Üç Can Şiiri - Hikmet Metin Çavdar

Hikmet Metin Çavdar
429

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Üç Can


deprem geçti diyorlar.
geçti işte...
öyle söylüyorlar.
sabah oldu,
insanlar sokağa çıktı,
fırının önünde sıra vardı,
bir yerde çay kaynıyordu.
hayat,
hiçbir şey olmamış gibi
devam etti.
ama bazı evlerde
kimse kalkmadı o sabah.
bir sandalye boş kaldı.
bir çift ayakkabı
kapının önünde kaldı.
kimse kaldırmaya eli varmadı belki.
insan bazı şeylere
bakamıyor uzun uzun.
Yenicami’den çıktık.
üç canın ardından.
üç isim vardı
dilimizde.
söylesek ağlayacağız,
söylemesek
içimizde kalacak.
yürüdük.
nereye gittiğimizi
çok da bilmiyorduk.
bazen insan
sadece yürür.
Karaman Köyü’ne vardık.
bir kapı açıldı.
“gelin” dediler.
o kadar.
bir kadın mutfağa geçti,
çayın altını yaktı.
bir bardak su geldi.
bir sandalye çekildi.
kimse
büyük laflar etmedi.
iyi ki etmedi.
çünkü bazı acıların yanında
kelimeler bile
ayıp gibi geliyor.
oturduk.
sustuk.
dışarıda hayat vardı.
içeride üç kişinin
yokluğu.
sonra bir rüzgâr esti.
perdenin ucu oynadı.
ben,
üçünden biri
selam verdi sandım.
belki vermedi.
bilmiyorum.
insan özleyince
olmayacak şeylere bile
inanıyor biraz.
sonra düşündüm.
neden?
neden hep
bir şey olduktan sonra
kıymetini anlıyoruz?
neden enkazın başında
aklımıza geliyor
sağlam bina?
neden bir can gittikten sonra
soruyoruz
“kim denetledi?” diye?
kim baktı?
kim bakmadı?
kim imzaladı?
kim “olur” dedi?
bunları sormak
ölenden sonra mı geliyor aklımıza?
üç kişi öldü
diyorlar.
üç kişi...
ben o cümleyi
bir türlü sevemedim.
üç kişi değil ki.
birinin evinde
akşam yemeği bekleniyordu.
birinin telefonu
çalıyordu belki.
bir çocuk
kapıya bakıyordu.
bir kadın
“gelir birazdan”
diyordu.
bir baba
yarın yine işe gidecekti.
olmadı.
işte bütün mesele
bazen bu kadar kısa.
olmadı.
sonra gazetelerde,
ekranlarda,
haberlerin altında
üç kişi diye geçti isimleri.
üç kişi...
insan bunu okuyunca
sanki bir yerden
üç kişi eksilmiş gibi sanıyor.
oysa üç ev eksildi.
üç sofra.
üç ses.
üç ayrı hayatın
arkasında kalanlar.
asıl onlar
ne yapacak şimdi?
bunu kim yazacak?
bunu hangi rapor anlatacak?
hangi sayı?
hiçbir sayı anlatamaz.
çünkü gece olunca
sayıların dili yok.
anne var.
çocuk var.
boş yatak var.
kapı var.
beklemek var.
ve o bitmeyen
“keşke” var.
depremi konuşuyoruz.
konuşacağız da.
ama sadece depremi konuşursak
eksik kalır.
çünkü insan bazen
yerin altında değil,
yeryüzünde ölür.
ihmalden.
korkudan.
birilerinin
“bir şey olmaz”
demesinden.
bir imzanın
altında kalır bazen insan.
bir raporun arasında.
bir denetimin
yapılmamış olmasında.
sonra herkes
aynı yere bakar.
enkaza.
ve enkaz kaldırılır.
kamyonlar gelir.
kepçeler çalışır.
sokak temizlenir.
ama insanın içindeki enkaz
öyle kolay kalkmaz.
bunu
orada gördük.
üç canın ardından
yürürken gördük.
şimdi aradan zaman geçecek.
insanlar unutacak belki.
başka haberler çıkacak.
başka dertler.
ekranlarda başka yüzler.
ama bir yerde
bir anne yine
o üç isimden birini
söyleyecek.
sessizce.
kimse duymayacak.
ama o isim
orada olacak.
biz de unutmayalım.
sadece anma günlerinde değil.
sadece bir fotoğrafın altında değil.
hayatın içinde.
çay içerken mesela.
bir sandalye boşken.
bir çocuk okuldan gelirken.
deprem konuşulurken.
“bir daha olmasın” demek yetmez.
bunu artık biliyoruz.
ev sağlam olacak.
denetim olacak.
işini doğru yapan olacak.
yanlış yapanın da
hesabı olacak.
çünkü insan hayatı
“olur böyle şeyler”
diye geçiştirilecek
bir şey değil.
çok basit aslında.
insan,
evine girdiğinde
sağ çıkacağını bilmek istiyor.
hepsi bu.
fazlasını istemiyor.
şimdi yine sabah oluyor.
fırın açılıyor.
çay demleniyor.
çocuklar okula gidiyor.
birileri işe yetişiyor.
hayat devam ediyor.
etsin.
hayata kızmıyorum.
ama unutmaya kızıyorum.
üç canı
bir haber başlığına
bırakmaya kızıyorum.
birkaç gün ağlayıp
sonra hiçbir şey olmamış gibi
devam etmeye...
buna kızıyorum.
Yenicami’den çıktığımız gün
üç kişiyi geride bıraktık.
evet.
ama onları
orada bırakmadık.
isimleri bizde.
sesleri,
gülüşleri,
belki yarım kalmış sözleri...
ne kadarı kaldıysa
artık.
insan kaybettiği kişiyi
tam taşıyamıyor zaten.
bir yerinden eksik taşıyor.
ama taşıyor.
ben de taşıyorum.
hepimiz biraz.
ve bazen
aklıma o rüzgâr geliyor.
perdenin ucunu oynatan
o küçük rüzgâr.
belki hiçbir şey değildi.
belki sadece rüzgârdı.
ama ben yine de
üçünden biri
“buradayız”
demiş gibi hatırlıyorum.
yanlışsa da
böyle kalsın.
çünkü bazı şeylerin
doğrusunu kimse bilmiyor.
bildiğimiz bir şey var yalnız:
üç can gitti.
üç ev sustu.
ve biz
bir daha aynı acının
önünde durmamak için
sormalıyız.
neden?
kimseyi suçlamak için değil yalnız.
bir daha
bir annenin kapıya bakıp
“gelir şimdi”
dememesi için.
bir çocuk
babasının ayakkabısını
kapının önünde görüp
“nerede?”
diye sormasın diye.
üç canın ardından
yürüdük.
yol bitti belki.
ama mesele
yolun bitmesi değil.
mesele
aynı yere yeniden
gelmemek.
benim söyleyeceklerim
şimdilik bu kadar.
gerisini
üçünün adı söylesin.
biz susalım biraz.
çünkü bazı acılar
anlatılınca değil,
susulunca
daha çok şey anlatıyor.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 10:30:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!