Gönlüme ferman,
Ömrüme imkansızsın.
Alın yazımın en derin çizgisi,
Gönül Defterinden Bir Sızı
Ne tabip anlar halden ne dünya bilir sızımı,
Bir kara sevda ki bu, kışa çevirdi yazımı.
Gözlerin hançer misali, deler geçer özümü,
Senden gayrıya kapattım, bu dünyalık gözümü.
Hesabım Mahşere Kalsın
Şimdi gidiyorsun ya sevdiğim,
İhanetin kadar mutlu olursun inşallah.
Attığın her adımda ahım dolansın ayaklarına,
Son bedduamdır bu sana; dilerim ki en sevdiğin yerden yıkılasın.
Gözyaşım derya olsun, yollarını kapatsın senin,
İsimsiz mektuplar yazsaydı gece rüzgâra,
Her satırında bir özlemin dili olurdum sana.
Yıldızları harf, ayı mühür yapardım,
Gökyüzünden sana uzanan bir yol bulurdum.
Zamanın durduğu anlarda bir ressam olsaydım,
Kim Suçlu?
Sen misin — kalbimi bıçak gibi yaran,
Yoksa ben miyim — kanayan yerime seni bastıran?
Sen misin — ruhuma zincir vuran gardiyan,
Kırıldı dallar, güller sustu bir bir. Hangi gül, "geç açtın" diye tomurcuğu sorguya çeker? Hangi bahar, "erken geldin" diye ilk kardeleni kovar? Vaktinden, renginden, kokusundan ötürü soluyor ömürler. Bir ağaç, yaprağını dalından ayırır mı hiç, yalnızca sarardı diye? Toprak, bir tohumu iter mi, sırf filizlenmekte acele etti diye? Doğa, kendi çocuklarına böyle davranmaz. O, bilir ki çeşitlilik, var oluşun temel şartıdır.
Ah, insan! Sen ki denizlere hükmeden, dağları delen, gökteki yıldızları avucunun içi gibi bilen… Sen ki her şeyi bulan, sen ki her sırrı çözen… Kendini, yalnızca kendini bulamayan. Bir tohumun toprağa düşüşündeki imanı, bir kuşun kanadındaki kudreti, bir damla suyun yalnızlıktan denize yolculuğundaki azmi gören gözlerin, neden kendi yanındakinin gözlerindeki hikâyeyi okuyamaz oldu? Sen ki dev saraylar, gökdelenler dikersin de, bir komşunun gönlüne girecek tek kapıyı yapamazsın. Sen ki atomu parçalarsın da, bir kalbin içindeki küskünlüğü parçalayamazsın.
Ve dil… Ah, dil! Sen onu, yüreğinden kopup gelen ilahi bir ezgi, birbirini anlamanın köprüsü olarak yarattın. Oysa şimdi o dil, bir duvar oldu. Bir sınır, bir bıçak, bir yasak. Aynı güneşin altında, aynı yağmurlarla ıslanmışken toprakta, aynı yıldızlara bakarak uyumuşken, nasıl oldu da aynı duyguları anlatan farklı sesler, birbirine düşman oldu? Bir kuş, ötüşüyle diğerine küsmez. Bir ırmak, şarkısıyla diğerine üstünlük taslamaz. Sadece insan, sese ve söze, kendi kalbinin daracık hücresinden bir hapishane kurar.
Mesele
Mesele; birinin sana hayır demesi değil,
bazen bir “evet”le kandırılıp,
bir suskunlukla öldürülmendir.
Bir çift göz, umutla bakar sana,
Nasılım, bilmem…
Sanki aklımı kaybetmiş değil de,
acısını nereye koyacağını bilememiş gibiyim.
Karanlık bir odada, duvarla göz göze,
suskunluğumla tartışıyorum.
Bir tarafım hâlâ senin sesini arıyor,
ÖLDÜ SAY BENİ
Bu gönül, yılların yükünü taşırken eğildi,
düşerken adını andı, sende silindi.
Kader kapımı çaldı, içeri girerken eğdi—
yüreğim sendeydi, sende öldü say beni.
Olmaz Ya Hani…❞
Şimdi açsam kapıyı,
beklesem ay ışığıyla,
sen gelsen…
Olmaz ya, hani ansızın belirsen,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!