Sen evde değilken
haberin yokken
girdim açık kalan pencerenden içeri
usulca
karıştırdım köşe bucağı
Her mektubunda, beni kasabanıza davet edip duruyorsun, bakarsın bir gün çıkıp gelivermişim...San sürpriz yapmayı inan ben de çok istiyorum...
Büyük şehrin çilesi hiç çekilmiyor...
Sen burada olsan tabii herşey bambaşka olurdu...Muzipliklerinle,güzel sesin, söylediğin şarkılarınla burayı bülbül yuvasına çevirirdin...Belki hasta olduğumu bile unutabilirim canım arkadaşım...Çok sevdiğim İstanbulumun, tüm olumsuzluklarına monoton yaşantıma sen ilaç gibi gelirsin biliyormusun meleğim? Bu mektubum biraz kısa olacak, baba parası yemek ağrıma gidiyor, bir de, iki de bir tanıdık, tanımadık gelen şu misafirler yok mu? çok bozuluyorum onlara...Yengem söyledi bu gün yine biri gelecekmiş,yalvardı kadıncağız,-Seniha, gelen Tanrı misafiri kızım ne olur nazik davran diye...Onun hatırına evde kalıp bu işkenceyi çekeceğim...Ne densiz insanlar yahu böyle adetler mi kaldı bu devirde?
İşte, çalışmayıp evde oturmanın sonucu bu...
Merhaba,nasılsın be meleğim neden hiç aramıyorsun beni? Anlaşıldı bu böyle olmayacak bari seni abilerimden biriyle evlendireyim de ömür boyu birlikte olalım...Bizden iyi gelin görümce mi olur?
Ferhat abim evli,Suat abimse okuyor, ee Muratın da kız arkadaşı var zaten,oldukça da ciddiler; kalıyor sana Fırat...Hiç te yabana atılacak gibi değil,hem laf aramızda kaç kez kaçamak bakışlarınızı yakaladım da oralı olmadım utanırsınız diye...Şimdi senin gözlerin çakmak çakmak olur eline bir geçirsen beni aah... Durduğun yerde tepinir durursun inkara kalkışma hem bunun neresi kötü? Hadi canım o kadar da utanma, evlilik güzel olmalı...Gel kız, şu işi pişirelim ben sizin çöp çatanınız olayım,bundan iyisi Şamda kayısı...
Yani şimdi abim diye değil hem yakışıklı,hem de abilerimin içinde en evcimen olanı Fırat abimdir hani şaka bi yana ne güzel yakışırsınız birbirinize...
Canım benim, hadi gel he de de, bu iş olsun...Benim şirin, iyi huylu neşeli arakadaşım...Abim bir duysa dünden razı olduğunu hemen belli eder...
Seniha....
Canım, inşallah bu mektupları postaya atmak kısmet olur,şimdilik bahçeye çıkıp biraz gezinebiliyor hava alıyorum...Günlerim birbirinin aynı monotonlukta,ağrılar sızılarla geçiyor...Buradan ayrılmadan yengem ille Katerinanın av köşkünü, şehitliği,bir iki yeri görmelisin diye ısrar etti,neyse kısmet oldu gittik...1890-1914 yılları arasında yapıldığı sanılan bu köşkün,Katerinanın av köşkü olduğu biliniyor.
Binanın tamamı,ahşap malzeme ile,giriş kapısı çift sütunlu dış cephe duvarları da,birbirine geçme hatıllardan yapılmış...İç mekanı ise,merkezi bir salon ile bu salona açılan odalardan oluşmuş,yapımında hiç çivi kullanılmamış...Çar burayı av partilerinde konaklama yeri olarak kullanıyormuş....Sarıkamış halkın söylentilerine göre önceleri burada yetişen,sarı sazlık veya kamışlıktan almış adını...Biliyorsun Kars tarihi bir şehrimiz, bu yörede Erzurum Kars ve Sarıkamışta çok savaşlar olmuş,burda yaşanan çok acı veren, savaş sırasında geçen olayları 'Kar çiçekleri'isimli romanında anlatan yazarın kitabını alıp getireceğim sana...
Sanırım Yakında,herhalde bayram sonu İstanbula döneceğim ama inan ki buraları çok özleyeceğim senin de görmeni çok isterdim...Belki bir daha sefere beraber geliriz ben çok isterim tekrar gelmeyi, senin de çok seveceğinden eminim...Teyzemler,askeri lojmanda oturuyorlar,bu binalar ruslardan kalma,tek katlı taş binalar,yüksek tavanlı,pencere içleri oldukça geniş...
Bu havali çok soğuk olduğu için değişik bir yöntemle ısıtılıyor,bu da ruslardan kalma,duvar içlerine yerleştirilmiş ısıtıcılar...Kışları sekiz ay kar yerden kalkmaz,buzlar kolay kolay çözülmezmiş...Evlerin kapıları orjinal değil,keza pencereleri de ahşap ama kimbilir kaç kez değiştirilmiş belki de ruslar alıp götürmüştür...Ayrıca burdaki bir kiliseyi de camiye çevirmişler...
Daha yazacak çok havadis var ama kollarımda takat yok burda bitiriyorum mektubumu hadi hoşçakal sen de yaz emi beni habersiz bırakma....
Bir gün bakmışsın ki yağmur olup yağmışım,
Çalmışım kapını,hiç şaşırma
yağmur cama vurur dersen de,
Geceleri ses olurum sessizliğine
Ama benim muradım o değil,çık dışarı diyeceğim,
Uyan bu kış uykusundan!
Işığın yanıyorsa ben de bil yaşıyorum
Sensiz bile senliğe artık alışıyorum
Hançeremde bir tını olarak kalmalısın
Şimdi gör bak seni seveni tanımalısın
Bir yakada ben diğerinde sen böyle ayrı
Seni böyle derbeder eden
söyle aşk mı
tesadüfen mi bilerek mi
karada denizde her yerde
varım demek mi
Güneşle doğduğun sabahlarımda
Yeşil gözlerinde şebnemler gördüm
Derin uykulardan uyandığında
Ömrüme ömür katan bakışlarında
Yeniden doğup sefalar sürdüm
Senin yokluğun mide krampı karın ağrısı
yaralıydı sağrısı atın
dün gece rüyama geldin sabaha doğru
kainatın en güzeliydin
İstanbul'muydun sen miydin fark edemedim
öyle sıcak öyle duygulu
Mezarlıklar gibiydi ah ıssız kalbim dün gece
Hemen sağalmıyor ki yaralar hayli derince
Teslim olduk itaetle elbet ecel gelince
Ah nasıl da değerli oluyor insan ölünce
Yaşamak bir örgü ki karışık inceden ince




-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarAğzımızın tadı, huzurumuz, ruh sağlığımız bozulmadan, iyi bir bayram geçirmemiz dileği ile, sevgiler, selamlar...
Sağlık, esenlik ve 2024'ü aratmayan bir yıl dilerim,
Sevgi, saygı, muhabbetle...
Gündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay