Toprağın kokusu, emeğin kutsal teri,
Basit yaşamın derinliği, gerçeğin verimi.
Sarhoşluktan uyanmış bir ruhun çığlığı,
Her lüks bir pranga, her yalan bir sancı.
Savaşın anlamsızlığı, kanın lekesi tende,
Ey yeryüzü!
Bağrında çağlar yatar, sırların derin,
Kanınla yoğrulmuş her karışın emin.
Dağlarınla direnmişsin vaktiyle tufana,
Ovaların destan yazar geceyle sabaha.
Kadın
Hürriyet Gül Sonsuzluk
Hani şimdi anlatmak zor
Seni sizleri
Toprağı avuçlamış asi bir rüzgar
Mesafeler yormuş küçük adımları
Sıcak bir namlu soğumaz arşa bakar
Gözyaşları kırmış yine gönül dalını
Sevda susmuş düşmüş en ağır yana
Bir gül soldu sessizce, kimse bilmedi,
Rüzgâr geçti ardından, dalı eğmedi.
Bir akşamın gölgesinde kaldım yine ben,
Ne yıldız parladı, ne ay değmedi.
Gözlerimde eski bir sonbahar rengi,
Gönül dile gelse bir konuşsa
neler söyler nazlı yare
nazlı yar huzuruna çağırsa
gönül demlenir hasretle aşkla
Senden bir şey kaldı mı diye sorsa
Gecenin kıyısında adını fısıldıyorum,
rüzgâr duyuyor da sen duymuyorsun;
yıldızlar omzuma düşüyor tek tek,
sensizlik ağır geliyor.
Bir fincan çayın buğusunda yüzün,
Gözlerin yokken sönüyor gece,
Ay bile eksik, yıldızlar sönük.
Bir adın kalmış şiire hece
Bir yerinde, hep kanar, hep kırık.
Dudaklarımda suskun bir hece,
Hangi mevsimi incittim ki ben
Böylesine hep yara aldım
Hangi gül incindi ki benden
Böylesine hep yara kaldım
Ceset ceset dolaştım sokakları
Kalbimin en derin yerinde bir iz,
Ne rüzgâr siler, ne zaman silmiş.
Adınla yanar o kara deniz,
Süveydam orda… kimse bilmemiş.
Ne yemin eder, ne inkâr eder,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!