Yağmurla Öğrenilen Yokluk
Sokaklar ıssız, kaldırımlar dilsiz...
Yüzünün gölgesi peşimde, adını bilmeyen yabancılar gibi.
Beni sevmezsen güneşi sev, yağmuru sev;
Ben, o ikisinin arasına sıkışmış bir yalnızlığım.
Gidiyorum...
Omuzlarımda ağır bir yönsüzlük,
Adım attıkça büyüyen bir boşluk içimde.
Yağmur yüzüme vuruyor, dokunuşunu taklit edercesine;
Ama hiçbir damla "sen" olmuyor.
Sesin sustu,
Şimdi geceler bağırıyor adını.
Bir sigara yanıyor parmaklarımın ucunda;
Dumanını sen niyetine çekiyorum içime,
Ciğerlerim henüz alışmadı bu keskin yokluğa.
Güneş doğsun ki sen gülümse,
Ben karanlıkta kalmaya razıyım.
Yeter ki bir sabah,
Adımın geçtiği bir rüyadan uyan...
Vazgeçmedim senden, sadece kendimden eksildim.
Kalbim katılaştı sanıyorlar;
Oysa en kırılgan yerim hâlâ sensin.
Bir şehri terk eder gibi çıkıyorum hayatından,
Ardımda sadece yankımı bırakarak.
Eğer bir gün bu sessizlik sana da dokunursa;
Bil ki bir yerlerde, o ağır cezayı hâlâ çekiyorum.
Ben gitmeyi değil, sende kalmayı seçmiştim;
Fakat bazı sevdalar, iki kalbe fazla gelir.
Zaman adımı silse de,
Yokluğum en beklemediğin anda düşecek önüne.
İşte o an anlayacaksın:
Beni sevmesen bile, seni sevmek;
Bu ömrün bana kestiği en ağır cezaydı.
Kayıt Tarihi : 21.03.2026 21:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!