Zamanın Hesabı Şiiri - Hikmet Metin Çavdar

Hikmet Metin Çavdar
461

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Zamanın Hesabı


Meydana çıktılar,
ceplerinde söz değil, hesap vardı.
Dilleri bal sürdü meydan taşına,
elleri halkın ekmeğine uzandı.

Her seçimde başka renk giydiler,
her yeminle biraz daha eskidiler.
Dün "kara" dediklerine
bugün "canım kardeşim" dediler.
Koltuk dedikleri şey,
insanın boyunu geçti.

Adalet dediler,
terazinin kefesini gece yarısı değiştirdiler.
Kanun dediler,
güçlünün kapısında eğdiler başını.
Hak arayanın alnına
yaftayı çaktılar çekinmeden.

Kalem sustu,
çünkü mürekkebi korkuya buladılar.
Gazete sustu,
çünkü manşeti başkası yazdı.
Mikrofon hep aynı sesi büyüttü,
meydan hep aynı alkışı ezberledi.

Bir evde tencere duman bekledi,
bir evde sofralar taştı.
Çocuk defter istedi,
karşısına nasihat koydular.
Genç iş istedi,
önüne sabır koydular.
Yaşlı huzur istedi,
elinde yalnız sessizlik kaldı.

Ama unuturlar...
Toprak unutur sanırlar.
Taş unutur sanırlar.
Ekmek kuyruğunda bekleyen,
faturayı avuçlarında buruşturan,
geceyi uykusuz geçiren insanlar unutur sanırlar.

Oysa her suskunluk
içinde bir çığlık büyütür.
Her haksızlık
kendi hesabını sırtında taşır.
Bir gün rüzgâr döner,
toz kalkar,
perdeler açılır.

İşte o gün
ne koruma duvarı kalır,
ne süslü makam odaları.
Yalnız alın teri konuşur,
yalnız hakikat yürür.

Ve herkes görür:
Koca görünen düzenin
çamurdan yapılmış olduğunu.
Halk ayağa kalkınca
en yüksek sarayların bile
gölgesi küçülür.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 01:01:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Aynanın Günü Sakarya meydanındaki saat yıllardır aynı zamanı gösteriyordu. Kimse tamir etmeye kalkmıyordu. Çünkü herkes biliyordu; burada duran yalnızca saat değildi, insanların umuduydu. Her seçim öncesi meydana büyük bir kürsü kurulurdu. Bayraklar asılır, hoparlörler sabaha kadar bağırırdı. En önde yine aynı insanlar alkış tutar, en arkada ise cebindeki son parayı sayanlar sessizce dinlerdi. Kasabanın en eski fırıncısı Ali Usta, "Ekmek her gün küçülüyor ama vaatler her gün büyüyor." derdi. Kimse itiraz etmezdi. Çünkü herkes bunun doğru olduğunu bilirdi. Bir gün kasabaya yeni bir makam arabası geldi. Ardından yeni binalar, yüksek duvarlar ve gösterişli törenler... Meydandaki kaldırımlar yenilendi ama arka sokakların çukurları olduğu gibi kaldı. İşsiz gençler kahvede zaman öldürüyordu. Çiftçiler borçla tohum alıyor, hasat zamanı borçlarını bile kapatamıyordu. Okulun çatısı akıyordu ama belediye binasının bahçesine üçüncü kez süs havuzu yapılıyordu. Gazeteci Cem, bunları yazmaya kalktı. Gazetesi reklamlarını kaybetti. Sonra köşesi kaldırıldı. Sonra kimse onu aramaz oldu. Öğretmen Zeynep, öğrencilerinin aç geldiğini görünce kendi maaşından sandviç almaya başladı. Kimse bunu haber yapmadı. Çünkü haber olan, aç çocuklar değildi; açılışı yapılan gösterişli binalardı. Kasabanın yaşlılarından Mehmet Dede her akşam aynı bankta oturur, torununa tek cümle söylerdi: "Evlat, yalanın ömrü uzayabilir ama sonsuz olmaz." Yıllar geçti. Kürsü değişti. Mikrofon değişti. Afişlerdeki yüzler değişti. Ama konuşmalar hiç değişmedi. Bir gün büyük bir sel oldu. Gösterişli binaların duvarları çatladı. Yıllarca ihmal edilen köprü yıkıldı. Yardımı ilk getirenler makam sahipleri olmadı. Komşular birbirini kurtardı. Fırıncı ücretsiz ekmek dağıttı. Öğretmen okulunu barınağa çevirdi. Çiftçiler traktörleriyle insan taşıdı. Gazeteci Cem yeniden kalemini eline aldı. Bu kez kimse onu susturamadı. Çünkü herkes gerçeği kendi gözleriyle görmüştü. Aylar sonra yine seçim günü geldi. Bu kez meydan sessizdi. Hoparlörler vardı ama insanlar alkışlamıyordu. Herkes birbirine bakıyordu. Sanki yıllardır ilk kez gerçekten görüyorlardı. Sandıklar açıldı. Sonuçtan daha önemli olan başka bir şey olmuştu. Kasaba korkmayı bırakmıştı. Mehmet Dede bastonuna dayanarak meydana geldi. Yıllardır çalışmayan saate baktı. Sonra gülümsedi. "Demek ki," dedi, "zaman durmuş değilmiş. Biz yürümeyi unutmuşuz." O gün kimse kahraman olmadı. Kimse mucize yaratmadı. Sadece insanlar aynaya baktılar. Ve en zor soruyu kendilerine sordular: "Bu düzeni kuranlar kadar, sessiz kalarak onu büyüten bizlerin de payı var mı?" Meydandaki eski saat hâlâ çalışmıyordu. Ama Adapazarı'nda bulunan meydanın zamanı yeniden akmaya başlamıştı.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!