Bu dikenli yolda yolcuyuz biz,
ne yol bizimdir
ne de menzil;
bir rüzgârın sırtına yüklenmiş
sessiz bir geçiştir ömrümüz.
Konaklar kurarız gölgelerden,
adına “yurt” deriz,
oysa her duvar
içimizde yıkılan bir hakikatin
ince yankısıdır.
Zaman,
avuçlarımızdan kayan bir su değil sadece;
aynı anda
içimize işleyen
yavaş bir vedadır.
Sırtımızda taşıdığımız yük,
ne altındır
ne de dünya kırıntıları;
en ağır olan,
adını sakladığımız
o görünmez “ben”dir.
Her adımda çoğaldığımızı sanırız,
oysa eksiliriz usul usul;
dökülür içimizden
fark etmeden sevdiğimiz her şey,
bir sonbahar gibi
sessiz ve dirençsiz.
Uzakta bir çağrı var, çok uzaktan,
ne ses, ne söz,
ama her şeyi susturan bir hatırlayış gibi;
duyan için bütün yollar
tek bir kapının eşiğine varır.
Ne zaman ki bırakırız
tutunduğumuz o ince yalanları,
ne zaman ki ineriz
kendi gölgemizin görünmez derinine
işte o vakit
yol çözülür içimizde.
Yol yürünmez aslında,
yol bizi yürütür;
yolcu dediğin
kendi kabuğunu taşıyan
kırılgan bir sırdır.
Ve bir an gelir ansızın,
isimler düşer üzerimizden,
zaman susar,
mesafeler silinir;
ne başlangıç kalır
ne varış…
Kalırsa yalnızca
bir nefesin eşiğinde
eriyen bir varlık,
ve o varlığın içinde
usulca yankılanan
tek bir hakikat kalır,
Onun adı da "hiçlik"tir.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 17:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!