Uzun yol yolcusuyum
Bir nefes alıp öyle gideyim
Fazla geldi, bu dünyanın kahrı
Bir dem sürdüm, öze gideyim
Açarsa üstümde bir demet çiçek
Gönül divane olup gezersen bir gün
O hanın kapısını açma gönül
Küllenirse bağrında açan yara
Göz ile görüp de deşme gönül
Sızılar, ahu zar ederse dilin
Ey görkemli kervansarayın, lal hancısı!
Yine yolum düştü, saymadım bu kaçıncısı.
Bir sofada yer ayır bana, epeyce de tokum,
Muhabbeti bol olsun, çokçadır dert yüküm.
Önce yorgunluğumu alacak demli bir çay,
Bir yaz günü mehtaplı bir gecede dertleşmekteyiz
Bir yolculuk üzerine istişare etmekteyiz
Hemen yanı başımızda kaynamaya yüz tutmuş çaydanlık
Buz gibi havada bekliyoruz aydınlık
Belirmiş sol tarafımızda seher kızıllığı
Bitmiş seyahatin hummalı hazırlığı
Hazan gününde baharı bekleyen bülbül
Bir ömür, bahar dilemekle geçer mi?
Bir hana bağlanıp kalan gönül
O yar bir daha oradan geçer mi?
Düşerse dalından yeşilken yaprak
Takıldık hayatın kırık kanatlarına
Bir mil dahi yol alamadık
Biz yandık feleğin ahına her gece
Uğrumuza yanacak bir şem bulamadık
Huzuru ikana tuttuk dert ile
Kervan kuracak bir gönül olamadık
Özlemlerim hat safhada
Çekilmez bir gecenin,
Boğucu karanlığındayım.
Sen oluyorsun,
Yudumladığım çayın her damlasında
Vücudumu saran tein.
Bulut inmiş, gökyüzünden göy yerin başına
Bir sürü keklik gelmiş küçük kayanın taşına
Avcı da yeni girmiş henüz on beş yaşına
Bırakın beni, ben köyüme gideyim
Yağmur yağar şimdi, haftalarca bizim köye
Bir ağustos gecesinin duygu yüklü sabahı,
Gökyüzünde sarılar giyinmiş bir ateş topu.
Ellerim semada, ayrılıyorum bu şehirden,
Arkamda sisli bir ova, gelmeseydim diyorum içimden.
Kıvrılıyor, uzuyor bir ömür gibi yollar,
Değişiyor hayaller arasında iller, hudutlar...
Kırık kalemimden dökülmek istedi birden sözcükler,
Sözüm olsa da yazmazsam beni öldürecekler.
Bir daha incitmeyecektim senin uğrunda sözcükleri,
Nedense başka atıyor bugün bedenimin sol yeri.
Ne kadar yüklü bir dert ki taşıyamadı bu derdi, bu gamı.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!