her gideni beklemek
kapısı olmayan bir evde oturmaya benziyor.
Ne kadar pencere açsan da aynı rüzgâr giriyor içeri.
Önce mücadele ettim.
Kırılanı onarmaya, eksileni tamamlamaya,
Topladım kendimi kırıklarımdan,
Bir çocuğun düşe kalka yürümeyi öğrenişi gibi.
Ağladım da sustum da,
Şimdi kelimeler değil, yüreğim konuşuyor gizlice.
Gidenin ardından yakılan her ağıt
Kimi yürekler dokundu yüreğime,
dokundukça çoğaldı anlamı.
Sessizce sakladı kıymetini,
değdiği yerde sevgi eksilmedi.
Kimi yürekler değdi geçti,
Derler ki,
insan en çok
tamamlayamadığı cümlede kalır.
Öyleyse söyle;
neden bazı vedalar
gidenden çok
Yürek dediğin terazidir,
niyeti tartar sözden evvel.
Altın da düşer kefesine, pas da;
hakikat, hiçbiriyle eş tutulmaz.
Kıymet sessizlikte olgunlaşır,
Bir ay doğdu geceden,
Bize ışık oldu,
Demir, kurşun, su dövdük,
Yalın ayaklarımızın altında.
İmece, ırgat, amele...
Yürüdüm,
yıkıntılar arasından
kendi sesimi duya duya
dilsizliğime alıştı gözlerim
ama içimde bir cümle
büyümeye başladı sessizce.
Ne bir şehir çağırır beni,
ne de kapısı açık bir ev.
Benim dönüşüm,
sesini duyduğum yere olur.
Yuvam,
Şimdi yuva yine dolu,
havada yeni kanat sesi var;
gökyüzü maviye bürünmüş,
rüzgâr bile bir hoş esiyor.
Biliyorum,
Bir zamanlar
gölgeme sığınan sesler vardı
şimdi duvar,
yalnızlığın çırpındığı sabahların tanığı.
O yuva,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!