Serap Demirtürk Şiirleri - Şair Serap De ...

Serap Demirtürk



Bıraktın ya beni bana

Peki…öyle olsun.

Devamını Oku
Serap Demirtürk

- Sök de gör olur mu benden çile...-


Gözyaşlarım bir derya, sal versem biner misin
Sensizliğin korunda kal desem yanar mısın
Bir an olsun bu yana gül desem kanar mısın

Devamını Oku
Serap Demirtürk

Ani bir korkuyla uyanmak
Ve şükrederek geri uyumak var ya
Yitirdim ben o anları…
Yokluğuna mı şükredeyim,
Unut beni demene mi?
Aldım gittim benliğimi ben de

Devamını Oku
Serap Demirtürk

Bu şehrin bir misafiri var bugün,
Titriyor kaldırımlar heyecandan,
Ilık ılık titriyor gözyaşları
Ve inliyor kuşların minik yürekleri…
Sokakları ağlıyor bugün bu şehrin,
Yalancı duygular,

Devamını Oku
Serap Demirtürk


Toplamak istedim
Benden uzak yerlerden
Başka yüreklerdeki izini...
Takip ettim acıyla
Ne gölgeni buldum

Devamını Oku
Serap Demirtürk


Ey sevilen,

İnanmadığım ne, biliyor musun: sevgililer gününün anlamı. Çünkü özüme girdiğin günden beri bendeyken nasıl derim ki 'Seni bugün daha çok seviyorum.'diye?
Seni benimle ağlamasan da sevecek kadar, seni görmesem de hissedecek kadar, seni kalbimi paramparça etsen de affedecek kadar seviyorum.
Kendine iyi bak yüreğim.

Devamını Oku
Serap Demirtürk

-bir aşk filminin ardından-


img src='http://img511.imageshack.us/img511/834/x1pbglkvql4bt5w8k4wkypkstoh6sw.jpg '-Aylardan Temmuz’du
font face='Comic Sans MS' font size='4 pt' color='BLUE'

Devamını Oku
Serap Demirtürk


SEVİM ERDOĞAN TEZEL DOSTUMUZ, ABLAMIZ HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR.
DOSTLARININ BAŞI SAĞOLSUN, MEKANI CENNET OLSUN İNŞALLAH



Devamını Oku
Serap Demirtürk

Gecenin ortaları… Sessizlik her ana egemen… Apartmanın merdivenlerinden gelen ses, gizliliği ve korkuyu aynı anda çağrıştırdı. Oysa o, kendinden emin, umursamaz adımlarla karanlıkta yıllardır adımladığı merdivenleri çıkarken hiç korkmuyordu. Zaten korku, onun dalına hiç konmamıştı ki. Anahtar sesi, sadece kendinin duyabileceği kadar sessiz bir kapanış...
Ayakkabılarını çıkardı, elindeki torbaları kenara bıraktı. Bir su içip evin içinde öylesine dolaştı. Artık bu evin odaları ona hiçbir şey hatırlatmıyordu. Ne annesinin lahana sararken mırıldandığı şarkılar, ne kız kardeşlerinin kıkırdamaları, ne babasının “Artık komşularla görüşmemizi sınırlayacağız.” düsturu. Pencereden uzak bir sandalyeye ilişti, her an gidecek gibi… Öylece durdu bir an, sanki babasının ikinci hanımı gene kızgın bakışlarla bakıyordu ona karşıki koltuktan. Sonra gülümsedi, “Artık ben varım bu evde, hepiniz gittiniz gideceğiniz yere.” dedi ve kalktı derin bir iç çekişle. Derinden bir yerlerden alt komşularından, televizyon sesi geliyordu, geceden uzaklaşamayan tek ben değilim gene, diye düşündü… Kendi kendine konuşmak… Bazen ciddi ciddi özlüyordu babasını. Keşke gitmeseydi, sanki daha mı iyi bakmışlarda ki ona orada?
Sokak kapısının girişine bıraktığı torbaları aldı. Koridordaki aletlerin içinden makası ve çekici aldı. Oturdu salonun girişindeki soluk, yırtık, kirli demekten öte halıya. Gözlerinin önüne düşen perçemlerini geriye itekledi… Bacaklarının arasına aldığı torbadan çıkardığı küçük tenekeleri cinslerine göre ayırdı, içlerinden dökülenleri üzerine sildi. “İyi ki aldım bunu da o duvarın dibinden, yoksa onu orada kimse görüp de almazdı.” dedi kendi kendine. Bazı kutular torbadan çıkarken devrildi, gecenin sessizliğinde ne kadar da büyüktü çıkan ses. Yapacak bir şey yoktu, uzandı kaçmaya çalışan teneke kutuya egemenliğini hissettirdi. Çok yer kaplıyorlardı, zaten evin her tarafı sokağa atılmış, unutulmuş, yalnız bırakılmış eşyalarla, kutularla, şişelerle doluydu. Çekiçle yavaş yavaş kutuları ezmeye başladı. Bazen makastan yardım alıyordu. Dudaklarında annesinin sesiyle hatırladığı “Senede bir gün” şarkısı, elinde çekiç kaç saat böyle duraklamadan çalıştı, bilmiyordu. Alt komşunun şikayetini belirttiği duvar vurmaları da durdurmadı onu, çünkü o, bir yandan vurduğu her darbede asla sesini çıkaramadan boyun büktüğü cici annelerine vuruyordu teneke diye bir yandan da anne kucağındaki o uysal çocuk oluyordu.
Açlık ne garip bir duyguydu, ilk önce ince bir sızı hâlinde tüm bedenini dolaşıyor, midede ziller çaldırıyor, bakıyor ki onu duyan yok; garip bir eziklikle susuyor ve bekliyordu. Gün ağarmak üzereydi, ezan okunmuş muydu, duymamış mıydı bir an düşündü; sonra kalktı, ayakkabısını giydi, kirli elleriyle terini sildi. Kilitlemeyi hiç düşünmediği kapıyı çekti ve doğan güne merhaba diyen sıcak ekmek kokusuna doğru götürdü ayakları onu fırına.

5 Mart 2012

Devamını Oku