Karli daglardan dipsiz derin ummanlara
Caglayip cesme oluyor ren, buzul dereleri boyunca süzüm süzüm süzülen
Iki yakasi durgun kayik ve bulanik sehirler sandalcisi
Zifir ormanlarin kol kucak ettigi upuzunca su seyrinden
Bazan düzlüklerde bazan sarpalarda dolapdegirmen gezen sessiz fisilti
Her yakasi sarap hali baglar bakiresi masal perisi
Cagiran esigin bir yalnzlik hücresi
Kederli gamzesi hüzünlü cehresi
Keslik derbederlik
Ve kesmekeslik tütününe kül tablasi muamelesiyle
Ayaklarin sürükledigi ciplak izlerde
Sitemli ve lekeli sözler dökülürken, dudaklarindaki kordu
Nisan üzüldü agladi baharda
Ucusup tutusan hayalet daireler gibiydi insan haklari özgürlük ve demokrasi
Zaten sirketi hic olmadigi kadarki sahtesine
Örttük kapattik kessssstik makinist makascisi gibi dünyayi kana
ve karanliga koyup boyayan filmin..
En cellat suratini yirtindi ve disa vurdu cerahati celladi bol irin..
Kötünün isi bitsin,
.. iyinin gözü yasarsina
Bel bagladikca iki ucu kopuk ucurum bir yerdir dünya dolusu insan
Kimildadigi döndügü duydugu bütün hayal heves hasret istek ve arzuya
El koyup yol kesip bezirgan okuyup haramisi cok haydut eskiyalar
Kitabi ve peygamberi olmayan piyasa tanrilarin
Hızını etkisini ve şiddetini kesmeksizin artıran kasırgalarla, uzakta gürleyen şimşekleri gökten yere sürükleyip serpiştirerek
Ormanların ve dağların dingin beşiğinde oturan kulübeler gibi girdiği rüyalardan çıkıp, aradığını bulamadan eve dönmenin geri kalan öteki tarafıdır insanı yaşamaya bağlayan iten çeken ve cezbettiren yarın. Çünkü arzuladığı istediği dilediği ve umduğu yere yaklaşınca, hayalini ve hasretini düşlediği eşsiz benzersizliğin orda olmadığını; tam tersine kendini yaşatan aidiyetin ve gerçekliğin hayat serüveninde ve yaşam öyküsünde olduğunu görüp tanıklık ederek eve, yani olduğu bildiği kendine geri döner.
Fakaaat, aksine tersine çar çurdaysa…:
Yaşamın değişmez ilkesidir tok acın halinden ne biler ne anlar “ diye. Öteki laf da” fazla laf yalansız, fazlaca mal mülk şöhret güç otorite ün ünvan haramsız olmazmış “ diyen. İstanbul, İzmir, Bursa, Antalya ve istisnasız birbirinden akibetini açmazını çıkmazını hünerde hususta örnekleyip kopyalayan hepsi.. kımıldadıkça göç toplayan, göç topladıkça üstüste yıkılmış on milyonlarca yalnız yitik kayıp kaçak kimliksiz kozmopolit kalabalığını tanımayan, taşıyamayan ve tartamayan ve içinde bozulduğu ve boğulduğu kir, gürültü, kargaşa, hır, gür, nizah geçimsizlik, istikrarsızlık , mutsuzluk ve nicesi sorunlardan servetini sermayesini kronik kalıcılıkla edinenlerin en başta belediyeciliği arpalık gördüğü… veremi gösterip sıtmaya razı etme taktiğiyle hepsinin ortak bileşeni, siyasette tek kale oynadıklarının toplumu çalımlayarak aldatıp yedirdikleri acı reçetelerle, hiç birinin diğerinden farkı olmayan listesi saymakla bitmez mal mülk sahibi olduklarıdır.
Sanat ilim büyüme ve gelişme yasasız mümkün değildir fakat ortak duygusu sorumluluğu düşüncesi paylaşımı aklı vicdanı olmayan katı kanun kaide ve kuralcılık sayesinde yüksek getirili kusursuzluk mükemmeliyetçilik imar ve inşa edilerek üstün başarı elde edilse de, her şekil dokunuşuyla ilişkilendiği etkinlikten sebep doğurduğu sonucuna kayıtsız ve müdahalesiz kaldığıyla, her doğallığı başkalaştırır değiştirir dönüştürür zarar ziyana sokar ve bozar .( diyor Genç Werterin Acıları saya 19’ da Goethe)
Saygınlık, kişilik, karakter, onur, itibar ve sevgi, raf ömrü tayin edilmiş vadelerle sınırlı ve şartlı pazarlığı yapılabilen veya parçalara bölünebilir etiket ürünü değildir. Eğer yetiştirildiği çevrede faturalanmış gramlara, ünvanlara, makamlara, şöhretlere, eşyalara, gösterişlere, ihtişamlara, imtiyazlara ve sür saltanatlara bağımlı tamah düşkünü, hırs küpü ve ihtiras materyali olarak beslenip büyütülmemişse eğer, kendine saygınlığı değeri ve itibarı olan her kişi başkasına da aynı haysiyetli tavır yaklaşım duruş ilgi özen ve davranışı gösterecektir. Sevilmeyi ilgilenilmeyi övgüyü ve takdir edilmeyi diliyor bekliyor ve istiyorsa adil özgür tutarlı liyakatli vicdanlı merhametli kararlı duyarlı samimiyette ve özgünlükte yaşadığı doğayı, hayvanı, çevreyi, kültürü, dili, ülkeyi, toplumu ,insanlığı ve dünyayı hiç bir ayırdım numaralandırma ve katagorize etmeye gitmeyen ortak bütünlükte sevip sayıp birlikte yaşamın vazgeçilmezinden bilip inanacaktır.
Aksi halde insan yetiştirmeyi cevher ve servet getirisi daima yüksek ranta dönüştürülebilen veya paraya mala mülke güce gösterişe yarışa ünvana otoriteye dövize çevrilebilen kuyumcu sarraflığının akıl fikir yürüttüğü ölçü ve tartıyla fiyatlanıp eder değer piyasasını bulmaya esir ve tutsaksa insan, kendi intiharından kurtuluşu olmayan ve yerinden kopmuş sökülmüş soğuk ve harabe gölgelerin kütlesiz boşlukları gibi doyumsuzluk, savurganlık,acımasızlık, rezillik, gözü dönmüşlük, ruhsuzluk, kayıtsızlık, keyfilik gericilik, yobazlık, görgüsüzlük, yetinmezlik, kokuşmuşluk, çürümüşlük, zorbalık, bencillik ve duyarsızlık bağımlılıklarının endüstri materyali haline ve morglaşır.
Bu köklü esaslı sebeplerin doğurduğu sonuçla da, aşağılık yetersizlik liyakatsizlik kibir ihtiras kapris haset ve kin güdümlülüğüyle, gösteriş özenti eşyalaşma imtiyaz konfor ve ihtişam devre mülkü haline gelmiş insanlarda kişilik bozukluğunda eksikliği olan bütün boşlukları tarz furya şekil gösteriş kostüm maske dekor aksesuar ışıltı afiş fiyaka gibilerle her türlü istismara yönelik poz sergi sunum ve piyasa maskesiyle saklanıp perdelenerek, ard niyetli kozmetik kamuflajların kurgulanmış pususuna yattığı gizlenmişliğin karşılığını açıktan açığa kotarıp kapatma gasp ihtiyacı nispetinde değer görmeye ve ilgi çekmeye yönelik sahteliklerini kapatıp örtme ihtiyacı hissederler.
Hiç kimseyi kimsenin kurumsallaşmış ukalalık kibirine, gerici yobazlığına,üstünlük kaprisine, cehalet zavallılığına, istismar enayiliğine, sadaka dilenciliğine, sınırsız sömürsüne, kullanım sefaletine, despotluk değişkenliğine, güç gösteriş ve keyfiyet düşkünlüğüne muhtaç mahrum esir ve tutsak etmeksizin , devlet otoritesinin eşit yurttaşlık ilkesine ve hukukun üstünlüğü yaptırımına dayalı ve bağlı; eğitimde sağlıkta iletişimde barınmada beslenmede kültürde huzurda mutlulukta sanatta ulaşımda ekonomide bilimde güvende herkesin insanca yaşama hakkını sırası denk ve rast geldikçe biat edilmeyi koşulsuz şartsız dayatan zorbalığın lutfuyla değil, hiç bir şekilde rencide olunmayan onurlu itibarlılığın zenginliklerini toplumca hakça paylaşmayı önemseyen ve önceleyen kişilikli karakterli kaynaklardan sağlanmış olan ortak yaşam birikim ve kazanım bedeliyledir, kalıcı liyakatli istikrarlı eğitimli güvenli donanımlı istikrarlı adaletli tutarlı dengeli çağdaş özgür üretken saygın bilgin kalkınmış gelişmişlikle eşdeğer sosyal ve toplumsal hayat .
Paylaşma duygusu, adalet kavramı, üretim zenginliği, ortak değerlerine sahip olma bilinci, çağdaşlık bilimselliği, akıl fikir duyarlılık vicdan muhasebesi, dayanışma kültürü, özgür anlayış ve iradesi, sorgulayabilme cesareti ve iradesi, liyakatli donanımlılığı, sosyal sorumluluğu, hesap verebilme yükümlülüğü olmayan; korku karanlık, kargaşa, belirsizlik, yoksulluk, acizlik, çaresizliklere dayalı; hoşgörüsüzlük, yozlaşma kirlenme, kahır, kutuplaşma, şiddet, nefret, hurafe ve gericilik çoğaltıp üretmekten başka hiç bir varlık hükmü bulunmayanların keyfiyet sultasında şahsi çıkar ganimetine odaklı kıtlık kıyamet piyasa ve borsacılığıyla insanlığın hayat ve vücut bulması asla mümkün değildir çünkü.
Çünkü toplumları geliştirip besleyen büyüten ve kalkındıran dinamik sağlam kalıcı ve sağlıklı gücün göstergesi,hiç kuşkusuz ve tartışmasız ilim bilim sanattır. Bu yüzden zar zor, kıt kanaat ölüm kalım nafakası derdiyle boğuşanların ne kültür sanat üretip yapacak kadar kendine yeter artar zamanı, ne bilim teknoloji üretip paylaşacak kadar huzur ve refah payı, ne de felsefe düşünecek kadar sorgulayabilen özgür iradesi veya hali durumu vakti mümkünü mecali vardır.
Yalnizca kilise degildi, o andan itibaren TANRI dedikleri güc ve iktidar sahipliligini kendi kafalarina ayar tarifeleyerek Ortadoks ve Katolik diye büyük bölünüs.
Tarih milattan sonra binlere yakin Roma`nin ölü matem miras kalintisina ve civisi cikik Imparatorluk tahtina konan GERMEN sülalesi, kilisenin hristiyanliktan kopup kendi kafasina buyruk ikiye ayrilmasi sirasina es neredeyse es zamanli olarak birbirinden ksiyrilip ayrisan kralliklara bölündü ve sanildigi gibi ULUS DEVLETLERIN baslangici Fransiz Devrimi degil, AVRUPA namina kilisenin bölünüsüyle beraberce kralliklarin da kendi hanedanliklarina hükümran olma ayrisim girisimiydi.
Böylece Almanlar terazi dengindeki FRANKLAR kopusun en güclüsü, Vizigotlar, Vandallar, Burgundlar, Angillar, Saksonlar ve digerleri bunlarin izpesi takipcisiydi ve tarih boyunca da Avrupa, hep ayni izsürümünün güdümünde kaldi.
Fransiz Devrimi`yse birdaha hic geri dönüsü olmayan kesin sinirliligin herseyi kendi hükümranligina daraltan ayiklama ve ayristirma süreciydi. Bundan sonra yasaminin dibine düsen insan yasadigi hayatin kurgu denegi, olus bitislerse ona rol yahut odak sekillendiren konum belirleyici program dahiliyeciligiydi.
Bakiyorum da söyle, bugünkü Cehepe, buralardan hic kopmayan ögretilmis ezberini SOROZ cikleti laf sakizlasmalariyla ve tam tekmil BOP kökenli görsel kiyafetlilikle, icinde hicbir ülke degeri bulunmayan özel programlarin hep kaybettikce kazandigini ilan beyan eden, DIS KAYNAKLI zihin bulanikliligini Türkiye`ye yayip yerlestirmenin eksik gedik toplama pesinde.
Orada, yani kendi kiyak fiilinde fittilendirilip dönderilen dolapta, ne Atatürk vardi, Ne Cumhuriyet ne de Türkiye…
Kredi kartı miktarına
Bir kara haber
Bir sim siyah devran
Bir boz bulanık uğultu girdabı sana dünyanın bittiğinin sandıklanmış mühürlü damgalı postada
Ömür hesabı görülmüştür
Defteri kitabı dürülmüştür beyanıyla yokuşlu yolu yarılayıp çoktan yamaca geçmiş olan çığırdan
Bir soğuk yumak içinde gizli saklı derbederliğe derdest
Çareyi hep adresi bilinmez yarına yıktığı perişanda bulmaya çırpınarak
Ve hep uzaklarda blr yerlerde olmayan bir şeyi her şeyde sığıçlanır gibi kendi kendinden kuşkulu şüpheli
Kötümserlik ve karamsarlık kumaşında sınırsız muhtaçlığa kundaklanmış hayal kırıklıklarını sarmalayıp besleyen
Canı çok yanmış
Teni çok örselenmiş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!