Bir dağ köyünden gelmişti Hamza komşu. Doluştular Kağnısına babasının, bir horanta,şehre doğru yol aldılar. En uzak yollardan şehire gelip, en ücra köşesine şehrin, pılı pırtıyı bir kenara koydular.
Gerçi bir şeyleri yoktu ki, iki mitil bir Şitilden başka. Muşamba tuttular önce dört direğin üzerine. Hep birlikte doluştular. Bir kuyu kazdılar hela diye, Çar çaputla kapattılar. Bir yaz günüydü geldikleri, lamba yapıp ay dedeyi gökyüzüne baka baka yattılar.
Bugün halim harap,yolcuyum hancı
Ne yollar tat verir ne gidilen yer
İçimde sızlıyor ince bir sancı
Gözümde büyüyor terk edilen yer.
Düştü gölgemin üstüne
Ora, bura, kuytu köşe
Etti beni lime lime
Hatıralar büyük geldi.
Hala o çocuksu tavrın resimlerinde,
yine saçların gözlerine dökülmüş rüzgardan
Biliyorum sen hiç değişmeyeceksin
Bıraktığın zamanlarda duruyor hatıran...
Her dem gönül ilacını,
Bir endam bir naz götürdü.
Kral giymedi tacını
Onuda bir kız götürdü.
Askıya alınırken hayallerimiz
Bir serçe kuşu havalandı,
Yüregimden.
En tutkulu sözlerin şairi
Herkes, sanki sıradan bir hayat yaşıyormuş gibi yaşantılarını idame ettirirler. Ancak durum böyle devam etmekle beraber her insanın içerisinde olmasını beklediği ve gerçekleştirmek için mücadele ettiği, olabilme zamanlarını dört gözle çektikleri hayalleri vardır.
Bu beklentiler olur veya olmaz ama insanları ayakta tutan içlerindeki umut düşüncelerinin olabilme ihtimalleridir.
Bu ihtimaller, hayatı yaşanabilir kılmakta, en azından insanlardaki mutsuzluk hallerini en asgari
Düzeye indire bilmektedir.
Hafif rüzgar hışırtısı ve sayıklama
Var olduğu sürece hayallerin,varsın.
Ve bir gökyüzü çiziyorum sana
Toprağa ver ellerini herşey senin ve darmadağın
Sar sarmala ve ağla kahkaha kadar olmasada
Dün ne demişsem bu gün süpürüp attım
Güya ben ezelden beri ferhattım
Bunca zaman söylenen hikayeymiş heyhat
Bir filimmiş meğer yaşanan hayat!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!