Paleti bizden olan bu mevsim ve;
Dalkavuk iğdeler için pazarlık ediyorum aylardır.
Ömrümün duvarında sarmaşıklar... (Evet nar çiçeği bekledim)
Şafakta bilediğin gözlerin vardı;
Kırk dört ayrı tebessüm edip sırtımı oydular.
gece üç buçuk
yine aynı şarkı döngüde,
senin sesin yok ama kokun var hâlâ
yastığın kenarında unutulmuş bir tel gibi
içimde bir yer kanıyor usulca
Şubat sonu ayaz lütfetti sineme.
Aynaya baktım;
Göbek bağım her zamankinden daha saydamdı.
Kanımı ağzında geveleyen birini gördüm biliyor musun?
Ovamızın yangınını çakan birini...
Boynuma attığı kemeri gevşetip,
Nemli duvarlarından yaralı,
Benim içime yelkovan akıyor.
Ve ah! Geceye sagu bindiriyor;
Umuttan yabani bir yaş, geyik boynuzları.
Ölmeyi göz ardı ederken plato hoş gelirdi,
Gözlerimin karanlığa alıştığı o kuytu revirde;
Yumru elin saç tellerime asılsın.
Saçaklı karyolan üç sıra çizik atmış gecelerimize.
Sen öyle dibime düş ki, tan avcunda toprakla kalksın.
(Bebeğim,
Batıya dikerdim ışık çekirdeğimi;
"Zilzal kalkanın olsun!" bir haykırış işitirdim.
İterdim beni muhafaza eden meyveleri,
Ve göbeğimi gömdüğüm toprağı eşelerdim.
(Esasında haram olan Adem idi!)
(Allı, parlak, pürüzlü)
Öyle de mürdüm bakılmaz ki küçüğüm!
Sana en büyük armağanı ince nakış ruh ve
Apse dolu bir mide olan,
Deniz manzaralı ömrünün duvarında teller...
Ökse,
Süsleri meyvelere tercih edenlere bir dizi yazın biriktirdim.
(Senin için de...)
Her satır tıkanıklığının adı sen.
Senin yolun Tih Çölü, benimki balta girmemiş bir orman; üstelik dünyanın öbür ucu.
Konuşacak kadar büyüdüğümden beri,
Tedirginlik mırıltılarım:
İlerde dönüşeceğimi düşündüğüm kalp ve,
Esasen var olmayışının hüznü.
Hayatımın köprüsü: Tozlu bir raf,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!