DELİSİ DIŞINA olmadıkça, yani yalnızca bizim olmayan ve aslında hiç bizim olmayan bizden sonraya bütün yaşam zenginliğiyle bozup berbat etmeden bırakmak zorunda olduğumuz dünyayı karıncanınki kadar hakkın hukukunu gözeterek her hususta bahsi geçen kendisiyle yüzleşebilmeye ilişkin duyarlılığı, samimiyeti, emeği, sorumluluğu, vicdanı, kararlılığı, aklı, fikri, bilgisi, birikimi, katkısı, yurttaşlık bilinci, eşitlik inancı, özgürlüğü, sorgulama iradesi ve paylaşma duygusu olmalıdır insanın.
Bütün bunlara hor bakar , yabani davranır, ilkel yaklaşır, kabız kasıtlı ve kurak dolgulamalarla beslenir ve yetişirse, maskesi tavrı ilgisi kişiliği sürekli değişken iki yüzlü Bağnazlık çukurunun bataklık çöplüğünde çıkar önceliğini kovalayan dengesiz istikrarsızlığın sahtekarlık istismarcısı kesilir insan. Buraya bağlı ve bağımlı olarak da dengesini konumunu kaynağını düzenini yitiren bozan bütün yaşam ve toplum ilişki ağı, artık hamaset ve ahkam kesmenin dışında hiç bir kayda değer üretkenliğinin olmadığı ve üst üste yığılan sorunların kuşattığı çürümeler gasplar kokuşmalar talanlar yıkımlar hurafeler korkular ihmaller yozlaşmalar kaygılar ve adaletsizlikler sayesinde suçluluk ve değersizlik duygusu aşılayan sınırsız yetkiyle donatılmış keyfiyet hükmüne mahkum, bölünerek parçalanmaktan medet umarak toplumsal bütünlüğü, zenginliği, barışı, huzuru, kalkınmayı, gelişmişliği, sosyal düzeni ve toplumsal istikrarı sağlamak asla mümkün değildir.
Dünyada bütünden parçalar koparıp bölünerek ayrışanlardan bu güne kadar gelmiş geçmiş toplumlar tarihinde hiç bir sosyolojik ve somut örneği yoktur ki, kaygıda düşüncede çabada gayrette ilimde üretimde paylaşımda kültürde ortak yaşamı ve aidiyetliliği olmayarak ETNİK ve Mezhepsel parçalanmışlığı körükleyerek gericiliğin hurafenin ve bağnazlığın ortak çıkar önceliğini doyurmayı maskeleyen BAĞNAZLIK ve istismarcılıkla yarının huzurunu güvenliğini ve mutluluğunu bulmuş sağlanmış olsun.
Orwell’ in 1984’ ü de böylesi kasıtlı kısıtlı kirli kof bakan gören ve maskelenmiş maksatlılığa hususi bilenmiş Bağnazlık çeşidi ve türüdür.
Hiç kuşkusuz kendi içinde içeriyi dışarıya dışarıyı içeriye baskılayarak her türlü sosyolojik çöküş travmasına davetiye çıkaran kapalı durağan hantal kokuşmuş sadece demir çelik betondan durmaksızın savaş sanayisine yarışan ve yatırım yapan, işlevsiz zorbalığı o güne kadar hiç görülmemiş aydınlık ilericilik toplumculuk ve sosyalistleşme bilimselliği olarak baskılanmış insanların tüketimine dayatan; ve gittikçe de alttaki yığınlaşmış çoğunlukla üstteki otoriter güruhun yaşam tarzı ve talepleri birbirinin aynısı olmayan çürümüşlükte kokuşmuşluk bağlantısızlığında kendi sonunu getireceği kaçınılmazdı Sovyetler Birliği’ nin. Zaten de bu birlik, küresel çapta kopmuş tutuşmuş dünya paylaşım savaşlarının sürüklediği zorladığı şekillendirdiği; ve özgürlüğü dayanışmayı barışı huzuru gelişmeyi aydınlanmayı kollektif hayatı sınıfsız ve sınırsızlığa toplumlaşmayı kısacası sosyalizm’ i tepeden tırnağa bilinçli donanımlı eğitimli farkındalıkla dileyen ve talep eden Devrim ‘ le gelmeyen suni sanal ve soyut bir olguydu.
Çünkü sağlam temellere oturmayan; sloganist teorik yüzeyselliğin iğretililiğine bel bağlayarak tarih boyunca sürekli çatışanları ulama ekleme yapıştırma yoluyla sağlanan siyasi BİRLİKLER, hiç bir temel dayanağı sosyolojik evrimleşmesi olmaksızın yaşam talepleri sadece sürünen ve sürüklenen mevcut sefaletini bertaraf etmekle sınırlandırmışlığa adını şeklini hangi markayla isimlendirirse isimlendirsin bozulup dağılmaya mahkumdur. Birbiriyle orta bağı, kader birliği yaşanmışlıklar birikimi ve özgeçmişi olmayan farklı yığınları yapıştırma tutkallama yöntemiyle sosyal ekonomik siyasi kültürel ve toplumsal birlikler olmayacağı gibi ( Soyet’lerdeki gibi ), ideolojik savında ‘ Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı’ ilkesini bayraklaştıran Sosyalist terminoloji, en başta soyan sömüren ezen tacizci işgalci tecavüzcü kapitalistlere ve emperyalistlere karşı verilecek mücadele ile kazanılacak sosyal siyasi ekonomi ve kültürel özgürlüğün tanımlamasını yapıyordu. Emperyal zulmün her türlü kapı kulluğunu ve tetikçiliğini yaparak biriktirdiği uşaklık kuponuyla varılacak gidilecek ( şimdilerde kürt sorunu diye kotarılıp çok çıkar ortaklığına pişirilenlere markalaşmış örnekte olduğu gibi ) yer, hep yenilmiş savaşlar sonrasında azınlıkların haklarının gözetilmesi dayatmasıyla işgalcilerinin sömürge bağımlısı durumuna düşmüş koşullardan zayıfını gören her yağma yıkım ihanet ve işbirliği ortakçısının kotardığı icraatla, insanlığı huzura kalkınmaya mutluluğa barışa özgürleştirme onuruna değil, bölüşüp param parça edilenden bütün hayati değerlerine ve yaşamsal kaynaklarına çöküp çullanarak güdümlü ve kadrolu özel tetikçileri sayesinde toprak parçası koparmaktan başka bir şey değildir.
Çünkü..Neyi hangi değer birikimi, kararı, ilgisi, maksadı, yargısı, ilişkilendiği, gözettiği, bakış açısı ve yaklaşımıyla düşündüğünü eyleme dönüştürdüğü nedensellik esas belirleyici ve tayin edici unsurdur; adı adresi ne okursa olsun her türlü sorunların çözümleme ölçeğinde ve yapıcı olma çabasında kıstasa alınan ivme ve eksen. Tüm bunlardan yoksunsa eğer, önceki sefaletiyle sonraki akıbeti arasında hiç bir şeyi değişmeyen kurgulanmış tutkalla yapıştırılmış istismar maskesinde yeni tip toplum üretme ve fabrikalama adına yazılmış projelerin emperyal taslak ürünüdür gerek sosyolojisi olmayan özgürleşme, gerekse her şekil yapay meseleye markalaşmış soyut ( Türkiye güncelinde olduğu gibi ) bop siparisli SÜREÇLEŞMELER.
Soğuk savaş süresince taaa Fransız Devrimi’ nden kalan ve Thomas Hobbes, John Locke, Jacques Rousseau gibi nice Aydınlanma Çağı düşünürleriyle var olanın üstüne katlayarak koyan; Onyedi Ekim Proleter Devrimi’ yle de Marksist -Mataryalist felsefeyi bilimsel yaşam değerleri olarak her türlü gericiliğe tutsaklığa baskıya kulluğa köleliğe zorbalığa yoksulluğa ezikliğe sömürüye işgale tecavüze hurafeye dayatılanların tümünün kaderi değiştirilebilir aklını fikrini ve gelişimini eylemselleştirdiği yerden; özgürlük, barış, eşitlik, kardeşlik, hak, hukuk, kirlenmemiş dünya, savaşsız bloksuz ve atomsuz yaşamak vitrin kostümleriyle dışarıya boşaltılan kalabalıklar taaa Berlin Duvarı yıkılıp Doğu Bloku çökenceye kadar köprüleri yolları çimenlikleri caddeleri otobanları sahilleri pazar yerlerini sahil kıyılarını stadyumları meydanları artan yoğunlukla geceli gündüzlü mesailerden örgütlü gösteri yerine dönüştürdü. Kendilerine verilen sipariş işi bittikten sonra ( duvar yıkılıp doğu bloku dağıldıktan sonra) hele hele de bugünlerde dünya sokaklarında ahlak kural kanun tanımayan ölğmün zulümün sefaletin haksızlığın hükümdar olup kol gezdiği kesintisiz savaşlar silsilesinde kan ve kin kusan vahşet dehşet çevre kirliliği ve atomlaşmalara karşı Soğuk Savaş yıllarınca gündemden düşmeyen özgürlük barış kardeşlik silahsız savaşsız ve atomsuz kapitalist atölyeden çıkma ve çakma vitrin gösterilerden eser kalmadı. Çünkü sahip oldukları bütün araç gereç manipülasyon ve imkanlarıyla bu gösteriler de kazanılmış her türlü insani değer, düşünce ve zenginliklerine yönelik KARŞI DEVRİM suikastçılık yollarından biriydi.
Stalinist Sovyet yapılanmasının çürüyen çöken sebepleriyle yıkımı kaçınılmaz, yer yer doğru ve yerinde tespitlerinin yanına kendi içinde biriken ve eleştiri sorgulamasını haddinden fazla aşan kin kusma, öç alma, tarafgillik tetikçiliği etme ve kıyasıya önyargılı intikamcılık gütme gibilerle hep açık veren hata sorun yanlış çelişki terslik olumsuzluk bulmaya kilitli, hiç bir olumlu kaydı ve göstergeyi görmezden gelmeye sadistlik seviyesinde saplantıların ajanlık kuryeliğinde, Batılı Emperyallerin kutsadığı özel şövalyeciliğe kasıtlı ve abartılı suikastçılık yaptığı çok bellidir Georg Orwell’ in 1984’ ü. Günün klasik tabiriyle her okuyan insanı kendi tek yanlı saldırganlık kusuntuları bağnazlığında boğan koyu trübün tezahüratçısı ve fanatik kapitalist yandaşıdır 1984.
Derken uzunca günler ürke korka uyar sakinliği boşluğu kimsesizliği saati tenhası kollanarak anca ayak üstü ve hızlıca denk getirilen işyeri Kantininde, birbiriyle buluşmanın kızla Winston arasında ilk randevusu karara bağlanır. Karara yer akşamın yedi sekizi arasında meydandaki Oliver Cromwell heykelinin olduğu meydandır, buluşurlar. Ardından daha dolambaçlı zahmetli uzak tren yolculuğunu da içinde barındıran ve tarifi fısıltıyla konuşulduğu akılda tutulması özel gayret gerektiren yerde ikinci defa buluşurlar soğuk savaşın esirleri sergilenirken caddeye doluşmuş kalabalığı fırsat bilen ilk buluşmada ilk defa elini de tutar fakat adını sormaya imkan, yüzüne bakmaya cesareti olmadığı için hala ismini ve göz rengini bilmiyordur kızın, 1984’ te romanında başrole kahramanlaştırılan Weston.
Büyük bir İhtiyatla, titizlikle, ardını hep kaygılı endişeli sorularla ve her yerde kontrol devriyesi gezenleri gözetip kollayarak gerçekleşen ikinci buluşmada ilk dokunuşları ve temasları başlar. Baskılanmış kıskaçta hızla Birbirinin gözüne yüzüne bakarak kızın adının da Julia olduğunu öğrenir. Öpüşür dertleşir koklaşır hatta çikolata bile yerler kızın satın aldığı karaborsadan. Kız, yani Julia aslında birlik komitesinin gösteri ve yürüyüşlerini örgütleyen; insanlarıysa davranış duruş ve mimiklerinden rahatlıkla kim olduğunu hemen anlayıp okuyabilen casustur ve bunu bu buluşma sırasında Weston’ a açıklar. Soyunma dökünme kucaklaşma gibilerde kızın partili tüm üyeleriyle aynısını yaptığının özeti yaşanırken, Winston bundan büyük haz alır çünkü gerçeği saklanan çürüme ve yozlaşma bu sayede her üstü örtüleni derinleşmiş kokuşmuşluktan tüm pisliğini örgütlü fahişeleri sayesinde dışarıya vurmaktadır. Zorla dayatılan sahtekar saflıktan nefret etmektedir çünkü Winston. Şehvetin her renginde sarılır kucaklaşırken bile birbirine ayrı soğuk ve yabancı duygularla sadece hayvani dürtüyü doyurmak için hiç bir duygusal bağı olmaksızın olup bitiyordur. Ve bu sayede bütün partinin koyduğu yasakların dışına çıkılarak var olan sistemin hızlı çöküşü gerçekleşiyordur. Kız pratik zekasıyla belleğiyle bu yolları ve tüm ( Moskova’ yı) Londra’ yı avucunun içi gibi bilen profesyonellerdendir. Parti devletinde kurulan her birim maksadının aksini üretip çoğaltıyordu Julia da Cinsellik Karşıtı komite’ dedir fakat öz kendi örgütlü fahişelik yapmaktaydı.
Maddiyatçılıkla Maddecilik kesinlikle aynı şey değildir aklı fikri duygusu düşüncesi mantığı sorgulaması vicdanı ve yükümlülük bilinci olana. Çünkü ilme irfana hukuka iyiliğe hakka inanmış gibi görününen Maddiyatçılık( namı diğer Çıkar Menfaatçiliği) hiç bir değer yargısı olmayan ihanet ve inkarcılığın ta kendisidir. İnanmıyormuş gibi bilinen sanılan görünen veya zannedilen Maddecilik’ se, insan ve evren arasındaki sebep sonuç ilişkisine dair düşün ve felsefe tarihini geliştiren bağlayan ve zenginleştiren aklı fikri belirleyen ana unsurun madde den kaynaklı olduğunu ve paylaşılabilir emek değerini savunan akımlardan biridir.. Bu yönüyle de bildiği savunduğu değerlere inancı tamdır. Orwell 1984 ile bu bakımdan Maddeci değil bilip inandıklarından kendini kaybetmiş ve kapitalist vitrinde kendisinin birinci tekil eskisini satan Maddiyatçıdır.
Saygınlık ve itibarla eşdeğer aklı fikri duygusu yaşamı utkusu tutkusu onuru itibarı amacı düşüncesi sorumluluğu bilgisi özgürlüğü ve İDEALLERİ olmayanın inanılır güvenilir nitelikte kişiliği ve karakteri de yoktur. Çünkü böylesi bir yoksunluk kişiyi doğumundan alıp taaa mezara götüren hayati süreçte savunacak, yaşatacak ve temsil edecek kazanım deneyim birikim ve bağışıklıkların tümüne kaynaklık eden insanlık cevheridir. Tüm bu yoksunlukla olgunlaşması gereken gelişimini sağlayamayan insanlar sav ve iddasında hangi söylemlerde veya akıl fikir yürütmelerinde bulunursa bulunsunlar bütün silip yeniden yazdıkları veya söyleyip yeniden ağızlarını çalkaladıkları her söylem ve eylem sürekli iddalarından kolayca döneklik ederek durumu güncelin icabına göre kotarıp kurtaran istikrarsız ve tutarsızlığın kişilikten karakterden mahrum Maddi Çıkar kovalayıcısıdırlar. Orwell’ de 1984’ ünde tam da bu tarifeden şahsına münhasır arızalı dokümanı ispat etmektedir.
Onun yazdıklarının tümü Papazın Kızı İngiliz Adabı Muaşereti’ ne hayranlık duyan içerik ve esas üzerine kuruludur. Keza papazın kızı, tüm hayatı boyunca bekaretini ve bakireliğini bütün yaşantısıyla babasının papazlık ettiği fakat günden güne müşteri kaybeden kilisenin iyilik melekçiliği oynamaya adamış; ve bir ara akıl fikir mantık dünya toplum sorgulaması yaptığı çelişkiler sırasında tanıştığı ve aylarca ortadan kaybolduğu sırada anarşistlerle beraber olup açlık yokluk eziyetle Bira Mayası bahçelerinde gündelikçilik yaptıktan sonra bütün bu sarpa sefil isyankar ve ağır yaptırımlı yollardan tekrar kiliseye dönüp, bütün evlilik tekliflerini geri çevirerek Papazın Kızı olarak hayata devam etmeyi en doğru yol olarak görme ana hattı üzerinde yoğunlaşır.. 1984’ te içerik olarak üç aşağı beş yukarı Orwell karakteristiğinde aynı özete tabidir.
Yer altı örgütlemesinin koordinatörlüğünü yapan O’ Brien, üye olmak için can atan Winston ve Jılia’ ya emredildiğinde gerekirse çocuklara taciz, uyuşturucu bağımlılığı, fuhuş, salgın hastalıklar yayma, ayak kol bacak kestirme, yüz ve ses değiştirme, hatta intihar etme gibi her türlu sapkınlığı şart koşan; ve aldığı emirlerin sebebini bilmeden ve sormadan gecikmeye uğratmaksızın mutlaka yerine getiren;bütünü asla anlama yahut görme şansı olmadan koparılmış parçaların tasarım robotu ve taşeron kuklası olma gibi sayısız ölümcül dayatmalara ( baskıcı yanlıştan kaçarken daha beter kıyamet kadar yanlışın insanlık dışı batağında boğulmaya ) razı gelmeleri gerektiğini ( miliitanist adanmışlığı ) anlaşırlar ve karara bağlarlar.
Kitapta sayfa 200- 249 arası hiyerarşik düzen, içe kapalılık ve cehalete dayalı örgütlenmenin her türlü açlığı ve istikrarsızlığı artırarak kendini sağlama alan totaliter sistemin besin kaynağı olduğu; ve bu sayede insanların dış dünyadan habersiz kalarak dayatılan en sürdürülemez ve katlanılmaz koşullarda mümkün olabileceğin en iyisini yaşadığına inandığının algı yönetimi kolayca yapılabileceği, güdümlü kalabalıkların dilenildiğinde istenilen odaklara nefret duygusu köpürtülüp kışkırtılan veya susturulup sindirilen Savaş Barıştır , Cehalet Güçtür gibi Winston’ a gizli örgüt üyesi olduktan sonra O’ Brien eliyle verilmiş öğreti kitabında yazılı olan üst başlıkların doktrinsel açılımları yapılmaktadır. Orada bilimin ve teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen insanlığın ihtiyaç duyduğu en temel sorunların giderilmesi iflasla sonuçlanmıştır çünkü sorunların giderilmesine değil savaşın silahlandırılmasına, düşüncenin kontrolüne, gerçeklerin çarpıtılmasına, özgürlüklerin yasak bölgeler diye kısıtlanmasına, cehaletin ve sefaletin yüksek düzeyde kalmasına, lidere tanrı gibi tapınan ve polis gücüne dayalı keyfiyete harcanmıştır ilim bilim teknoloji ve her şey.
Yine orda, dünyanın bundan sonraki kuşatılmış kaderine hükmeden karşı konulmaz güçlerin kendi aralarında asla birbirine yıkıcı üstünlük sağlayamacağı ama sürekli kundaklanan kontrollü düşmanlıklara ve savaşlara da hayati derecede ihtiyaç duyacakları ve kitap boyunca yeni dünyanın ÜÇ SÜPER GÜÇ odaklar olarak adından Okyanusya diye bahsedilen yerin Büyük Britanya, Avustralasya, Amerika( kuzey güney) ve Avustralasya olduğu, Avrasya diye adlandırılan siyasi -coğrafi bölgenin Avrupa ve asyadaki Sovyetler bölgesi olduğu, Doğu Asya diye işaret edilen yerinse Japonya Mançurya ve Çin şeklinde ( yer yer birbirine karşı ittifak edenleri veya savaşanları değişse de ) ayrılmış bölünmüş olduğudur. Her ittifaklı odak diğerini lanetleme esası üzerine otursa da, sistematik olarak güttüğü ve insanlarına yaşattığı ötekinin aynısıdır. Çünkü her sistem kendinden feragat edecek cehalete boğulmuş, en kötü şartlarda sürünse dahi değerli-şanslı olduğuna inanan, savaşlarla neye uğradığını şaşırmış kurbanları sayesinde ayrıcalıklı üstünlerini yaşatmaya kuvvetle ihtiyaç duyar. Kısacası sürekli çatışma ve ayrışmalar istikrarsızlığı; istikrarsızlık kaygıyı cehaleti korkuyu sefaleti çaresizliği ve uyumlu itaati kurumlaştırarak ayrışmış yeryüzü Süper Güç Odaklarının hep kazanılacak zafere insan yığınlarını kamçılayıp kilitlerlerken kendileri hiç bir zaman kesinliği olan zafere inanmayarak aralarındaki birbirine dayalı - gerilimli iş birliğini çalıştırıp işletirken aynı zamanda da kurulu sistemlerin idare ve sevkinde bitmez tükenmez servet kaynaklığı ettiğine işaret 200 ila 249’ uncu ideolojik anlatımlı sayfalar .
....
...
Hepi topu dört bakanlık vardır sovyet tipindeki güdümlü toplumları karşı konulamaz itaate alt üst ettiği esarete hapsetmede. Barış bakanlığı sürekli düşman yaratmayı ve sonu gelmeyen savaşları örgütlemekle donatılmıştır. Varlık Bakanlığı ölmeyecek kadar bilinçli sefaleti ve açlığı kurumsallaştırmakla meşguldür .Sevgi Bakanlığı diye adlandırılan kurum, baskı kurma ve toplumu yakından takip altına alan casusluk merkezidir . Hakikat Bakanlığı’ ysa gerçekleri çarpıtma müessesesidir. Bütünün toplamıysa sisteme bağımlılığı, gözetimi, manipülasyonu ve denetimi kolayca sağlanan itirazsız tepkisiz adanmışlığı ayar düzen etmektedir. Unutmak anımsamak kadar geçmişi sürekli değişen bu günsüzlükte hızlı oluşan gelişen ve sönen bir şeydir. Doğru dürüstlüğü yoktur hayatın kişinin dünyanın ve toplumun çünkü siyah olan , parti öyle diliyorsa beyazdır. Bu sayede her şey zıddı olanı aynı anda beraberce uyumluluk içinde taşıyarak hiç bir soruna mahal vermeyen kendi oto kontrolünü sağlamaktadır. Yalanlara içten inandıran, gerçekleri bile bile reddettiren bilinçli aldatmacadır bu tertibat. İtiraza tahammülü olmayan yalanın gerçeğin her zaman erişilmez mesafelerce önünde gitmesini şarta bağlar bu tertibat. Sürekliliğinin ve devamlılığının olmasını isteyen her yapı, gerçeklik duygusunu alt üst etmek zorundadır( algı yönetimi) derken Orwell keşke Sovyetler’ in esamesi okunmadığı fakat tam da tarifindeki Algı Yönetimi’ ni esas alan dünya zindanını ve Digital Diktatorya denetimli ve küresel boyutlu açık hava hapishanesini günümüze ömrü tetişmiş de görmüş olaydı.
Doğru olanın kalabalıklara ağırlıklara sayılara gösterişliklere beğenilere reddedilmelere göre anlaşılacak kıymet biçilecek değer verilecek yahut ayar edilebilecek bir karakteri yoktur malum..her baskı, insanları yozlaştıran yalan yanlışla beslendiği arabesk evrilmeleri kurar donatır.
Kitaba adını veren 1984 te ‘ Yenidil ‘ adı verilen ve Lideri Kutsayan Parti Devleti’ ni geri dönüşü asla mümkün olmayan sistematik olarak köklü değişimlerin yapıldığı tarihe dikkat çekmek için atılmış başlıktır.
Bu niyet eğitimin, dilin insanın daha da gelişimi yönünde değil, tam aksine A B C diye kataloğa ayrıştırılıp kategorize edilen dil alanında sağlık özgürlük eşitlik adalet barış mutluluk özgüven sevgi saygı gibi kelimelerin tümü düşünce suçu sayılarak konuşma ve yazım hayatından ölüm cezasıyla yasak edilip kaldırılmıştır. Yani Yeni Dil insanlar arasındaki iletişimi yok etmek için partiye bağlı lidere tapınan ve yeni insan tipini yaratmak ve yapılandırmak adına özel yaptırım metodlarıyla bilinçli olarak dayatılmıştır. Artık eskiyi hiç tanımayan, hatırlamayan ve hatta en sıradan evlilikler arasındaki cinsel ilişkiyi dahi partinin tarifesine aykırı olarak duygusal hazla yaşamayı sapkınlık sayan yeni insan modeli buradan döllenip kundaklanacaktır.
Bu başlığı atarken Georg Orwell, devrim öncesi anlam kavram içerik duygu düşünce alışkanlık bağlamında tüm yaşananları ve konuşulanları savunucularıyla birlikte topyekün imha ederek yerine partinin ve üst yöneticilerinin topluma dayattığı yeni iletişim algısını, yaşam biçimini, alışkanlıklarını ve dilini yapılandıran Sovyetler’ e uyarlayarak Çin Kültür Devrimi’ nden kopya çekmektedir.
1984’ e devamla…:
BİR DELİNİn HATıRA DEFTERİ’ nde Gogol..
Aksenty İvanoviç adında kalem dairesi memuru her güne tarih atarak tuttuğu Günlük’ ten kayıt altına aldıklarını romanlaştırır.
Pısırık, vesveseli, alıngan biridir Aksenty İvanov. Daireye kısa ziyaretinde görür görmez daire müdürünün kızına tutulur. Müdürü hiç sevmez, müdür de onu. Çarşı gezerken köpeklerin kendi aralarında yazıştığı mektuplardan kızın albayla nişanlı ve yakınlarda evlenecek ve birbirlerine çılgınlar gibi aşık olduklarını öğrenince durumu kabullenemez, daldığı düşünce sarmalında kendini aslında albay fakat şimdilik geçici katip memur olarak rütbeli üstünler sınıfından sanır. Sonra gazetelerden İspanyol kraliyetine kral arandığını okur. Bu sefer kendini aranan kral diye düşünür. Böyle böyle iş şirazesinden çıkar normal diye bir şeyi kalmaz, kendini dağıtır ipe sapa gelmezlere anormalleşir, aklına eseni hiç hayra yormaz, gördüğü halüsinasyonları güder kovalar, iflah olmayacak derecede de yüksek makam düşkünlüğü ve seçkin zümre hayranlığı vardır şube müdürü yardımcısı Aksentiy İvanoviç’ in.
Gittikçe gerçeklikle bağı olmayan algıladığı iç konuşmaları sanrısından ve sayıklamalarından daha da derinlere dalarak daireye gitmez olur işi gücü savsaklar. Sayıp sövdüğü dış dünya ortamına yabancılaşır. En başta hizmetçisinin hayrete düşüp garip tuhaf bularak anlam veremediği her gittiği yerde kendinin ayrıcalıklı üstün zümreden olduğunu kabullenilmesini bekler. Bazan şube müdürünün ricacı olarak daireye gelmesi için yaptığı çağrıya gırgır olsun diye gider fakat önüne yığılan dosyalara elini bile sürmez. Önüne konulan ve elini sürdüğü her işe kıytırıktan bir masa şefi gibi değil de kendini artık genel müdür yerine koyduğu Ferdinand diye adlandırıp imzayı basmaya başlar. Sıradılı davranışlarıyla gittiği her yerde herkesi şaşkına çevirir. Bunlardan biri de yatak odasında aynanın karşısında taranan genel müdürün kızıdır ispanyanın yeni kralı olduğunu ve kızın rüyasında bile göremeyeceği aklının da almayacağı mutluluk ve şatafata yaşatacağını söyler ona.. Bütün din adamlarının açgözlü, para ve şöhret peşinde koşan, çıkarı için anayı babayı bile satan sahtekarlar; ötekine sevdiğini söyleyenlerse aslında o kişiyi değil de , şeytanı sevdiğini kesin kanaatle inanır.Hiç giymediği iki çift takım elbisesinden birini terzilerin berbat eder düşüncesiyle kendi çabasıyla bozup kral pelerini yapar çünkü kral olmanın ilk öncelikli şartı budur.! Ortaya çıkardığı şeye evin temizlik ve mutfak gibi işlerini yapan Mavra görünce dehşete kapılır. O vaziyetle saraya gitmek için İspanya’ dan temsilcilerin gelmesini beklemeye başlar. Postahaneye gider İspanya’dan mektup filan var mı diye sorar, olmadığının cevabını alınca kendi oraya hiç gönderilmeyecek olan mektup yazdırır. Kendini İspanya sarayında hayal eder. Orda yediği dayağı yüksek rütbe alırken geleneksel bir ödül olduğuna yorar.! İspanya ile Çin’ in aynı ülke olduğu, yakında daha nyanın ayın üstüne oturacağı gibi sabık subuklarla kafayı günü meşgul eder. Ay, fıçı imal edenlerin yaptığı bir toptur, dünyanın altında ezileceğini düşünerek yüksek idareyi toplar, herkes telaşla dağılınca onu başbakan yine döver. Kafasını itirazına rağmen kazırlar.
Yordugu yazdigi ve paylasima sundugu sanatsal eser ister sinema, ister tiyatro, ister resim, ister müzik isterse roman destan öykü deneme gibi edebi türlerden hangisi olursa olsun, anlatimin icinde gecen bütün karakterler yapip yönetenin veya yazip yayimlayanin kendi kisilik yansimasindan baska bir sey degildir. Bir baska deyisle gercekci gözlemlere dayali olsa dahi kurgunun icinde dönüp dolasan herkes ve her seyin neredeyse tamamina yakini, kurguyu yoran ve anlatanin kendi karktristik özelliklerinden imareler kapsar ve tasir. Iceriksizligi dahi esirgenmeyen emeklerle aklin fikrin duygunun düsüncenin özenle harmanlanip islenerek sergilenip sunuldugu ince isciligin ve genis kapsamli seyin alani ve adidir cünkü sanat.
Oradaki insan karakterinde dogustan mevcut olan iyi kötü sapik katil kaltak dönek kahpe cesur yigit kaypak cirkef atilgan merhametli vicdansiz entrikaci dümenci kalles firlatma pisirik güzel cirkin zalim gaddar fitne fettan kostak azgin mert ikiyüzlü oynak soytari dayanikli zayif sahtekar gammaz bozguncu dümenci dalavereci zeki dangalak yahut yere göge sigdirilmayan kahraman, hep sanatini yapan yazan yöneten ve son seklini veren eser sahibinin KENDiNDEN TANIDIGI degisik durumlari ve hallerinin disa vurumudur.
Elbetteki bu genel gecer kapsamda Gabriel Garcia Maraquez`in cinayet romani ( aslinda bu türdeki hic bir eseri severek ve isteyerek izleyip okumadigim ) olan Kirmizi Pazartesi`si de, tüm digerlerinde oldugu gibi yukardaki satirlardan dogar gelisir ve sunulup sergilendigi son nokasini bulur.
Yazdigi romanlarda yasadigi cografyanin ( Orta ve Güney Amerika toplumlarinin ) hem yasayis tarzina hem de kültürel özelliklerine iliskin adeta haritasini cikrircasina anlatimlarda bulunan Marquez, adeta insan onun sayesinde bu topluluklarla yakinen tanismis gibi oldugu Kirmizi Pazartesi`de onlardan her hangi biridir.
Girdiği koridorda karanlığın her köşesini, ışığın her tonunu ve oturma düzeninin her yağlı boya portresini dahi sayfalarca yazdığı ve dolaştığı satırlardan bir türlü çıkamayan; neredeyse her yazdığı bütün romanlarında girdiği detaylarda boğulma özelliğini taşıyarak sanki anlatmasa suç işleyecek, kusur edecek veya affedilmez günaha bulaşacakmış gibi Ayrıntılarda kıvranıp dolanmayı uzatarak yazan ve romanın büyük kısmını ( etkin edebiyat yapmayı ancak böyle olacağının var sayımıyla) detayların kapladığı oralardan zar zor çıkan biridir Kafka.
O’ yaşadığı yetiştiği aileden gelen katı kurallı resmiyet ölçüleriyle ve döneminin yoğurduğu toplumsal çalkantılar silsilesiyle hiç tanımadığı ve yetişkin olmadığı duygusal coşkunluğa asla yer vermez romanlarında. Bazan içinden gelip yeltense dahi okuyucuda hiç bir yakınlık ve geçişkenlik uyandırmayan acemiceleri sırıtan ve formatlanmış METALİK bir soğukluk salgısı gibi iğretiden durur satırlarda. Bu yüzden hiç bir sevgi belirtisi olan imare olmaksızın tanıştığı anda yatağa girer çiftler. Veya kalıcı sürekliliği yoktur hiç bir çıkar ve hesaplaşma ilişkisine dayalı monoton dostluğun.
İki büyük dünya savaşı arasında ( sonrası ve öncesinde) yazılmış olan Dava yıllarında Berlin örnekli tüm Orta Avrupa’ da aldığı sürekli işçi göçü sebebiyle paydaş duygulardan çok günü kurtarma derdinin toplum inanç algı ve ahlaki değerlerin günübirlikteleştiği mesafeli ilişkilerini öne çıkaran; aynı odayı vardiye saatlerine göre sadece yatmadan yatmaya tutup kiralayanları aktarıp döndüren hızlı sanayileşmenin yirminci yüzyılı başında (1913-1925) hınca hınç yığınlaşmış yaşam darlığı, geçim zorluğu, barınma sıkıntısı ve somut gerçeklere dayalı acımasızlık ilgisizlik kayıtsızlık gibilerin kamçılayıp kışkırttığı kendi şahsi çıkarına odaklanma ilişkilerini herkese şart koşan değişim dönemler yaşanmaktadır.
DAVA romanı da tıpkı dönüşümde olduğu gibi bir sabah kalkar ki kendini hiç haberi olmayan ve sorgulama hakkında evine gelenlerin tek kelimelik sebebine dair bildirimde bulunmadığı kendi evinde tutuklandığının kabusuyla uyanır bankada yapılan ksek makam sahibi Josef K. Romanın sonuna kadar da Josef’ in soyadını okuyucuya gizemlilik duygusu yaratmak için ka nokta olarak markalaştırır Kafka.
En karmaşık ve kabuslu günlerinde her tanışma veya göz bakışından hemen sonra kendilerini cinsel ilişkiye teslim eden dört kadınla anlatım ara sıralarına serpiştirip ilişkilendirir Josef Ka’ yı Kafka. Bunlardan biri bütün daireyle düşüp kalkan mahkeme mübaşirinin karısı, ikincisi aynı binada oturan komşusu Bayan Bürstner, üçüncüsü dava avukatının hizmetçisi Leni ve dördüncüsüyse yarı sözlüsü ve daim sevgilisi Elsa ‘ dır
Tutulmuş avukatın dahi vekâletini üstlendiği kişiye neyle suçlandığına dair bilgi vermediği ve mahkemenin neye nasıl ne şekilde dilerse öyle kendi kendine sorguculuk oynayıp karar verdiği Dava’ nın adı vardır fakat, ( ne içeriği ne de gerekçesiyle) kendisi hiç yoktur. Gerçeği Aslı esası olmayan suçlamalarla ortak kararla gözüne kestirdikleri kişiyi içinde rüşvet tehdit korku baskı gibi her türlü kanun kural dışılığına örgütlendiği avukatlar memurlar ve yargıçlar kollektif çalışmasında ünvanlı olmaya seviye yükseltmiş avukatların ayağına kadar giderek bir sonraki aşamada nelerin yapılacağı veya avukatların isteği yönde neyin nasıl yürüyeceği konuşulup görüşülerek yapılan suçlamaya dair onların hükmü dışında ( zaman zaman sanki işe yarıyorlarmış gibi avukatlara evrak hırsızlığı bilgi alışverişi gibiler sayesinde küçük ve kısa süreli başarılıymış süsü havası vererek müşteri toplama ayar düzeni yapılarak) hiç bir sonucun çıkmadığı; ve kanuna ve yargılamaya herkesin inancını yitirdiği kokuşmuş çürümüş bir köhne düzenektir her an yeryüzünde her yerde en çok bilinen ve rastlanılan ve Dava romanında bahsi geçen süreç.
Stefan Zweig, Amok Koşusu romanında batılı sanayi ve endüstriyel ülkelerden kendilerinin yayılma ve pazar alanı olan sömürge veya yarı sömürge coğrafyalarına gerek misyoner, gerek antik çağ kazıcısı, gerek eğitimci, gerek banka kurmayları, gerek ekonomik ilişkileri denetleyen ve kurgulayan polis, gerek tıbbi yardımlaşma adı altında toplumları kolayca hizaya getiren siyasi ve kültürel dayatmacı arabulucular veya ajanlar olarak uzun süreli oralarda kaldıkları sürece başlangıçta kendilerini yeryüzünün iyilik güzellik dağıtan ve bundan büyük mutluluk duyan melekleri gibi gösterdikleri, fakat zaman ilerledikçe gerçekte oralı yerli halklara hangi iğrenen, tiksinen, aşağılayan, dışlayan, kolayca elde edilen, hayvanlarla eşit hor gören anlayış ve algıyla bakıp davrandıklarının kayıt belgesini tutmuş adeta.
Tıklım tıklım dolu olan Gemide zar zor ve tüm imkanların zorlandıktan sonra son anda kötü karanlık pis bir kamarada yer bulunan yolculuk sırasında geceleyin temiz hava almak için çıktığı güvertede kimsenin kendinden haberinin olmamasını rica eden, herkesten gizli ve kaçak esrarengiz bir yolcuyla karlılaşır Amok Koşusu’ ‘da Stefan Zweig. Gemi o zamanlar Büyük Britanya sömürgesi Endonezya’ dan İngiltere’ ye yol almaktadır.
Kendi deyimiyle’ Bir kadını tavlamaktan daha şiddetli arzu ve merakla’ bu esrarengiz yolcuyu tanımak için gecenin geç saatine saatini kurar. Sonsuz siyahlığa parlayan yıldızlar, çalan çan, sakin sularda sessizce sallanan gemi, ıpıssız güverte, dünküsünün aynısıdır. Tahmin ettiği gibi karanlığa gömülü adam Pruva yakınlarında her günün tam da bu en ıssız saatlerinde pipo içmektedir. Adam, bu çıkmazda büyük üzüntü duymasına rağmen yıllardır herkese kulaklarını tıkayacak derecede samimiyetsiz sahte yapmacık ve göstermelik ilişkiler kalabalığı olarak gördüğü için giderek yalnızlaşmış, her şeyi içine atarak yaşamaya başlamış ve daha kötüsü hiç kimseyle konuşmamaktadır. Tabut gibi yaşadığı kamarasından bıkmış usanmıştır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!