Söyle be çocukluk, neydi o halin?
Boynu bükük, mahzun kalmandan bıktım.
Tutacak bir elin, yoktu bir dalın,
Yolları gözleyip durmandan bıktım.
Aynaya bakınca küserdin yüze,
DAĞLARIN HAPSİNDE
Karış karış gezdim Laçin ovasını dağını,
Şu dağlarda bir kervan kalmadı artık.
Genç yaşta bitirdim ömrümün bağını,
Dizimde ferim dermanım kalmadı artık.
Hırs ile dünyayı saranlar bilsin
Gözün doymadığı yer , toprak demişler
Ektiğin tohumun meyvesi gelsin
Amel defterini o an okur demişler.
Bulutlar geçici, rüzgar esince
Gönlümün bağında gülleri derken,
Dalımı kökümden kopardı dünya.
Tam huzur bulup da yüzüm gülerken,
Ömrümü elimden apardı dünya.
Doğruyu söyledim, dilsiz sayıldım,
Bir gölgeye sığınıp da baki mi kalır sandın,
Şu fani sarayları mülkün mü sanırsın?
Ecel şerbeti sunulur, kaçış yok bilirsin,
Sen bu dünya derdini bitmez mi sandın?
Makam koltuğunda şişip duranlar,
Fukara sırtından hülya kuranlar,
Gerçeğin boynunu ipe vuranlar,
Kendi kazdığına düşerler bir gün.
Seher vakti düşerken, cami yolu gözlenir,
Hocadan önce varıp, gizli dertler gizlenir.
Meczup diye hor görme, ruhu nurla beslenir,
Onun sustuğu yerden, hakikatle seslenir.
Davarın kokusu geçer de yelinden,
İnasar Kayası’nda soldurduğun unutmam.
Bir kuru ekmekle geçerken ömrüm,
Yüreğimi dağlayıp yoldurduğun unutmam.
İnasar Kayası’ndan Sitem (Yasin Şahin'e ithafen)
Davarın kokusu geçer de yelinden,
İnasar Kayası’nda soldurduğun unutmam.
Bir kuru ekmekle geçerken ömrüm,
Yüreğimi dağlayıp yoldurduğun unutmam.
Dili ballı ama kalbi zift dolu,
Sorsan herkesin o rehberi, yolu.
Sırtında bin yetimin ağır vebali,
Hâlâ dik durduğun yanın var senin.
Hak yiyip doymayan o kursak geniş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!