Çıkageldi yine eylül ayı,
Yapraklarımız başladı yine dökülmeye,
Yoğun geçer bu ay.
Ölü yaprakları gömdüğümüzden...
Ayakaltında olmasını istemeyiz onların,
Zamanında gölge ettiler sıcak güneş ışığına,
Ardından ağlayacak olunsa da,
Yeri geldiğinde bavulu toplayıp,
Gitmeyi bilmek gerek.
Çicekler solgun bakışlarla bana baktığında,
yeniden kokusunu hissederim yaralarımın…
Beraber hissederdik caddelerde karanlığı..
Işıksızlığı yaşamadım yanındayken..
Elektriğin gidişine mum ihtiyacı hissetmezdik..
Hiçbir ışıksızlık,
Caddeler kırık şemsiyelerden geçilmiyor.
İstanbul bu akşam ağlıyor.
Rüzgâr derinden esiyor.
Kalbi kırık, boynu bükükler yerine...
Ben ilk kaybedişimde anladım,
Her şeyin, her an kaybedilebileceğini.
O andan sonra
Hiçbir şeyi kaybetmekten korkmadım.
Var olan her an gidecekmiş gibiydi,
Aynı zamanda hiç gitmeyecekmiş gibi...
Bende seni sevecek göz var da,
Sende bunu hissedecek kalp yok.
Seninki sadece kan pompalıyor.
Söyle ona, sevmeyi öğrensin.
Üzülürdüm, kırılırdım kolayca.
Kırılan yer bir daha aynı yerden kırılmaz.
Yani eskisi gibi değilim.
Kırılacak yer kalmadı artık.
Şimdi artık canımı acıtmaya gücün yetmiyor işte…
Kal öyle. Kal!
Ey hayat...
Çocukluk bittiğinden beri sırtımdan indiğin yok.
Az müsaade et de, iki yudum soluklanayım.
Mesafeler, birbirimize iyi gelmeye engel olamaz.
Dokunamasak da, birbirimizin sesine sarılır uyuruz.
Saat 12 ye geliyor.
Yine gün usulca hareket ediyor limanımdan.
Vaktim, vazifem bitti diyor.
Açıyor yelkenlerini okyanusa.
Ardından yeni bir gün görünüyor ufukta.
Açıyor tap taze kucağını.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!