Adını her duyduğumda,
Ayaklarım birbirine dolanır durur da,
Dağ, bayır aşağı değil,düz yolda düşerim,
Nur yüzlü bir derviş ararım, yardım etsin, ama nafile,
Demirden kazıklar çakılır,
Prangalar vurulur ayaklarıma,
Gözlerine bakınca, dünyalar benim oldu,
O bunu bilmeyecek, bakışı sonum oldu...
Kurşundu deldi geçti, en yaslı şarkıdayım,
’Sus! ’ dedi gonca gülüm, ben nasıl şakıyayım?
Dudaklarını dedim,
Öyle büzüştürüp durma,
Katıksız yerim, susuz içerim,
Soluksuz kalırsın...
Hele öyle hiç bakma,
Gözlerini de rehin alırım,
Kısıtlamalı, yasaklı, sensiz bir ufkun darağacında oyun niyetiyle sallanırken,
Kestim ipi, alaşağı ettim kendimi,
Aldım hiç bir şeyi karşıma,
Ciddi ciddi konuşmak istedim onunla,
Önce bir hafiflesin, sakinleşsin,
Rahatlasın, kendine bir gelsin,
Dertleri dağlara verseymiş yaratan,
Ağır gelirmiş, yıkılırlarmış,
Uyutmak için kucağında sallarken beni anam,
Hangi ağıtları öğretmiş ki?
Benim kızıl akşamları sevmem bundandır,
Senin dağlarında güneşler batarken,
Her zamanki gibi aynı sokakta karşılaştık,
Yine çok havalı, yine çok güzeldi,
Birlikte aynı caddede yürüdük,
Aynı yokuşu tırmandık,
Birlikte yorulduk,
Aynı yerde soluklandık,
Şimdiki ilişkiler sudan ucuz,
Lezzeti yavan, baharatı bol,
Ekmek arası tükürük köftesi...
Herkesin midesi kaldırmaz,
Sevgiyle yoğrulmayınca malzemesi…
Sevaplarım sayılmasın, günahlarım alay alay,
Taş atsınlar sorun değil, isteyenler etsin alay,
Parmaklarımın ucunda, dokunmak bu kadar kolay,
Korkaklar kararsız kalır, çekemem mi sanıyorlar?
Bizim buralarda mevsimlerden kış,
Sizin oralarda her daim ilkbahar…
Mart kapıdan baktırırken,
Bir kez olsun görünseydin,
Bizim buralara da bahar gelir,
Kar yolunu değiştirirdi utancından…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!