Çaresizliğin kol gezdiği mekanlara sıkışıp kalmışız.Bir virüse teslim olmuş bütün bedenler...Bir sürü tanıdık sima uçup gidiyor sonbahar yaprakları gibi.Hemde habersizce!
Ne yanındayız nede çok uzağız boyun büküp gidenlere..boynumuzu bükmüş teslim olmuşuz çaresizliğe! Öyle bir hal ki ne anlatabilmek mümkün nede hayal edebilmek işte öyle...
Yaşarmış gibi yaparken en yakınlarımıza bakarken şüphe ile,korku dağları sarmış ve her an o ses,işte o ses korkunç ürperme.
Ne kadar kötüymüş en sevdiklerine yaklaşamamak,tutamamak ellerinden.Ne kadar kötüymüş bencilce yalnız ben demek.
Yol kenarında çinkodan yapılmış evinin önündeki sedirde yatar görürdüm onu.Yolun kaldırımına oturan biri on,diğeri onüç yaşında ki iki çocukta bu adama ait olmalıydı.
Evin önünde sürekli hizmet eden bir kadın,adeta pervane gibi adamın çevresinde
Dönüyordü.Ne zaman ki yemek vakti geldi,o zaman kalkar,büyük bir iştahla yemeğini yerdi.Daha sonra çay demlenipte gelene kadar
Sedirin üzerinde yatardı.Çay faslı bittiğinde
Bir dağ köyünden gelmişti Hamza komşu. Doluştular Kağnısına babasının, bir horanta,şehre doğru yol aldılar. En uzak yollardan şehire gelip, en ücra köşesine şehrin, pılı pırtıyı bir kenara koydular.
Gerçi bir şeyleri yoktu ki, iki mitil bir Şitilden başka. Muşamba tuttular önce dört direğin üzerine. Hep birlikte doluştular. Bir kuyu kazdılar hela diye, Çar çaputla kapattılar. Bir yaz günüydü geldikleri, lamba yapıp ay dedeyi gökyüzüne baka baka yattılar.
Bugün halim harap,yolcuyum hancı
Ne yollar tat verir ne gidilen yer
İçimde sızlıyor ince bir sancı
Gözümde büyüyor terk edilen yer.
Çok güzel bir ülkenin en güzel yerinde yaşıyoruz. Güneşin, yaylanın, ürünün bol olduğu ve kimsenin aç kalmayacağı yerdir Çukurova.
Her an aktifliğin, bahar aylarında göçerlerin sürekli devinimlerinin olduğu yerdir kozan.
Sımsıcak dostluğun, samimi arkadaşlığın, olduğu gibi görünmenin Gardaş olarak algılandığı yerdir Adana.
Bazen bizler hayat karmaşası içerisinde var olan güzellikleri görmeyen gözlerimizin olduğunun farkında olmayız. Nedense güzelliklerin kıymetini bizler hep kaybedince anlayabiliyoruz. Kaybetmeden güzelliklerin farkına varabilsek ve onların değerlerini bilebilsek ne kadar hoş olur değil mi?
Ekranlarda Kozanla ilgi güzel görüntüler dönüyor. Dağılcak ve kozan barajı olanca güzelliği ile gülümsüyor. Yemyeşil ormanlar, Dağılcaktan Tufanbeyli’ye doğru giden yol güzergâhında adeta yemyeşil bayramlığını giyiyor. Her taraf Mis gibi çiçek kokularıyla doluyor ve tertemiz bir oksijen havasını teneffüs ediyoruz.
Kozan kalesi yeşillere bürünmüş, Yıllara meydan okuyan kalenin burcunda sürekli anlatılacak hikâyeler alaca kuşlar gibi dönüyor. Hangi yöne dönsen yeni güzellikler ama onu görebilecek gözler lazım.
Ben güzellik taşırım heybemde
Bilen bilir gönlümden geçenleri
Yoktur düşmanım benim
Cila çekerim, geceden geceye
Yüzüne düşen kirpiklerinin gölgesi, sıfatına başka bir anlam katıyordu. Eğer güzelliğin somut bir tarifi olsaydı"işte güzelliğin tarifi bu" denilebilirdi . Ancak zamanın bölünmüş anlarında mahzun kalan o güzellikten başka bir zamana doğru herhangi bir eser kalmadığını görmekte mümkündü.
Geçmekte olan her günün, insanların bünyesinde oluşturduğu kişilere bakış açısının bazı zamanlarda
Var olduğu düşünülen bu güzelliği birden ortadan kaldırdığını görmek hiçte şaşırtıcı değildi.
Ey üstümden geçen
Koca boran kış,
Ey yüreğimin ince sızısı.
Yine ağlamsı bulutların,
Nar çiçekleri açmış bahçemizde
Haberin var mı?
Yeşil yeşil erik ağaçları,
Yeşil yeşil elmalar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!