Tek başına ve bir sürü
Ayrılırken yüze dökülüp düşen damlalar kadar uzak ve soğuk
Herkes kendi dışında bir yabancı gölgeyi izler kovalaşır gibi yorgunluğu yolculuğuna galu bela iken
Kendi gözünden bile düşmüş kantinlerce dünya bir salonda ortalıktaki dönen dolaşanların vebali garson rüzgara
Bir yol sevkiyatıymış, bütün çevirmelerini çukur tümseklerden mart nisan civarında sürükleyio dolaştırmaktayken
Gökyüzü süslenmişsin, güneş giyinmişsin, su gibi çıralarca yanmış tütmüşsün, hasretin yüksek katından
Uçkur kopuk
Don düşük
Paçada bağırda yağmur çamur
Dalına kuşlar konmaya yakın gün doğdukça ve güneş sardıkça çağladan kayısılara engir bağları
Bir ıslık tutar götürür pür nefesten çala çığıra ırmak kenarı bahçelerini nohut tarlaları
Kol başında su suvarırken günün ağır gölgeleri akşama eğilir uzar, tozlu yollar boyu sararmış otlar arasında sürüyle bıldırcın
Kerem perdesinden mahsusuna biçare
Çoktelliler çalar sazı günertesinin
Sus kundaklarında habersiz
Uyanınca ıslığım
Ağızdan çıktı bir kere dile gelen gönül
Şimdi o söylenmiş sözden
Yüksek barikat dönerdevran usulü
Ne yana döndüyse kendini vareden güce kuvvetlice kaynak sagladigi
Cia formatli ve Mossad Natom atom filan
Kullanim recetesi madalyonluk marifeti kiralanmis projeler babindan
Bir varmis bir yokmus
Durmadan dönüp davranmanin vebali cürümünden pek cokmus
Hal böyle olunca, hicbir KÖKTENCi YAPI BOZUKLUKLARI herhangi bir gayret, caba, emek, donanim, egilim, kazanim, asama, evre, etkinlik, kararlilik, katilimcilik, degisim, gelisim zenginlik ve sürekliligi olmaksizin bugünden yarina saplandigi KARAKTERiSTiK HÜCRELESMESiNi kirip kurtularak olaganüstü baskalasmaya veya farklilasmaya dönüsecegi asla ne mümkündür, ne de akil mantik kabülü.
Cünkü hele hele de sevgi saygi güven hosgörü onur özgürlük paylasim adalet ilim bilime dayali farkli olani istemek ve talep etmek, karsiliginda kisiyi ve toplumlari kendisiyle ölcüp tartacak olan ve bütün yalan yanlis mikroplasmasindan arinmis iletisim, bag, aidiyet, sorumluluk, vicdan, denge,bilgi, bilinc, fedakarlik, tutarlilik,duyarlilik, saflik, gerceklik, sadelik,dürüstlük, devamlilik, samimiyet, yol, yordam, emek ve katilimciligini gerektirir. Eger durum-vaziyet böyle degilse KÖKTEN BAGIMLILIKLARLA tasiyp getirdigi ve güttügü kirli niyetlerin özenle maskelenip kostümlesmis kisilik ve KARAKTER BOZUKLUGU altinda bütün insanlik degerlerini semirip sömürerek kullanissiz soyut silintilere cer-cöplestirir.
Bu bakimdan dünya denen yeryüzünü ATIK BiR CÖPLÜK maddesine kiyamet edinceye kadar orman dag deniz maden mineral su hava toprak yol köprü besin tarim hayvancilik diye siralanip giden listede herseyden evvel INSAN öznesi üzerinde yogunlasip hem maddesini hem de manasini degeri üc kurus piyasalarinda kolayca alinip satilabilen ATÖLYE CALISMASI sonrasi her türlü egilip bükülmelerin karsi konulmaz soyut nüshasi ve edilgen kulu-kölesi konumuna hücreleyip kalitimlastirdilar.
Bu durumu saglayip kendi hayatinin CARMIHA GERILMIS ölü yasantisini yüklenip sirtlayarak sartlayip saglayanlarin sorgusuz sualsiz en gözde KULLANIM KÖLESI sifatini kazanmak icin her türlü yozlasmayi, afyonu, egitimsizligi, tepkisizligi, korkuyu, kisiliksizligi, itibarsizligi, asagilanmayi, yalani,aciyi, sefaleti, ezilmisligi, sahipsizligi, caresizligi,kokusmayi, cürümeyi, talani, horlanmayi, yanlisi, sahtekarligi, tacizi, baskiyi, tecavüzü, bütün iyi güzel veya dogrular yerine özümseyip sindirecek serbest piyasa unsuru ve itaati mutlak esaret kalabaliklaridirlar.
Saglayip sunanlar ki, gelmis gecmis bütün insanlik tarihinin ayni damar ve KÖKTEN gelen sapkinligin ve hicbir kazanilmis insanlik degerine katkisi olmayan nitelikli sosyolojik ekonomik siyasal veya ahlaki düzeyde insanlik disiligini yaratiklasmis soyguncu, sömürücü, baskici, ezici, isgalci, vurguncu, talanci, tefeci, tecavüzcü, istilaci, yayilmaci, kolonici, hegomonyaci zulüm ve zalimlik ekipmanlarinin ayni kalip ve karakter mikrop tasiyicisi yerel dalkavuk ve kuyrukculariyla her cöküp cullandiklari yeryüzü parcasina bütün savas teknoloji kusatma vahset korku siddet nefret özenti kin zulüm ayrisma catisma bölen parcalayanlariyla yogunlasip cullanarak, kendilerini sorgusuz sualsiz kazanilmis olan bütün yol yordam kültür toprak iletisim itibar ve insan kaynaklarina tasindiklari dünya talanciliginin ve insanik yikiminin, kosuzsuz sartsiz tapinilacak TANRILARI olarak dayatip direttiler. Bu yüzden hic itibarinda ilgisinde ve inancinda olmadigi halde her istilaya saldiriya ve isgale ugrayan toplumsal travmalar, üzerlerine kilitlenen zulüm ve vahsetin KARAKTERiSTiK öldürücülügü sayesinde tecavüzcüsüne hayran kalircasina adanip tepkisiz teslimiyete ugrayarak kendilerini mahfedenleri TANRi bildiler.
Kuzey-Güney Amerika, Afrika, AVUSTURALYA`lardan sonra, uzak yakin ve ORTADOGU diyesilsile siralamalarla Eritre-Somali cöllerinden Afgan sarp kayaliklarina, Yemen kör kuyularindan Balkan Kafkas Libya ve Suriye köse bucaklarina bugün…ISID, PEKAKA veya FETHULMETAL giydirimli kurulu düzenek bagimlisi özel ve yerel BOP isgal ve istila teskilati bünyesinde bilenip beslenip barinan yikim ve mayin kaliplariyla, Türkiye dahil üzerinde yogunlasilan bütün cevrim ve kusatmalarin elde edilmis olan doga, cevre, insan, yeralti ve yerüstü zenginliklerini hicbir kayda deger tepki yahut direncle karsilasmayacaklari sekide TOPLUMSUZLASTIRIP afyonlayarak, hem sosyalistini hem muhafazakarini hem miliyetcisini hem halkcisini hem iktidarini hem de muhalefetini her iki koldan bütün akil fikir duygu düsünce sanat edebiyat müzik kültür tarih bilinsizligiyle SUCLULUK degersizligi tektiplestirip tecavüzcüsüne hayran imrentilere ezip bozan iradesiz iktidarsiz adanmis ve tapinmisligi yasamakla zorunlu kilan itaakarliga mahkum kulmaktalar.
Dostoyevski, sadece yazdıklarını Roman’ la sınırlayan soyut yüzeysel kurgu yahut öyküsel anlatımların dönüm dolaşımlarında kalmayarak kendi çağını ve kendinden sonraki yüzyılları yüklenip taşıyan toplumcu ivmelere yakından bakan derin analizler, yerinde tespitler, samimi sorgulamalar ve felsefi yorumlar getiren edebi eserlere her yazdığına kendi hayatından somut kesitler harmanlayıp kattıklarına yürek ve kalem yorarak kendinden sonrakilere halen de klavuzluk eden insanlık ailesindendir.
1860’ larda etkilendiği Sosyalist harekette aktif rol alınca Sibirya Sürgünlüğü yaşar ve oradan döndükten sonra zaten sadist derecede baba otoritesinin henüz kişilik şekillenmesinde derin bozukluklar bırakarak hayatını alt üst eden baskın yaralarını ve kabuklarını kıramadığı için yazdığı toplumsal çıkmazları her romanında olduğu gibi alttan alta kilise muhafazakarlığına umutlandırır. Ezilenler’ deki her türlü insanlık dışı yollarla lüks ve ihtişamlı ayrıcalıklığın ganimet kovalayan acımasız Prens’ ler zümresine karşın, İhtiyar ilmenev, sokakların tüm acımasızlığına terkedilmiş sara hastası öksüz Nely, baba oterştedine tutsak iradesiz tutarsız kaypak dengesiz Alyoşa, Alyoşa’ ya taparcasına tutkun Nataşa işlenir anlatılırken, yazdığı İnsancıklar romanını henüz yayınlamış Dostoyevski, Ezilenler’ de Prens’ i babasının zırva figürü olarak anlattığı ve İhtiyar İlmenev’ in karısını da annesi olarak kurguladığı her karakterin bizzat kendisidir.
İyimser insanlar karşısındakini en ufak iyi halini hep abartılı övgüyle yüceltme derecesinde - hele ki başkalarının uğradığı felaketlerde hep kendini suçlayan takıntı travmasıyla- büyütüp olumlayan yaklaşımdan dolayı sürekli zarar ziyana uğrayan hayal kırıklıklarının şiddetini ve çilekeşliğini ağır travmalarla atlatmak zorunda kalırlar. Veya yabancı kuytularda, yadırgatan yoran üzen yıpratan yitik sefil köşelerde sonsuz ezikliğe kendilerini adayıp mahkum ederler.
Bu yüzden Marks ‘ insanların - kötüye daha meyilli olduğunu es geçip göz ardı ederek- ekonomik sorunlarının üstesinden geldikten sonra sınıfsız sömürüsüz bilimi kutsatan ortak ürettiğini ortakça adil ve eşitçe paylaşma ilkeli komin çıkar ilişkili topluma eriştiği zaman, başgösterencek olan doğa ile sorun. ve çelişkilerine odaklanacağını dillendirmiş.
DELİSİ DIŞINA olmadıkça, yani yalnızca bizim olmayan ve aslında hiç bizim olmayan bizden sonraya bütün yaşam zenginliğiyle bozup berbat etmeden bırakmak zorunda olduğumuz dünyayı karıncanınki kadar hakkın hukukunu gözeterek her hususta bahsi geçen kendisiyle yüzleşebilmeye ilişkin duyarlılığı, samimiyeti, emeği, sorumluluğu, vicdanı, kararlılığı, aklı, fikri, bilgisi, birikimi, katkısı, yurttaşlık bilinci, eşitlik inancı, özgürlüğü, sorgulama iradesi ve paylaşma duygusu olmalıdır insanın.
Bütün bunlara hor bakar , yabani davranır, ilkel yaklaşır, kabız kasıtlı ve kurak dolgulamalarla beslenir ve yetişirse, maskesi tavrı ilgisi kişiliği sürekli değişken iki yüzlü Bağnazlık çukurunun bataklık çöplüğünde çıkar önceliğini kovalayan dengesiz istikrarsızlığın sahtekarlık istismarcısı kesilir insan. Buraya bağlı ve bağımlı olarak da dengesini konumunu kaynağını düzenini yitiren bozan bütün yaşam ve toplum ilişki ağı, artık hamaset ve ahkam kesmenin dışında hiç bir kayda değer üretkenliğinin olmadığı ve üst üste yığılan sorunların kuşattığı çürümeler gasplar kokuşmalar talanlar yıkımlar hurafeler korkular ihmaller yozlaşmalar kaygılar ve adaletsizlikler sayesinde suçluluk ve değersizlik duygusu aşılayan sınırsız yetkiyle donatılmış keyfiyet hükmüne mahkum, bölünerek parçalanmaktan medet umarak toplumsal bütünlüğü, zenginliği, barışı, huzuru, kalkınmayı, gelişmişliği, sosyal düzeni ve toplumsal istikrarı sağlamak asla mümkün değildir.
Dünyada bütünden parçalar koparıp bölünerek ayrışanlardan bu güne kadar gelmiş geçmiş toplumlar tarihinde hiç bir sosyolojik ve somut örneği yoktur ki, kaygıda düşüncede çabada gayrette ilimde üretimde paylaşımda kültürde ortak yaşamı ve aidiyetliliği olmayarak ETNİK ve Mezhepsel parçalanmışlığı körükleyerek gericiliğin hurafenin ve bağnazlığın ortak çıkar önceliğini doyurmayı maskeleyen BAĞNAZLIK ve istismarcılıkla yarının huzurunu güvenliğini ve mutluluğunu bulmuş sağlanmış olsun.
Orwell’ in 1984’ ü de böylesi kasıtlı kısıtlı kirli kof bakan gören ve maskelenmiş maksatlılığa hususi bilenmiş Bağnazlık çeşidi ve türüdür.
Hiç kuşkusuz kendi içinde içeriyi dışarıya dışarıyı içeriye baskılayarak her türlü sosyolojik çöküş travmasına davetiye çıkaran kapalı durağan hantal kokuşmuş sadece demir çelik betondan durmaksızın savaş sanayisine yarışan ve yatırım yapan, işlevsiz zorbalığı o güne kadar hiç görülmemiş aydınlık ilericilik toplumculuk ve sosyalistleşme bilimselliği olarak baskılanmış insanların tüketimine dayatan; ve gittikçe de alttaki yığınlaşmış çoğunlukla üstteki otoriter güruhun yaşam tarzı ve talepleri birbirinin aynısı olmayan çürümüşlükte kokuşmuşluk bağlantısızlığında kendi sonunu getireceği kaçınılmazdı Sovyetler Birliği’ nin. Zaten de bu birlik, küresel çapta kopmuş tutuşmuş dünya paylaşım savaşlarının sürüklediği zorladığı şekillendirdiği; ve özgürlüğü dayanışmayı barışı huzuru gelişmeyi aydınlanmayı kollektif hayatı sınıfsız ve sınırsızlığa toplumlaşmayı kısacası sosyalizm’ i tepeden tırnağa bilinçli donanımlı eğitimli farkındalıkla dileyen ve talep eden Devrim ‘ le gelmeyen suni sanal ve soyut bir olguydu.
Çünkü sağlam temellere oturmayan; sloganist teorik yüzeyselliğin iğretililiğine bel bağlayarak tarih boyunca sürekli çatışanları ulama ekleme yapıştırma yoluyla sağlanan siyasi BİRLİKLER, hiç bir temel dayanağı sosyolojik evrimleşmesi olmaksızın yaşam talepleri sadece sürünen ve sürüklenen mevcut sefaletini bertaraf etmekle sınırlandırmışlığa adını şeklini hangi markayla isimlendirirse isimlendirsin bozulup dağılmaya mahkumdur. Birbiriyle orta bağı, kader birliği yaşanmışlıklar birikimi ve özgeçmişi olmayan farklı yığınları yapıştırma tutkallama yöntemiyle sosyal ekonomik siyasi kültürel ve toplumsal birlikler olmayacağı gibi ( Soyet’lerdeki gibi ), ideolojik savında ‘ Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı’ ilkesini bayraklaştıran Sosyalist terminoloji, en başta soyan sömüren ezen tacizci işgalci tecavüzcü kapitalistlere ve emperyalistlere karşı verilecek mücadele ile kazanılacak sosyal siyasi ekonomi ve kültürel özgürlüğün tanımlamasını yapıyordu. Emperyal zulmün her türlü kapı kulluğunu ve tetikçiliğini yaparak biriktirdiği uşaklık kuponuyla varılacak gidilecek ( şimdilerde kürt sorunu diye kotarılıp çok çıkar ortaklığına pişirilenlere markalaşmış örnekte olduğu gibi ) yer, hep yenilmiş savaşlar sonrasında azınlıkların haklarının gözetilmesi dayatmasıyla işgalcilerinin sömürge bağımlısı durumuna düşmüş koşullardan zayıfını gören her yağma yıkım ihanet ve işbirliği ortakçısının kotardığı icraatla, insanlığı huzura kalkınmaya mutluluğa barışa özgürleştirme onuruna değil, bölüşüp param parça edilenden bütün hayati değerlerine ve yaşamsal kaynaklarına çöküp çullanarak güdümlü ve kadrolu özel tetikçileri sayesinde toprak parçası koparmaktan başka bir şey değildir.
Çünkü..Neyi hangi değer birikimi, kararı, ilgisi, maksadı, yargısı, ilişkilendiği, gözettiği, bakış açısı ve yaklaşımıyla düşündüğünü eyleme dönüştürdüğü nedensellik esas belirleyici ve tayin edici unsurdur; adı adresi ne okursa olsun her türlü sorunların çözümleme ölçeğinde ve yapıcı olma çabasında kıstasa alınan ivme ve eksen. Tüm bunlardan yoksunsa eğer, önceki sefaletiyle sonraki akıbeti arasında hiç bir şeyi değişmeyen kurgulanmış tutkalla yapıştırılmış istismar maskesinde yeni tip toplum üretme ve fabrikalama adına yazılmış projelerin emperyal taslak ürünüdür gerek sosyolojisi olmayan özgürleşme, gerekse her şekil yapay meseleye markalaşmış soyut ( Türkiye güncelinde olduğu gibi ) bop siparisli SÜREÇLEŞMELER.
Soğuk savaş süresince taaa Fransız Devrimi’ nden kalan ve Thomas Hobbes, John Locke, Jacques Rousseau gibi nice Aydınlanma Çağı düşünürleriyle var olanın üstüne katlayarak koyan; Onyedi Ekim Proleter Devrimi’ yle de Marksist -Mataryalist felsefeyi bilimsel yaşam değerleri olarak her türlü gericiliğe tutsaklığa baskıya kulluğa köleliğe zorbalığa yoksulluğa ezikliğe sömürüye işgale tecavüze hurafeye dayatılanların tümünün kaderi değiştirilebilir aklını fikrini ve gelişimini eylemselleştirdiği yerden; özgürlük, barış, eşitlik, kardeşlik, hak, hukuk, kirlenmemiş dünya, savaşsız bloksuz ve atomsuz yaşamak vitrin kostümleriyle dışarıya boşaltılan kalabalıklar taaa Berlin Duvarı yıkılıp Doğu Bloku çökenceye kadar köprüleri yolları çimenlikleri caddeleri otobanları sahilleri pazar yerlerini sahil kıyılarını stadyumları meydanları artan yoğunlukla geceli gündüzlü mesailerden örgütlü gösteri yerine dönüştürdü. Kendilerine verilen sipariş işi bittikten sonra ( duvar yıkılıp doğu bloku dağıldıktan sonra) hele hele de bugünlerde dünya sokaklarında ahlak kural kanun tanımayan ölğmün zulümün sefaletin haksızlığın hükümdar olup kol gezdiği kesintisiz savaşlar silsilesinde kan ve kin kusan vahşet dehşet çevre kirliliği ve atomlaşmalara karşı Soğuk Savaş yıllarınca gündemden düşmeyen özgürlük barış kardeşlik silahsız savaşsız ve atomsuz kapitalist atölyeden çıkma ve çakma vitrin gösterilerden eser kalmadı. Çünkü sahip oldukları bütün araç gereç manipülasyon ve imkanlarıyla bu gösteriler de kazanılmış her türlü insani değer, düşünce ve zenginliklerine yönelik KARŞI DEVRİM suikastçılık yollarından biriydi.
Stalinist Sovyet yapılanmasının çürüyen çöken sebepleriyle yıkımı kaçınılmaz, yer yer doğru ve yerinde tespitlerinin yanına kendi içinde biriken ve eleştiri sorgulamasını haddinden fazla aşan kin kusma, öç alma, tarafgillik tetikçiliği etme ve kıyasıya önyargılı intikamcılık gütme gibilerle hep açık veren hata sorun yanlış çelişki terslik olumsuzluk bulmaya kilitli, hiç bir olumlu kaydı ve göstergeyi görmezden gelmeye sadistlik seviyesinde saplantıların ajanlık kuryeliğinde, Batılı Emperyallerin kutsadığı özel şövalyeciliğe kasıtlı ve abartılı suikastçılık yaptığı çok bellidir Georg Orwell’ in 1984’ ü. Günün klasik tabiriyle her okuyan insanı kendi tek yanlı saldırganlık kusuntuları bağnazlığında boğan koyu trübün tezahüratçısı ve fanatik kapitalist yandaşıdır 1984.
Derken uzunca günler ürke korka uyar sakinliği boşluğu kimsesizliği saati tenhası kollanarak anca ayak üstü ve hızlıca denk getirilen işyeri Kantininde, birbiriyle buluşmanın kızla Winston arasında ilk randevusu karara bağlanır. Karara yer akşamın yedi sekizi arasında meydandaki Oliver Cromwell heykelinin olduğu meydandır, buluşurlar. Ardından daha dolambaçlı zahmetli uzak tren yolculuğunu da içinde barındıran ve tarifi fısıltıyla konuşulduğu akılda tutulması özel gayret gerektiren yerde ikinci defa buluşurlar soğuk savaşın esirleri sergilenirken caddeye doluşmuş kalabalığı fırsat bilen ilk buluşmada ilk defa elini de tutar fakat adını sormaya imkan, yüzüne bakmaya cesareti olmadığı için hala ismini ve göz rengini bilmiyordur kızın, 1984’ te romanında başrole kahramanlaştırılan Weston.
Büyük bir İhtiyatla, titizlikle, ardını hep kaygılı endişeli sorularla ve her yerde kontrol devriyesi gezenleri gözetip kollayarak gerçekleşen ikinci buluşmada ilk dokunuşları ve temasları başlar. Baskılanmış kıskaçta hızla Birbirinin gözüne yüzüne bakarak kızın adının da Julia olduğunu öğrenir. Öpüşür dertleşir koklaşır hatta çikolata bile yerler kızın satın aldığı karaborsadan. Kız, yani Julia aslında birlik komitesinin gösteri ve yürüyüşlerini örgütleyen; insanlarıysa davranış duruş ve mimiklerinden rahatlıkla kim olduğunu hemen anlayıp okuyabilen casustur ve bunu bu buluşma sırasında Weston’ a açıklar. Soyunma dökünme kucaklaşma gibilerde kızın partili tüm üyeleriyle aynısını yaptığının özeti yaşanırken, Winston bundan büyük haz alır çünkü gerçeği saklanan çürüme ve yozlaşma bu sayede her üstü örtüleni derinleşmiş kokuşmuşluktan tüm pisliğini örgütlü fahişeleri sayesinde dışarıya vurmaktadır. Zorla dayatılan sahtekar saflıktan nefret etmektedir çünkü Winston. Şehvetin her renginde sarılır kucaklaşırken bile birbirine ayrı soğuk ve yabancı duygularla sadece hayvani dürtüyü doyurmak için hiç bir duygusal bağı olmaksızın olup bitiyordur. Ve bu sayede bütün partinin koyduğu yasakların dışına çıkılarak var olan sistemin hızlı çöküşü gerçekleşiyordur. Kız pratik zekasıyla belleğiyle bu yolları ve tüm ( Moskova’ yı) Londra’ yı avucunun içi gibi bilen profesyonellerdendir. Parti devletinde kurulan her birim maksadının aksini üretip çoğaltıyordu Julia da Cinsellik Karşıtı komite’ dedir fakat öz kendi örgütlü fahişelik yapmaktaydı.
Maddiyatçılıkla Maddecilik kesinlikle aynı şey değildir aklı fikri duygusu düşüncesi mantığı sorgulaması vicdanı ve yükümlülük bilinci olana. Çünkü ilme irfana hukuka iyiliğe hakka inanmış gibi görününen Maddiyatçılık( namı diğer Çıkar Menfaatçiliği) hiç bir değer yargısı olmayan ihanet ve inkarcılığın ta kendisidir. İnanmıyormuş gibi bilinen sanılan görünen veya zannedilen Maddecilik’ se, insan ve evren arasındaki sebep sonuç ilişkisine dair düşün ve felsefe tarihini geliştiren bağlayan ve zenginleştiren aklı fikri belirleyen ana unsurun madde den kaynaklı olduğunu ve paylaşılabilir emek değerini savunan akımlardan biridir.. Bu yönüyle de bildiği savunduğu değerlere inancı tamdır. Orwell 1984 ile bu bakımdan Maddeci değil bilip inandıklarından kendini kaybetmiş ve kapitalist vitrinde kendisinin birinci tekil eskisini satan Maddiyatçıdır.
Saygınlık ve itibarla eşdeğer aklı fikri duygusu yaşamı utkusu tutkusu onuru itibarı amacı düşüncesi sorumluluğu bilgisi özgürlüğü ve İDEALLERİ olmayanın inanılır güvenilir nitelikte kişiliği ve karakteri de yoktur. Çünkü böylesi bir yoksunluk kişiyi doğumundan alıp taaa mezara götüren hayati süreçte savunacak, yaşatacak ve temsil edecek kazanım deneyim birikim ve bağışıklıkların tümüne kaynaklık eden insanlık cevheridir. Tüm bu yoksunlukla olgunlaşması gereken gelişimini sağlayamayan insanlar sav ve iddasında hangi söylemlerde veya akıl fikir yürütmelerinde bulunursa bulunsunlar bütün silip yeniden yazdıkları veya söyleyip yeniden ağızlarını çalkaladıkları her söylem ve eylem sürekli iddalarından kolayca döneklik ederek durumu güncelin icabına göre kotarıp kurtaran istikrarsız ve tutarsızlığın kişilikten karakterden mahrum Maddi Çıkar kovalayıcısıdırlar. Orwell’ de 1984’ ünde tam da bu tarifeden şahsına münhasır arızalı dokümanı ispat etmektedir.
Onun yazdıklarının tümü Papazın Kızı İngiliz Adabı Muaşereti’ ne hayranlık duyan içerik ve esas üzerine kuruludur. Keza papazın kızı, tüm hayatı boyunca bekaretini ve bakireliğini bütün yaşantısıyla babasının papazlık ettiği fakat günden güne müşteri kaybeden kilisenin iyilik melekçiliği oynamaya adamış; ve bir ara akıl fikir mantık dünya toplum sorgulaması yaptığı çelişkiler sırasında tanıştığı ve aylarca ortadan kaybolduğu sırada anarşistlerle beraber olup açlık yokluk eziyetle Bira Mayası bahçelerinde gündelikçilik yaptıktan sonra bütün bu sarpa sefil isyankar ve ağır yaptırımlı yollardan tekrar kiliseye dönüp, bütün evlilik tekliflerini geri çevirerek Papazın Kızı olarak hayata devam etmeyi en doğru yol olarak görme ana hattı üzerinde yoğunlaşır.. 1984’ te içerik olarak üç aşağı beş yukarı Orwell karakteristiğinde aynı özete tabidir.
Yer altı örgütlemesinin koordinatörlüğünü yapan O’ Brien, üye olmak için can atan Winston ve Jılia’ ya emredildiğinde gerekirse çocuklara taciz, uyuşturucu bağımlılığı, fuhuş, salgın hastalıklar yayma, ayak kol bacak kestirme, yüz ve ses değiştirme, hatta intihar etme gibi her türlu sapkınlığı şart koşan; ve aldığı emirlerin sebebini bilmeden ve sormadan gecikmeye uğratmaksızın mutlaka yerine getiren;bütünü asla anlama yahut görme şansı olmadan koparılmış parçaların tasarım robotu ve taşeron kuklası olma gibi sayısız ölümcül dayatmalara ( baskıcı yanlıştan kaçarken daha beter kıyamet kadar yanlışın insanlık dışı batağında boğulmaya ) razı gelmeleri gerektiğini ( miliitanist adanmışlığı ) anlaşırlar ve karara bağlarlar.
Kitapta sayfa 200- 249 arası hiyerarşik düzen, içe kapalılık ve cehalete dayalı örgütlenmenin her türlü açlığı ve istikrarsızlığı artırarak kendini sağlama alan totaliter sistemin besin kaynağı olduğu; ve bu sayede insanların dış dünyadan habersiz kalarak dayatılan en sürdürülemez ve katlanılmaz koşullarda mümkün olabileceğin en iyisini yaşadığına inandığının algı yönetimi kolayca yapılabileceği, güdümlü kalabalıkların dilenildiğinde istenilen odaklara nefret duygusu köpürtülüp kışkırtılan veya susturulup sindirilen Savaş Barıştır , Cehalet Güçtür gibi Winston’ a gizli örgüt üyesi olduktan sonra O’ Brien eliyle verilmiş öğreti kitabında yazılı olan üst başlıkların doktrinsel açılımları yapılmaktadır. Orada bilimin ve teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen insanlığın ihtiyaç duyduğu en temel sorunların giderilmesi iflasla sonuçlanmıştır çünkü sorunların giderilmesine değil savaşın silahlandırılmasına, düşüncenin kontrolüne, gerçeklerin çarpıtılmasına, özgürlüklerin yasak bölgeler diye kısıtlanmasına, cehaletin ve sefaletin yüksek düzeyde kalmasına, lidere tanrı gibi tapınan ve polis gücüne dayalı keyfiyete harcanmıştır ilim bilim teknoloji ve her şey.
Yine orda, dünyanın bundan sonraki kuşatılmış kaderine hükmeden karşı konulmaz güçlerin kendi aralarında asla birbirine yıkıcı üstünlük sağlayamacağı ama sürekli kundaklanan kontrollü düşmanlıklara ve savaşlara da hayati derecede ihtiyaç duyacakları ve kitap boyunca yeni dünyanın ÜÇ SÜPER GÜÇ odaklar olarak adından Okyanusya diye bahsedilen yerin Büyük Britanya, Avustralasya, Amerika( kuzey güney) ve Avustralasya olduğu, Avrasya diye adlandırılan siyasi -coğrafi bölgenin Avrupa ve asyadaki Sovyetler bölgesi olduğu, Doğu Asya diye işaret edilen yerinse Japonya Mançurya ve Çin şeklinde ( yer yer birbirine karşı ittifak edenleri veya savaşanları değişse de ) ayrılmış bölünmüş olduğudur. Her ittifaklı odak diğerini lanetleme esası üzerine otursa da, sistematik olarak güttüğü ve insanlarına yaşattığı ötekinin aynısıdır. Çünkü her sistem kendinden feragat edecek cehalete boğulmuş, en kötü şartlarda sürünse dahi değerli-şanslı olduğuna inanan, savaşlarla neye uğradığını şaşırmış kurbanları sayesinde ayrıcalıklı üstünlerini yaşatmaya kuvvetle ihtiyaç duyar. Kısacası sürekli çatışma ve ayrışmalar istikrarsızlığı; istikrarsızlık kaygıyı cehaleti korkuyu sefaleti çaresizliği ve uyumlu itaati kurumlaştırarak ayrışmış yeryüzü Süper Güç Odaklarının hep kazanılacak zafere insan yığınlarını kamçılayıp kilitlerlerken kendileri hiç bir zaman kesinliği olan zafere inanmayarak aralarındaki birbirine dayalı - gerilimli iş birliğini çalıştırıp işletirken aynı zamanda da kurulu sistemlerin idare ve sevkinde bitmez tükenmez servet kaynaklığı ettiğine işaret 200 ila 249’ uncu ideolojik anlatımlı sayfalar .




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!