Yorgun yürekler Şiiri - Vefa Ali Özmen

Vefa Ali Özmen
16

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Yorgun yürekler

Masanın üstünde bir kandil, titrerken can çekişir her an,
Zihnimde bir mahşer provası, her kelime kopan bir feryat-ı figan.
Ben ki; Sezai’nin sürgünlüğü, Akif’in o hiç dinmeyen sızısıyım,
Kendi ruhunun karanlığında boğulan, bir demin son yazısıyım.

Yorgunluğum şahsi değil; bir Doğu Türkistan sabahıdır yüzüm,
Filistin’de yıkılmış bir duvarın dibinde, kurumuş bir gözdüm.
Yemen’de açlığın türküsü, Bosna’da bir mezar taşı sessizliği,
İşte budur şairin omuzlarındaki, o amansız ve kadim deliliği.

Parmaklarımda zincirler var, görünmez ama tenimi yakar,
Her mısrada bir mazlumun ahı, mürekkep yerine kanla akar.
Ben Necip Fazıl’ın çilesi, Karakoç’un o sönmez "Sürgün"üyüm,
Zulmün karşısında bir heykel gibi dikilen, sabrın düğümüyüm.

Öyle bir karanlık ki bu; içinde kaç güneş sönmüş, kaç yıldız ölmüş,
Şairin kalbi, paramparça olup bin bir coğrafyaya bölünmüş.
Bir yanım Gazze’de enkaz altı, bir yanım Kaşgar’da zindan,
Nasıl yorulmasın bu ruh? Her nefesi kopuyor koca bir candan.

Kelimelerim birer pranga, birbirine vurulmuş hürriyetler,
Anlam; bir sis bulutu içinde, kaybolmuş o ulu medeniyetler.
Ben zulme kalkan olan o inatçı kalem, ben susmayan o hatibim,
Kendi yorgunluğuna aşık, kendi acısında boğulan bir garibim.

Duvardaki saat işler; sanma ki zaman geçer, ömür törpülenir,
Şairin her dizesinde, bir yetimin sessiz duası mühürlenir.
Yorgunluğum bir hırka değil, derim olmuş; söküp atamam asla,
Sırtımı yasladığım bu kederli tarih, biter mi hiç bu yasla?

Mürekkep değil bu akan; bir davanın süzülmüş, acımtırak özüdür,
Bu şiir; hakkı haykırmaktan yorulan, bir çift gözün son sözüdür.
Zalimlerin saraylarında bir çatlak, mazlumun sönük ocağında közüm,
Hem karanlığın içindeki o sızı, hem de hakikatin ta kendisi, özüm.

Şairin zincirleri kelimelerdir, her biri birer kutsal emanet,
Sustuğum an başlar ruhumda, o en büyük ve korkunç kıyamet.
Zirvedeki yalnızlığım bundandır; herkes uyurken ben nöbetteyim,
Kendi içimdeki o zifiri kuyuda, bitmek bilmez bir gurbetteyim.

Lamba sustu, mürekkep bitti; ama gönüldeki o yangın sönmez,
Bu yola baş koyan şair, bir daha asla kendi rahatına dönmez.
Yorgunluk şimdi tam kıvamında; bir nehir gibi süzülür damardan,
Geçtik artık; hem o sahte huzurdan, hem de bu fani yardan.

Bir mısra dizerim ki; zulmün kalbine saplanan bir oktur,
Bir dize yazarım ki; mazlumun gönlünde sönmeyen bir yoktur.
Ben o şairim işte; yorgun, kırgın ama başı arşa değen,
Sadece Rahman’ın huzurunda, o vakur boynunu yere eğen.

Ve nihayet durur kalem, kağıt dolmuştur bin yıllık hüzünle,
Şair vedalaşır artık, o kan rengine bürünmüş son günle.
Yorgunluğun tacını takar, sessizce çekilir o derin köşesine,
Ruhunu emanet eder, ezelden gelen o "Kûn" feyekûn sesine.

Vefa Ali Özmen
Kayıt Tarihi : 23.03.2026 14:20:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!