Sımsıkı sarıl İstanbul'a Alev,
Her bir ağacına Aşiyan'ın, Boğaziçi'ni selamlayan...
Savaştan dönmeyen kocasından umut kesen bir kadının
İpek saçlı oğluna son kez sarılması gibi!
Sever miyim İstanbul'u da ne demek, seversin tabii...
Cimrilerin mücevherlerini sevmesi gibi...
Soldurduğun takvimlerden döktün beni yaprak yaprak
Ne geçti eline söyle senin yaralı kalbimden koparak
Ellerin kadar beyazdı bahtım şimdi saçın kadar kara
Hiç baktın mı rüzgarlı ve soğuk bir karanlıkta yıldızlara
Mutlu yarın yalanına karnım tok
Sensiz amaç murat istemiyorum
Sefil bir hayata hiç nedenim yok
Sensiz bir şatafat istemiyorum
Yaşama tek neden sensin dünyada
Sensizse uzayıp giden
Toprak ile taşı n’edem
Yüzünü görmeyen gözden
Akan kanlı yaşı n’edem
Atsam desem atılmaz ki
Bu hayatın hiç tadı yok
Balsız bir petek gibiyim
Çürümüşlüğün adı yok
Bozulmuş çörek gibiyim
Kırgınlığım sessiz nara
Ben sensiz
Herhangi biri değilim hiç kimseyim
Cansız ve ruhsuz sadece bir cüsseyim
Sensiz ben
Yıkılmış bir eviyim çoktan terk edilmiş bir şehrin
Sen yoksan
Yıldız da olmaz gökte
Bulutlar bile görünmez karanlığımda
Sen yoksan
Papatya da görünmez kırda
Her aşkın sonu var söylemişlerdi
Her saatin her günün ve her ömrün
Ağustos da neredeyse sona erdi
Sonu var zamanın mekanın varın
Kaç sene geçti ben hala aynıyım
Senin hasretinden ölmemiş isem
Bil ki hâlâ seni seviyorum ben
Azrail'e yoldaş olmamış isem
Bil ki hâlâ seni seviyorum ben
Yokluğun gönlüme işkence eder




-
Sadık Yiğit
Tüm Yorumlarsevgili dostum bende yazıyorum nacizane senin şiirlerini de okudum ve okurken bir çoğundan keyf aldım yüreğine sağlık şiirlerini imini kullanarak pay yapacağım