Hayatın tanıklığına sırt dönmüş
Eşkiyası bol,
Düzeneği bozuk,
Suratı zebani çirkefliğinde kitapsız kanununu kendince yazan
Böylesi cenderelerde nice mahkemeler kaybedebilir kişi
Mühüm mü...?
Ey gül-ü zar
Elma dilimleriyle tatlandırılmış kırcılı pekmez damak tadıdır burası.
Şemşamer duldalıklarına sığınmış ayçiçekleriyle,
Günçavan yüzünde günaydın hayatın..
Burası biraz camları bozbulutlarla,
Yüreği cana can katan türkülerle yanık pencere,
Sefer sayısı sonsuza varan cinayet
Yaz boz yaz cüzünde virgülsüz mürgülsüz
Araya başka hiiiç dolayısıyla izah bırakmadan özneye ve nesneye
Peşin peşine konmuş noktalarla hayatı insansıza göçürüp uçuran
Kalbini gaspeden nöbette dolup taşarak gidip gelenden
Kastı cana olan
Burama kadar gelince sızı
Seni görünce açık yaradan
Seni susunca şaşkınlığımda lal
Seni duyunca bahçesinde gezdiğim bahar
Seni atlanınca esen tozan
Uçsuz bucaksız dallarına bindiğim sımsıcak yaz
Ben beni bilmem mi
Böyledir kösesi bucagi divaneligimin ve böyleyimdir ben
Teninden kopup dökülen sancilarin
Ruhuna acik kalpli acilarden amelyatsiz sizan ustura kesigi boyanmis..
Tundralarda gezip sehirlere rastlasmak gibisine böylesi
Zerafetiyle hoyratiyla bir inciyi yahut kabaca inceligi duyarak
Yiyip içtik,
Konup göçtük..
Yük değildi sevenine yüreği
Aksine ekmeği suyu yanıbaşında doludizgin hayat
Yol uzuuuun
Yolculuk çetin ve belalıydıysa bile
Dolunay bugün..
Gitsem çağına varsam bahar olmuş meğer herşey
Üstü kalın örtü ve duvarlar içinden arkasından yollar caddeler bulvarlar
Akıp giden ayaz dağından buzlu derelerden dumanlı yamaçlardan
Süzülüp inmişse bulut bulut yağarak kar lapaları kor katreleri
Su saki toprak meyhane yürüse ırmaklara karıssa çağlayan
Ay ışığı çıkmış melike hatun cami göklerine
Büyük ay
Dolunay
Tarifsiz demlere gizemsi
Eylülülün giriş kapısında üstü başı koza kırıkları ve kor yangını dolunay tül perdeleri
Yükselerek geceyi adsız uzaklara götürüp getirermenin sarhoşluğunu uçsuz bucaksızlığa merdivensiz
Ömür evrakının yaslı mirasına
Zifir zindan hükmünde kaçak ve tanık
Ay ışığıyla asmalar altında öpüşür gibi
Vebali günah sahibinin boynuna diyerek
Acısını tadar
Zehrini emer
Akşama güneğriyorken bahar bahçeliklerinde yaz
Ilık bir yokuşun pervanesine kanat çırpınıyordu yeryüzünün kuşları
Aradan geçen onca günler vardı ki,
Sylt adasında kum saatine nice özlemleri sığdıran
Sanki yıllar vardı toprakla su arasında denizleri kuzeyleyen
Canözünden tutuşmuş hırçınlıkla birbirini kovalayan dalgalardan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!