zamanın saçları karaydı henüz / şafak ürkek bir çocuk
ben doğmamıştım daha / içimde o kadim o dilsiz koruk
keops ölümsüzlüğü o soğuk ve devasa taşlarda ararken yanıldı
ben ebediyeti senin gülüşünde buldum / ruhum o ışığa taptı
babil’in asma bahçeleri / senin zarafetinin yanında solgun bir saksı çiçeği
onlar göğe tırmanmaya çalışırken / ben senin bakışında asılı kaldım
truva’nın surları senin için örülmediyse / o on yıllık savaş bir hiçtir
hektor toprağa düşerken / senin bir bakışındaki merhameti diledi
helen’in güzelliği / senin o mağrur sessizliğinin yanında sararmış bir parşömen
bin gemi denize açıldıysa / hepsi senin o yeşil limanına varmak içindi aslında
efesli artemis yıksın o mabet bildiği devasa sütunları
taşıyamazdı çünkü sende gördüğüm o ağır o muazzam baharı
sokrat baldıran zehrini içerken neden gülümsedi sanıyorsun
sorgulanmamış bir hayatın değil / seninle geçmemiş bir ömrün yükünden kurtuluyordu
platon’un mağarası senin varlığınla aydınlanan bir saraya dönüştü
gördüğüm tüm gölgeler bitti / tek gerçek senin o eşsiz suretindi
iskenderiye feneri sönsün / yolumu aydınlatan tek nur sensin
zümrüt denizlerin limanıma vurduğu o en derin o en kadim yankı...
neron roma’yı ateşe verirken aslında bir ışık arıyordu
senin tek bir saç telinin parıltısını görseydi / kendi elleriyle söndürürdü o yangını
atilla roma’nın kapısına dayandığında kılıcını kınına soktuysa
surların ardında senin hayalini gördüğü / o ilahi asalete boyun eğdiği içindi
iskandinav tanrıları bile titrerdi senin o hür iraden karşısında
odin o tek gözünü feda ederken senin bakışındaki bilgeliği görseydi
ragnarök’ü bizzat başlatır / tüm evreni senin ayaklarının altına sererdi
simyacılar kurşunu altına çevirmek için ömürlerini çürütürken
bilmiyorlardı ki asıl simya / senin sesindeki o kadife dokunuştur
felsefe taşı dedikleri senin o mermer beyazı avuçlarındaydı
onlar ölümsüzlüğü ararken / ben senin bir anlık dalgınlığında sonsuzluğu buldum
nuh kurtardığını sanırken dünyayı o hırçın o karanlık tufandan
bilmiyordu ki asıl sığınak / sendeki o bembeyaz o emin liman
mona lisa’nın gülüşü yırtılsın / fırçalar kör olsun bir anda
hangi sanat sığdırabilir bu tutkuyu bu dar mekâna
da vinci ellerini görseydi / ilahın imzasını tanırdı orada
ben ise o elleri tutunca / cenneti buldum bu fani dünyada
kristof kolomb yeni bir dünya bulduğunu sandığı o sabah
aslında senin ruhunun keşfedilmemiş kıyılarına vurmuştu gemilerini
galileo fısıldarken "dünya dönüyor!" diye o engizisyona
evren senin aşkının etrafında tavaf ediyordu aslında kana kana
newton ve einstein yanılmaya devam etsinler formüllerde
zaman bükülmez sevgilim / zaman sadece sen yoksan durur...
seni sevmek / mermerin kalbindeki o gizli atışı duymaktır
seni sevmek sevgilim / tarihin gördüğü en büyük zafer / en sonsuz hürriyet!
ve nihayet... asırlar boyu tozlu yollarda adını sayıkladığım o nöbet bitti
hadrian’ın o üç kemerli kapısında / zamanın diz çöktüğü yerde bekledim seni
güneş mermer sütunlar arasından süzülüp tenine değdiği o kutsal anda
bin yıllık yalnızlığım / senin sıcaklığına değen parmaklarımda eriyip gitti
artık ne imparatorluklar var hükmedecek / ne de akıp giden hoyrat bir tarih
o kapının altında / senin kollarında durdu dünya / sonunda evimdesin / sonunda benimsin
artık mühürlendi zaman / ne bir kum saati işler / ne bir yıldız kayar
seni sarmalayan kollarım / tarihin yazdığı en aşılmaz surdur yar
asırlar boyu tozunu sildim teninden / yeminimdir: bir daha bırakmam elini
ben bu vuslatın her anına / ömrümü bir adak gibi serdim ey sevgili!
güneş sönse / gök çökse de bitmez içimdeki bu kadim yangın
dünüm sendin / bugünüm sensin / sonsuzluk artık sadece senin adın
Kayıt Tarihi : 2.07.2026 13:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!