nefreti öldürmüştük biz
kini öfkeyi
gömmüştük kör kuyuya
sevgi tohumu çalmıştık cennetten
öpe okşaya ekmiştik
kırk ikindi yağmurları yağardı eskiden
her gün her gün ne biçim
ya okula gider olurduk ya okul çıkışı
yakalanırdık ceketsiz, şemsiyesiz
ıslanırdık o biçim
Nisan mıydı o vakitler Eylül mü ne
ve uçaklar geçiyor
beyaz
bembeyaz
ışıksız ve dumansız
ülkemden kalkıyorlar
İzmir’den İstanbul’dan Ankara’dan
Cebin dolu diyorsun sende para çok
Benimki boş metelik yok
Bal kaymak yiyorsun kuş sütü eksik sofranda
Benim yediğimse yağsız tuzsuz çorba
Boynunda şal diyorsun başında cafcaflı şapka
bir atım olsa
kızıl renkli ve uzun yeleli
köpeğim karabaş, dost yürekli
sarı tüylü bir kedi
bir de kebem olsa kıldan
sıkıldım kıl insanlardan
ne yaptın can
çomak mı soktun kovanlarına
tekerine taş mı koydun arabalarının
bal alacaklardı oysa
teker döndürüp taşıyacaklardı
ah be can
kuşlar fısıldasın kulağına
desinler dediğin gibi yaptı
yük ağır gelmiş yüreğine
aldığı yere bıraktı
ama kolay oldu sanma
gözyaşları içine aktı
onun adı suydu
bulutta yaşıyordu
o bulutu seviyordu
bulut da onu
"Su, buluttu; bulut da su. Sevgiliydiler. Yürekliydiler. Su, senden ayrılmam, diyordu buluta. Bulut da seni asla bırakmam, diyordu ona…"
(doğadayım:1)
beşeri bıraktım ben
tanrıya döndüm
toprağa taşa kuma
ota ağaca
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!