Yıldızlar gömer gecenin karanlığını
Tüketir karanlığın türküsünü,
Geceye sığınanların mutluluğunu
Ve sevilenin ışıltısını yok eder.
Şimdi
Gecenin sabaha gece olduğu anlar,
CANIN SAĞ OLSUN
-Kendimde seni buldum.-
Sevgimi sarmadın, yalan mı sandın?
Ne deyim ben sana, canın sağ olsun.
Sevmek ne ki...Can olmak bir cana ne ki...Dokunmadan, sarılamadan sımsıkı, omzuna yaslanıp ağlayamadan, birlikte yaşlanamadan sevmek ne ki...Bırakıp da gitmek bedeni, sevdayı öksüz bırakmak ne ki..Canımsın diyemeden gayri bir cana, yaşamak ne ki...Gelmeyeceğini, duymayacağını bile bile yaşamak ne ki...Duymayan kulağa şarkılar söyleyememek ne ki..
Kabardı yürek...coştu dalgalar...
Rüyalar da yetmedi duyguları coşturmaya...Dalıp gitti..Nerde, napar? Güneş ona da verir ışığını, rüzgar onu da savurur mu ben gibi? Sonsuz bir acı bu...Sonsuz...Bitmeyen, tükenmeyecek olan...ve bedenle toprağa sarılan...suskun bir acı...
Nasıl yanmıyor ki ellerin oynarken ateşle ya da nasıl bir çılgınlığın içine saldın ki bedenini, ruhun ihtiraslarıyla dans ederken sen, bilemez o da yanan varlığının acısını. Bir adım ötede, nefesi ensende hissedilecek kadar yakınken zebaniler, kör bir cesarete seni sürükleyen nedir? Bu kadar mı istenendir ki o ya da bu kadar mı bunaldı o ruh ki ağın ince yerini zorlar çıkmak için…
Bu insanı alıp duvara tablo yapmalı ki baksın başka cinsleri nasıl yer, içer, yaşar… Nasıl alt ederler insan boyunu aşan sorunları ya da nasıl yaşamayı becerirler sevgisiz, nasıl yaşarlar sahte sevgilerle, nasıl sürünürler ayaklar altında da nasıl baş tablaya bağlı sanırlar kendilerini…Öğrenir mi ki bakarak onlar gibi olmayı? Her kim ki ateşe bir kez sokmuştur elini alışır bedeni yanmaya bir kez ve ruhu haykırır ’nasıl yakarsan yak yeter ki gel’ der..Yeter ki gel... Ya sonra? Sonrasını düşünen, yanılır… Yaşanan an için değil mi ki bunca onurlu duruşlar ya da o anın hazzı sebebiyle değil mi ki bunca kırbaçlar…Yazılmış ki okuna, yaşanmış ki biline ve ne derseniz deyin ruhum güldü ya kime ne… Bu mudur? Belki de budur işte bütün çılgınlığı ve kudurmuşluğu beden-ruh ikileminin.
Yaşadım diyebilecek misin giderken, diyecek vaktin olduğunda de o zaman; çünkü kimse demez ardından yaşamayı bildi, diye. Eleştiri okları sırtında giderken koy elini yüreğine… Dinle onu... Fırtınalar durulmuş mu, alevlerin şavkı vuruyor mu yüzüne… Gülümse hadi ve yat binlerce yıllık ölülerin yanına. Sırtını verdiğin toprağa anlat ve kahkahalar at, yaşadım de… Sevdim ve sevildiğimi sandım. Kandırıldım…
15 Mart 2010
Adam gibi adamdı…
Böyle derdi kendine
Ve söz ettirmezdi devasa kişiliğine…
Onu sadece kendi ezebilirdi
Ve ezdi de böcek gibi…
Şimdilerde
Dudaklarımda izi kaldı her damlanın
Saçlarımda sesi kaldı gülüşlerinin
Ve gözlerimde közü kaldı hüzünlerinin.
Sen mi bıraktın kendini esen yele?
Ben mi bıraktım uçurtmanın ipini?




-
Ercan Keskin
-
Selma Şengören
-
Kubra Aydemir
Tüm YorumlarAynı yaşam dönemi şairleriyiz ...lügatimiz aynı
Dilimiz kekrek her bakımdan şiirsel benzer oldugumuzu gördüm ilginç geldi bana belki de yanılıyorum.
S evgiye hasret canlara hayat verensin
E skimez dostluğun güneş gibisin
R aks eder renkler gökkuşağında
A mber kokulu diyarın sesisin
P embe güllere yumak olmuş gönlümdesin..
Değerli Dost ve Güzel İnsana..Şiirleri okunası güzellikte, Sevgi ve Saygımla..
serap hocam siirleriniz çok süper...
siz kendiniz de süpersiniz
en içten dileklerimle
sizi çok seviyorum...