Yoktum, hatta yoktunuz hiçbiriniz!
Ağladım ardından sürdüm hep iz
İnsanlar dedim bir hata idi
Rüya görmüşüm meğer, bir kabus yani
Arkandan ağlayan sütunlara ne demeli
Ne söylemeli ağzım ki seni geri döndürmeli
Kendime koca bir yalan ona inanç abidesiyim
Yusuf gibi oldum zindandan da öteyim
Varlığımla yokluğumu anlayamadığım bir anda
Anladım ki kıyamet onun dudaklarının arasında
Gariptir ki kendimi anlamadan ona koştum
Sarı çalıların, boz ağaçların, dökülmemiş yaprakların arasından bir gün daha doğar
Emek çayı ve keyif sigarası kim bilir nerde içilir
Ömür bir kafes imiş göğsümden içeriye
Mübbet sürgün olan ruhuma bir hediye
Ve sen kuş olup konmuşsun pencereme
Ölüm bizden kaç gün ötede
ben hangi dünyadayım
dünya benim neremde
benim de içinde bulunduğum o dünya ne zaman kurtulacak
sorma ben bile bilemiyorum sorduğum soruların cevabını
ömrüm kaç kuşun uçuşuna şahitlik edecek kadar kaldı
kaç gökyüzü taşıyacak bu kadar acıyı
Sahte yapmacık ayakkabılar
Çocukluğumun tahta tabanlı naylon tökezler
İnkar git gide artıyor içimde
Kıyamete inkar çoğalıyor
Ve Azrail bas bas bağırıyor
Ölüm hak, ölüm mutlak
Bitmiş olmalıydı bu hüsran bu acı
Sırrım bir gün büyük ekranlardaydı
Utandım sıkıldım ama boşunaydı
Adım her zamanki gibi bir yazgı mı
Kanadı yaram kanadı zaman
Yorulmuşum gibi ama bezginlik aslında
Bezmekten yorulmuşum adını unutmuşum
Dikeni olmayan, çiçekleri açmayan kaktüs olmuşum
Ölüm en çok sana yakıştı aslında
Elinde güllerin hayaletiyle dolu bir ayna
Sen ki bakışlarınla bir müneccim
Senin aşkın, şiirlerin, düşüncelerin
Üstüne dikilmemiş bir veda kürkünü sahiplendin
Yalnızlık ne demek sende öğrendim
Hiçbir zaman istemezdim bir deli rüzgârı
El üşür, düşman güler ve bazılarımız ağlarız
Ve en çok ağladıklarımızdır bizi yabana atan
Benim yüzümden kirlidir bu şehir
Gökten sen yağarsın temizlenir
Seni taşır oluklar inersin basamak basamak
Bu şehir seni hiç unutmayacak
Sen gelirsin hiç olmadık yerlerden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!