Papatyanın Ateşe Aşkı
Toprağın beyaz gözüydü papatya
sabahın serinliğinde açılır
akşam olunca usulca kapanırdı.
Kaderi rüzgâr kadar hafif
Ağzımda zil, gözümde yağmur.
Bir yanım “iyi ki”, öteki “keşke” diyor.
Gülüşüm ısırıyor dudağımı,
gözyaşım serinletiyor.
İçimde iki çocuk teneffüste çarpıştı:
Bir şehrin tozu, ipek bir perdeye yapıştığında
renk parlak kalır, hakikat matlaşır.
Aynaya her dokunuş, yüzü değil, suyu dalgalandırır
su durulmadan, dibe bakılmaz.
Gül bahçesinden sürgün edilmiş bir genç kadın,
Penceredeki Menekşe
Penceredeki menekşeyim ben,
pervazın mor tanığı.
Sabah, perdeden süzülen ince bir çizgiyle uyanırım;
mermerin serinliğinde başımı yoklarım:
Pinokyo
O bir adamdı,
daha doğrusu bir şekil,
bir gölge,
bir sesin içini doldurmaya çalışan bir varlıktı.
Konuşuyordu,
Göğsümde Kurulan Planetaryum
Gece, sokağın üstüne sessiz bir kubbe gerdi
kaldırım taşlarının arası ince bir ışıkla doldu
eski saatçinin camında uyuyan tiktaklar
zamanı soluk alıp verir gibi içeri dışarı taşıdı
Bir gün, içimden bir sır sarktı —
ağır, tereddütle eğilmiş bir yaprak gibi
dudaklarımın kenarından rüzgâra doğru uzandı.
Sustuğum her şeyin sesi olmuştu içimde
ve ben o gün sustuklarımdan taştım.
Fısıldadım.
Sadece
yanında olmak istedim.
Yalnızlıktan korktuğum için değil,
karanlığın
yüreğime çöktüğü akşamlarda
ışığı sende gördüğüm için.
Sana Varamamak
Bir adım öten,
ama bir ömür uzağımda…
Sen hep vardın,
ama hiç bana değmedin.
Sarnıcın Aynasında
Taş merdivenlerden indim
serinlik alnımı okşadı
şehir nefesini yerin altına saklamış
sütunlar suya doğru uzanmış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!