmaya çalışmakta, ancak bu barış ortamı da her an bozulmaya hazır bir halde durmaktadır. İç ve dış düşmanlar bu sükûnet adasını da yeniden karıştırmak için hazır halde durmakta, harekete geçmek için en ufak bir fırsatı ganimet bilmektedirler.
DEĞİŞİM GEÇİREN TOPLUM VE SARSILAN AİLE YAPIMIZ
Son on yılda hızla kalkınan ülkemiz ve artan refah seviyemiz toplumda büyük değişimlere yol açmaya başlamış, bireylerin beklenti çıtası yükselmiş, problemler azalacağı sanıldığı yerde artmaya başlamıştır.
Maddi kalkınma ile beraber yürümeyen manevi kalkınma beraberinde bir sürü sorunlar getirmiştir. Bu sorunlar büyüktür ve acil eylem planını gerektirecek kadar önemlidir. Konut sorunları halledilmiş, herkes bir ev yanında bir de son model araba peşinde koşmaya başlamıştır. Her ailede birden çok kişi çalışmaya başlamış, aile aylık geliri ortalaması ve harcama seviyesi batılı toplumlar kadar değilse bile onlara yakın bir hale gelmeye başlamıştır.
Bu durum batının yaşadığı sorunları bizim de yaşamaya başlayacağımızı göstermekte, sorunlar zaten bir bir baş göstermektedir. Bu sorunlar öncelikle teknoloji ve refahın bize hediye attığı sorunlardır. Teknoloji kişiyi yalnızlaştırmıştır. TV ve internet sanal bir dünya yaratmıştır. Bu sanal dünya birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bu sorunlar öyle kolay halledilebilir sorunlar değildir.
DİRİLİŞİN AYAK SESLERİ
Dirilişin ayak sesleri geliyor her yandan. Bu diriliş madde ve manada ölüme sürüklenmiş bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun başladığını göstermekte. Bu yeniden doğuş hareketi gücünü milletten almakta ve geri dönerek aynı millete can ve hayat vermektedir.
Bu dirilişin ayak sesleri gelmeye başlamıştır. Bu sesler dirilişin başladığının, ölümden sonra hayat gibi, bir yeniden doğuşun ilk ışıklarının ortaya çıktığının göstergesidir. Bu bir medeniyetin yeniden dirilişinin destansı rüyasıdır. Bu rüya gerçekleşmeye, yıkılmış, yakılmış ve yok edilmiş medeniyetin küllerinden yeniden doğuşu hakikat olmaya başlamıştır.
Bu yüzyıllık rüyamızdı bizim. Yüz yıllık, iki yüz yıllık belki de üç yüz yıllık rüya gerçek olmaktadır. Bu yüzyılların özleminin bitmesi anlamına gelmektedir. Yüzyıllık hasret, yüzyılların hasreti, babadan oğula ondan toruna aktarılan, ama bir türlü gerçekleştirilemeyen büyük rüya hakikat olmaktadır.
Bu ezilen, horlanan büyük millet artık ayağa kalkmaktadır. Bu yok edilmek istenen büyük ruh bas-u bad’el- mevt gibi yeniden dirilişe gebedir. Ölümden sonra yeniden diriliştir bu. Batının tüm planlarına, entrika ve hilelerine rağmen ayakta kalabilmiş, tam öldü, yok oldu derken yeniden hayat emareleri göstermiş, hasta adam yeniden bu ölümcül hastalıktan kurtulma emareleri göstermeye başlamıştır.
GİZLİ DÜNYA DEVLETİ
Gizli bir el diye başlamıştık önceki yazımıza. Gizli bir el karıştırıyor her şeyi. Olup biten her şeyi arka planda yöneten bir gizli güç mü var? Bu gizli güç her şeye müdahale ediyor, her şeyi karıştırıyor, olup biteni kendi istediği istikamete çeviriyor.
Şehir efsanesi midir bilinmez; bu gizli el hep konuşulur, her olayın ardında o araştırılıyor, o bulunuyor, o keşfediliyor. Bu gizli el giderek bir güce dönüştürülüyor. Bu gücün dünya çapında bir hâkimiyet oluşturduğu düşünülüyor. İşte bunun adına Gizli Dünya Devleti deniyor. Bu yapılanma her alanda kendini hissettiriyor.
Bu gizli gücün sermaye gücü olduğu, bu sermayenin etrafında örgütlenen bir yapı olduğu sanılıyor. Bu yapılanmanın devletleri, örgütleri kullandığı düşünülüyor. Bu yapılanma dünyayı parmağında oynatıyor, huzursuz ediyor. Dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürüyor.
GİZLİ ELLER DEVREDE
Gizli ve derin yapılar her zaman faaliyet içerisindedir. Bu yapılar küresel sermayeyi yönetmekte ve sermayenin menfaatine olacak her şeyi önceden planlamaktadır. Küresel sermaye sömürüsüne engel olacak tüm yönetim ve yönelişleri bertaraf etmek için teyakkuz halindedir.
Dünya üzerinde sermayeye tahakküm eden ailelerin çoğu Yahudi kökenlidir ve hepsi Siyonizm idealine gönül ermiştir. Siyonizm’in amacı ise Büyük Yahudi Devletini kurmaktır. Bu devletin sınırları Arz-ı Mevud’la belirlenmiştir. Arz-ı Mev’ud’un sınırları ise Nil’den Fırat’a kadar uzanmaktadır. Dünyanın en bereketli topraklarına göz dikmiştir Yahudi. Küresel sermaye Büyük İsrail Devleti için tüm hazırlıklarını yapmıştır.
Bu gün bu topraklarda büyük bir hareketlilik yaşanmakta, kargaşa ve kargaşa hüküm sürmektedir. Işid terör örgütü bu toprakları işgal etmek için katliamlar yapmakta, koalisyon güçleri bu örgütü bombalamaktadır. Bir yandan Işid ile savaş bahanesiyle PKK silahlandırılmakta, diğer yandan bölgenim istikrar adası istikrarsızlaştırılmak için elden gelen yapılmaktadır. Suriye’de dengeler sarsılmamakta, gerek özgür Suriye ordusu, gerek Esed güçleri aynı dengede tutularak kaosun sürmesi sağlanmaktadır.
HAKİM DEVLET YERİNE HADİM DEVLET
Yavuz Sultan Selim’in Hakim’le -Haremeyn değil Hadim ’ül- Haremeyn ikazı burada devreye giriyor. Bu tarihi ikaz bütün zaman ve mekanlaradır. Ve evvela kutsal belde olan Mekke ve Medine’ye yönelik bu ikaz aslında Hakkın aynası olan halka yönelik olmalıdır.
O halk ki Yaratıcının sıfatlarının tecessüm mekanı, zübde’i- alem olan insandır. Şairin ‘Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin efendim/ Merdüd’i- Dide’yi- ekvan olan Ademsin sen’ dediği insandır ve hürmete layık olan en önemli yaratıktır. Ona hizmet Hakka hizmettir. Hakka hizmet ise ibadettir. İbadet: kulluk yaratılış nedenimizdir.
İşte insana hizmeti hakka hizmet bilen bir medeniyetin sahibi bizler ne oldu nasıl oldu da halka eziyet ve zulme dönüşmüş bir despot yönetime layık görülmüş, hakim devlet yakıştırmasıyla zalim devlete dönüşmüştür. Hakim devlet zihniyeti Firavunların yönetimidir. Bu Firavunist yönetimler ilahi dinlerden uzaklaşan toplumların uğradıkları akıbettir.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim