Bir zamanlar zemheri bir sokakta üşürmüş
Cümle ateş böceği başına üşüşürmüş
Ateş böceklerinin çakmayan kibritleri
Denizlerden çalınan ıslak yakamozlarmış
Titredikçe zemheri saçak sarkıtlarında
Titrermiş elleri tüm ateş böceklerinin
Göğsünüzün örsünde nal dövüyorken gece,
Duyarsanız apansız bir kısrak kişnemesi;
Bir yele özlemiyle terli avuçlarınız
Karanlığın saçını okşuyorsa gizlice
Ve diken-diken ise bilcümle uçlarınız;
Duyduğunuz bu çağrı, sevdanın doru sesi...
Yağmurları uyutunca gözümde
Beynim hedef oldu yıldırımlara
Yitirdim kendimi kendi özümde
Tükürdüm aklımı kaldırımlara
Dipsiz gecelerin böğrüne attım
Önce bir yılan gözü girer görüntüye
Sonra bir geyik boynuzu yakın plân
Taş plâklardan süzülmüş eski bir çiftetelliden
Çifte su verilmiş kılıcın menevişine
Tırmanır yeşil gözlü zehirli sarmaşıklar
Işığı arkadan vermek zor
Sevda bahçesinde güller açarken,
Sen de açıl, sen de mor bir sümbül ol.
Gönül göklerinde kuşlar uçarken,
Sen de şakı, sende şeydâ bülbül ol…
Ha Hüseynî olmuş, ha Bestenigâr;
Kimlere yarandın, kime yar oldun?
Nice niyaz geçti, senden haber yok…
Dağların burcunda donan kar oldun;
Kış geçti, yaz geçti, senden haber yok…
Dal oldum kışlara direnen ey yar;
Sahipsiz bahçelerde ısırganlar gülüşür
Deli poyrazlar eser sağnak vurur gül üşür
Şerbetle kan tadını seçmiyorsa bu damak
Beyhudedir kurumuş gül dalını budamak
Tutuşur bir damla su gamzesinde gecenin
Solar ayaydınlığı gecede gün tükenir
Bir gölgenin rahminde uyanır gölge cenin
Bir günün eteğinde binlerce dün tükenir
Durgun suyun alnını yaladıkça yalnızlık
Susmuştu deniz
Susamıştı yorgun sular
Gelen bendim fırtınanın sustuğu yerden
Ayak basılmamış tozlu yollardan
Dünya dönüyorken ben gittim
Güneşin altın saçları değmedi yanaklarıma
Sen gönül göklerimin Süreyya yıldızıydın,
Ben bende kaybolurken bulmuştum bende seni…
Her akşam yüreğimde dinmeyen bir sızıydın;
Her sabah gün yeliyle duyardım tende seni…
Yüzünde ben deseni,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!