-Güvenme ey sevilen sevildiğine,
Gülünür bir gün de senin ahvâline...
Bazı bazı
belki bir gün ölüm sessizce çalar kapımı
belki de binlerce sesle gelir
ve heybesine koyup benliğimi
götürür dağlar ötesine
ama bilmez ki
yüreğimin izi kalır
Ne kaldı geriye…hiç…Evet sadece hiç. Şu anki duygularımı kaybetmeden kaleme alabilme isteğinden başka bir şey yok içimde. Bu sabah, bulaşıkları toplarken içimi titretti gene ezanın sesi… Sabah namazını kıldım…Beş vakit değil, sadece sabah namazında huzuruna çıkıyorum iki gündür Rabbimin ve uykuya yenik düşmezsem tamamlıyorum Yasin'imi… Hediye etmek istiyorum cümle sahipsiz mevtalara ve sevdiğim ölülere…
Seccademi katladım, anneciğimin her vakit bana gelince kullandığı namaz örtüsünü -kokusunu arayarak- katladım… Sonra yattım gene, mecburen. Neden mi mecburen? Çünkü zorunlu istirahatteyim, dün bayılmışım kürsüde ders anlatırken… Hastanede beğenmedi doktor gidişatımı, “Dinlen” dedi… Ruhum, bedenim dinlenmek zorundaymış... Nedir sizi üzen, dedi doktor… Ne gariptir ki hiçbir üzüntü cesaret edip “Ben birinciyim” diyemedi. Yarışır gibi beynimde dans ediyor düşünceler, çatlayacak beynim.
Uyudum ya hani namazdan sonra bir saat falan uyumuşum… Bu arada bir rüya gördüm, sanırım rüya idi. Annem duruyordu her zamanki giysileriyle karşımda ama farklıydı, öptürmedi “Artık öpmeyin beni. ” dedi …Benim ona soracağım bir şey vardı, sordum ama cevap vermedi.. Bana bıraktı, bize bıraktı cevabını. Tüm çocukları ve torunları koridorda bekliyordu, hep birlikte evini kapatıp çıkacaktık …Ben o telaş içinde onun yanında eğilmiş, saçımı yıkıyordum –üzerimi ıslatarak-…Nasıl da farklıydı yüzü! ... “Artık öpmeyin beni…”
Ne kadar şanslıydım ki ben 'giden'i görebilmiştim. Şimdi ben dünden beri bedenimi dinlendirdim ama ruhumdaki trafik, alt üst. Düşünceler, duygular birbirini ezip geçiyor ama hiçbiri nereye yerleşeceğini bilmiyor. Sevgi en çok ayak altında dolanıyor; anne sevgisi, baba sevgisi, evlat sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ve yârin, o güzel yârin sevgisi birbirine dolanıyor. Sadece ve sadece tüm sevgileri ezecek kadar güçlü ama canı istediğinde “el” olabilmeyi becerebilenin elinde bir şey var, nedir göremiyorum ama bir yerlerim acıyor, sanki içim kanıyor… Bilmiyorum. Bir yere tutunmak istiyorum, her yer kaygan, gene düşüyorum... Kolonya kokusu… sesler.. Serap Hoca'm aç gözünü…
Açmak istemiyorum gözlerimi... Uyumak ve öylece kalakalmak istiyorum en mutlu hayalimin içinde, hayal olduğunu unutarak ve ayışığının gücüne inanarak...
Yazmanın gücünü bilen bilir. "Gönlün rızası" dedim, "İğne ipliğin gücü" dedim...Bir türlü yazmayı düşündüklerimi sıralayamadım tesbih tanesi gibi.
Ruhumuzun içindeki dinginlikler hep aynı olmuyor, bazen fırtınaların içinde savruluyoruz ve kalem, gücünü yitiriyor. Bazen de farkında bile olmadığınız bir güç, sizi yazmaya oturtuyor ve diziliyor sözcükler birbiri ardına kar, yağmur, fırtına, güneş demeden.
Böyle olmalı demek ki...İçinizden geldiğinde dur dememelisiniz ve "ilham" dedikleri sırlı güzelliği önünüze katıp öyle bir yazmalısınız ki bir gün gelip yazdıklarınız size döndüğünde siz bile "Kim yazmış bunu, ne de güzel özgürleşmiş kalem" demelisiniz ...
----------------------------------------
Ne yazmak istediğimi bilmediğim
-elbette var benim de bir yüzüm
yüreğime ulaşanda kaldı közüm.-
Dur bir dakika
Kızma bana...
Bir an için sen de
Ben ol benimle...
Yaşa kendini
Sıfırın altında,
Eksilerde yürek kıvrımları…
Dağ taş inliyor,
Kuşların kanadı kırık…
Çığlık çığlık ağlıyor toprak
Almam diyor, almam




-
Ercan Keskin
-
Selma Şengören
-
Kubra Aydemir
Tüm YorumlarAynı yaşam dönemi şairleriyiz ...lügatimiz aynı
Dilimiz kekrek her bakımdan şiirsel benzer oldugumuzu gördüm ilginç geldi bana belki de yanılıyorum.
S evgiye hasret canlara hayat verensin
E skimez dostluğun güneş gibisin
R aks eder renkler gökkuşağında
A mber kokulu diyarın sesisin
P embe güllere yumak olmuş gönlümdesin..
Değerli Dost ve Güzel İnsana..Şiirleri okunası güzellikte, Sevgi ve Saygımla..
serap hocam siirleriniz çok süper...
siz kendiniz de süpersiniz
en içten dileklerimle
sizi çok seviyorum...