Bir odanın sessizliğinde oturuyorum,
Saatin tik takları, tek dostum gibi.
Camın ardında gece,
Ve gece kadar derin bir boşluk içimde.
Konuşsam, yankım kendime çarpar,
Yalnızlık,
bir yokluk değildir;
fazla farkındalıktır.
Sesler çekildiğinde
düşünceler yükselir,
insan kendine kalır.
Bir duvar daha çöker içimde
Sessizliğin tavanında asılı duran
Paslı bir zaman zinciri gibi.
Gölgeye benzer adımlarım—
Kendime varır, benden taşar,
Sonra yine bana kırılır.
Gece, sessizliğini üzerime örter,
bir keman yayının titrek sesi gibi
ruhumda ince bir çizik bırakır.
Kalbim, tek başına çalan bir piyano,
her tuşta bir boşluk,
her notada bir özlem saklıdır.
Elime siyahı verdiler gökkuşağını çiz dediler
Gökkuşağından dışlanmış bir siyah gibi kala kaldım
Sen yalnızlığı bilir misin sensiz sen dolu olan
Ben bilmek istemezdim ezberletti kendini bana
Şimdi fermanımız yazılır bir kefen üstüne
silahlar yorgundur yürek tedirgin usulca
anne bizim sonumuz ta en başından belliydi
gül kokusuna hasret olmaktı tek suçumuz
İnce bakışlarda kalmış sızlayan hatıralar
Geçtim deryaların içinden
Damla iken derya oldum
Vardım işte sana
Sen gibi aşk zerresine
Sessiz bir ışık sızar ilk sabaha,
Henüz ad konmamış bir anın içinde.
Ne ben varım, ne yokluk tam orada —
Yalnızca bir nefes, sonsuzluğun eşiğinde.
Bir kıvılcım düşer evrenin alnına,
Aşk nedir, bilmem tam adıyla;
Bir varlık mıdır, yokluğun yankısı mı?
Belki Tanrı’nın iç çekişidir insanda,
Belki de ruhun kendi suretine özlemi.
Senin gözlerinde bir sonsuzluk var,
Zaman, kendi omzuna yaslanmış bir nehir,
akıntısı kendine dönen bir düşünce.
Ben, var olmanın yankısıyım —
hiçliğin kulağında fısıldayan bir soru.
Bir taş, kendini hatırlarken ağlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!