Bu aşkın yükünü omuzladım,
sırtımda dağlar yürüdü sanki.
Bir sen vardın içimde;
gözümde,
aklımda,
yüreğimin en kuytu odasında.
Şimdi diyorum ki:
çık git bedenimden.
Kır zincirini,
bırak kaburgalarım nefes alsın.
Ama insan,
kendinden nasıl vazgeçer?
Bir rüzgâr esiyor ansızın,
sesin geliyor ekmek kokusu gibi,
yağmur gibi,
çocukluğum kadar sahici.
İlk dokunduğun günün
ürkek sevincini istiyorum yine.
Ne tenini...
Ne gölgeni...
Sende kalan o ışığı.
Beden senin olsun;
toprak nasıl ağacı saklarsa,
öyle saklasın seni.
Bana ruhun yeter.
Çünkü bazı insanlar
bir ömür karşılaşmaz birbirine,
bazılarıysa
bir kez bakar
ve birbirinin eksik yarısını tanır.
Sen,
adını koyamadığım o derinliksin.
Bir yangının küle dönmeyen tarafı,
bir türkünün susmayan dizesi.
Ben senden kaçmıyorum artık.
İçimde taşıdığım
o eşsiz yankıyla yaşıyorum.
Çünkü biliyorum;
aynı göğün altında
aynı acıya bakan iki yürek,
birbirine değil yalnız,
aynı ruha yürür.
Ve sen,
o yürüyüşün
hiç bitmeyen izisin.
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 15:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!