İstanbul’u Sana Benzettim, Yanıldım
İstanbul’u sana benzettim,
çünkü o da sabahları geç uyanıyordu,
gözlerini silerken
gülüşüme dokunur gibi oluyordu…
Belki adımı anmıyorsun her zaman,
belki gözlerin benimkilerde her an durmuyor,
belki bazen farkında bile değilsin varlığımdan…
ama ben, çoktan yollarımı sana kurmuşum.
sana adım adım yaklaşmışım;
Yıldızsız Gökyüzü – İsyan”
Uykusuz geceler bıraktın ardına,
ışık dizilmiş sokaklarda gölgemi kaybettim.
Bir zamanlar adını fısıldayan rüzgâr,
şimdi sadece kapı aralıklarından sızıyor,
Bakıyorsun,
Bir boşluk içindesin,
Boşluk büyüyor,
Aldanıp devam ediyorsun bakmaya.
Kalakalmışız aynı yerde duruyoruz,
Kabil’de Bir Kadın Şarkı Söylerse
Bu ülkede şarkılar,
gırtlakta boğulur.
Muzik daha doğmadan yas ilan edilir
Bir kadın başlatır…
Gözleriyle örer ilk cümleyi,
gülüşüyle sarkar zamanın ipine,
ve kalbin tam ortasına
bir “belki” iliştirir.
Kadınlar, sabahın ilk bardağında ısıtır dünyayı.
Çayı demlemek değildir yaptıkları;
dünün yükünden bugüne bir köprü kurarlar.
Bir kadın yürür,
kaldırım taşları hizaya gelir.
Kahveyle Çay Arasında
Kahve,
tek başına içilir bazen —
acıtır ama ayıltır.
Çay ise
Kahve mi, Çay mı?
Kahve dedi ki bir gün:
“Ben onun sabahı olurum.
Uykusundan ilk beni ister,
acı halimi bile sever.”
Kalabalığın orta yerinde bir adım geri durur içim,
sesler birbirine çarpar, parçalara ayrılır,
her parça bir isim gibi kayar önümden,
hiçbiri dönüp “buradayım” demez.
Yüzler penceredir, içlerinde oda yok,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!