İstanbul'a yağmur yağıyor
Toprak ve yağmur kokusu
Resmin olup ciğerlerime işliyor
Adın dilime birikiyor.
Kollarımı üst üste bırakmışım
Yüreğinin tepesinde yine o yerde
Kayalıklarına tutunuyor ellerim
Bir gidip bir geliyor titreyerek.
Ne yana dönsem, ne yana baksam
Sağım, solum uçurumun d/iplerinde.
Bir yanı başımda oğlum derin uykularda.
Hayaline gömülen adamı
Uzaktan seyrediyordu kadın.
Serseri kurşunlara hedef
Seçilmişti onun da yüreği.
Rüzgarına kapılmış düşüyor
Üşüyordu soğuk teninde.
Evladını kaybeden her anne
Çocuğunu kucağında taşımaya devam eder
Kendince büyüterek
Asırlardan yas ala ala.
Bardağını iliştirir
Tabağını iliştirir
Dili iki taraflı keskin bıçak
Gaddarlıktır bunu marifet sanmak
Olmamışlarla nasıl başa çıkak
Gönlümüz kanıyor nasıl durdurak
Zırcahilleri görmesek, duymasak
Eminönü'nde Gezerken Tebessümümden Düşen Şiir
Bir kısmı sağ şeritte, bir kısmı sol şeritte trencilik oynuyorlar
Eminönü çarşındaki insanlar.
Arada bir oyunbozancılık yapanlar olmasa
Geçekten hoş bir tablo benim ayaklı tablolarım...
Kalbime ağır gelir benim ikinci yüz! Davranışım herkesin kendisidir...
Gri günler
Güneşi kaç asır taşır karnında
Kaç asır sürer bu doğum sancısı?
Özlemek sadece kül olmak değil
Tende kar yaprağı imiş bir de.
Vursan da ölsem mi
Diyesim geldi
Yorgunluk gelince senden bi'
Bir acı söze mi yenileyim
Ateşten birikmiş denizim
Kerim yine her zaman olduğu gibi, iftara yaklaşık bir buçuk saat kala, Eyüp Sultan'daki iftar çadırına gelip, köşedeki masaya oturdu. Erken gelmesinin sebebi, hep aynı masaya oturmak istediği içindi. Bu masayı sanki yuvası bilir, etrafındaki insanları ise akrabaları gibi görürdü. Akşam önüne aynı saatte yemek gelmesi, ona işten eve gelme hissi uyandırırdı. Hayalinde bir eşi, iki çocuğu vardı; düşüncelerinde onları da bu masanın etrafına oturturdu.
Masaya oturunca, ''Ya kısmet! Deyip uzaklara daldı.
Yetiştirme yurdundan ayrıldığı ilk günü düşündü. Sudan çıkmış bir balık gibiydi; nereye gideceğini, ne yapacağını bilememişti. Kıyıya vurmak böyle bir şeydi herhalde.
Yetiştirme yurduna, bir binanın önüne bırakılmış bebek olarak gelmişti; bu yüzden kimi kimsesi bilinmediği için kimsesizdi; gidecek yeri yoktu. Haliç surlarına sığınmış, burada kendine uygun bir yeri sığınak yapmıştı.
Yetiştirme yurdundan ayrıldığı ikinci günün sabahında, dünden beri aç olarak uyanmıştı. İlk iş olarak fırıncıya gidip, hem ekmek, hem iş istedi. Fırıncı, yetiştirme yurdundan çıktığını öğrenince ''Kime güvenip seni işe alacağım'' deyip kovdu. Ekmek alırken olaya tanık olan orta yaşlarda bir kadın, Kerim'in eline biraz para verip ''Git karnını doyur'' dedi. Daha sonraki günlerde de kaç yere iş için başvurduysa, yetiştirme yurdundan çıktığı için kabul edilmemişti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!