Kaç okka cennet eder yüreğin...
Kaç kamyon sevabın bedelisin..
Kaç sırat daha geçmem gerek,
Kaç bin ömrün ederisin..
Kaç tane çöl aşmalı,
kaç yaşına gelirse gelsin.. ne kadar variyeti olursa olsun.. oturacak evi olsun...hatırı sayılır bir maaş olsun.. arabası olsun... Yazlığı ayrı olsun kışlığı ayrı olsun...isterse dünyanın sayılı zenginleri arasında olsun....yinede insanoğlu "çocuklarımın rızkı için koşturuyorum" diye kendisini avutup kandırır... Bir ömrü bu şekilde harcar bitirir de, kazandığını rızık zanneder ....Oysaki rızık insanın kazandığı değildir...Yediğidir...içtiğidir...o gün üzerine giydiğidir..sağlığıdır...sıhhatidir... temiz kalbidir...Temiz arkadaşlardır...iyi komşudur... İyi bir eş... sağlıklı sıhhatli, imanlı yetiştirdiği çocuklarıdır... ibadet yapmaya izin verilmesidir.... Ama insanoğlu bunların hiçbirini rızık olarak görmez.... Onun için, rızık gün içinde kazandığı paradır... Bu yüzden gün boyu at gibi koşturur... Karınca gibi biriktirir... Kazandığını yemeden de göçüp gider...Bakın kuranı kerim, Adiyat suresinde insanın hâlini nasıl anlatmış..Ve karnı doysa da gözü doymak bilmeyen insanoğlunu nasıl özetlemiş.....
Bismillahirrahmanirrahim
1-) Andolsun o nefesleri zorlanarak koşan..
2-) (Koşuşurken hırsından, öfkesinden tırnaklarını yere) çakıp ateş çıkaranlara.
Kâinatı bir bilgisayar olarak tasavvur edin...Evrensel Kader...Yani külli kader bu bilgisayara takılan.. yazılımı tamamlanmış...kurgusu hazırlanmış..Figüranları, baş rol oyuncuları ve sahne tasarımı yapılıp, bu CD'ye aktarılmış oyundur...Oyunun başı ve sonu bellidir..Sahne bellidir...Oyunda başrolü oynayacak oyuncuların özellikleri bellidir...iyiler ve kötüler bellidir...Yani herkesin bu oyundaki rolü bellidir..Oyun yedi levelden..Yani yedi mertebeden oluşmaktadır..Yedi level nefsin yedi mertebesini temsil etmektedir....Oyunun içindeki herkes bu oyundaki, rolünün hakkını vermekle..ve oyunu bir sonraki levele yükseltmekle mükelleftir..Ve herkes, oyunda sahneye çıkmak için, sırasının kendisine gelmesini...oynayacağı sahnenin gelmesini beklemektedir..Sahne sırası kendisine geldiğinde insanın dünyevi bedensel doğumu gerçekleşir..Ve insan Dünya denen oyun sahnesine... birinci level'a düşer..Bu level birinci leveldir.. hem en kolay level...hemde en tehlikeli leveldir.. Çünkü bu levelde, öğrenilecek bilgiler, edinilecek terbiye insanın ileriki levellerda rolünü nasıl oynayacağını belirleyecektir...Bu level ergenliğe kadar devam eder...Sonra sırasıyla diğer leveller önümüze gelir... Böylece oyun içinde oyun ...kader içinde kader.. Külli kader içersinde cüzi kader vuku bulmaya başlar...işte külli kader dediğimiz şey, budur..Yani oyunun genel hatlarının belli olduğu..level atlama pozisyonlarının ve şartlarının...puan toplama noktalarının..Sahnenin ve sahne efektlerinin..figuranlarının komutanlarının ve kullanılacak alet ve edevatın..vede joker haklarımızın belli olmasıdır..Roller bellidir...Oyuncunun gideceği yollar bellidir...oyunun sonunda , seçtiği tercihlere göre, insanın hangi role yukselebileceği..ve yükseldiği role göre nereye gideceği ve hangi ödülü alabileceği bellidir.. İnsanın bu rol esnasında, kendisine bırakılan yol ve güzergah tercihleri..ve de yolda giderken extra puan toplama veya puan kaybetme tercihleri ise, cüzi iradeye örnektir...Her defasında insanın önüne iki yol çıkmaktadır..Ve iki yolun sonu da bellidir...Ama kişi yol arkadaşlarını..ve gideceği yolu seçme hususunda serbest bırakılmıştır..
işte,gideceğimiz yolu seçtigimiz anda, hem yol üzerinde karşılaşacağımız kişileri..Hem geçmekle mükellef olacağımız hendekleri...hemde karşılaşacağımız tehlikeleri, cezaları ve ödülleri seçmiş oluruz... Tövbe dediğimiz şey ise, yol degiştirmek..ve yanlış yoldan dönüp, doğru yola devam etmek için oyunun bize sunduğu joker hakkıdır....işte bu cüzi kaderdir..Yani oyunda, insanın kendi iradesine bırakıldığı bölüme biz cüzi kader diyoruz... Ama oyunun tamamı külli kaderdir...Oyundaki Makamlar bellidir... Siyasetçiler bürokratlar,Godoman zenginler, şeytanlar ve melekler..peygamberler ve firavunlar bu oyunun başrol oyuncularıdır...Gitmeyi seçtiğimiz yola göre, bazı makamlar hariç, bize, yolun sonunda bu makamlara ulaşma hakkıda verilmiştir... Bizler,bu oyunda doğru yolu bulup, level atlamakla...Ve bu esnadada doğru yolu ve doğru oyun arkadaşlarını bulmakla mukellefiz....
Eveeeet... Anlayacağınız, Bir bilgisayar oyununda gidişat ne ise...Külli kaderdede gidişat odur... Velhasılı kelam... Oyunun başı ve sonu bellidir...Oyunda level atlayabilme noktaları ve puanları bellidir... Dünyaya gelen herkes bu levellerden geçmekle mükelleftir..Yani tüm insanlar bu oyunda aynı şartlara sahiptir... İşte, "siz sizden öncekilerin yaşadıklarını yaşamadan öleceginizimi zannettiniz" ayeti tamda burada tecelli etmektedir.. Herşey her dönemde aynı yaşanmakta..Sadece oyuncular ve alet edevatlar değişmektedir... Dolayısıyla, Allah indinde her şey yaşanmıştır ve bitmiştir....bu oyunun yazılımcısının, yazdığı oyunu bilmemesine imkan ve olanak yoktur ... İşte lehvi mahfuz dediğimiz şey, bu oyunun CD'sidir... Herşey O CD'de kayıtlıdır...O CD'de herşey yazılmıştır... kurgulanmıştır...Bizler sadece yazılımı tamamlanmış bu oyunun içinden geçmekteyiz...CD bilgisayardan çıktığı anda ise kıyamet kopacak....Ve bir başka oyun CD'sinde oyuna devam edeceğiz.. Aslında yazılacak çok ince detaylar var..Ama kafanız karışmasın..
İnsanın kalbiyle aklı bazen aynı gemiye sığmaz...
Ya denizi dar gelir, ya nefesi..
Kaderi yazan kalemin mürekkebi insanın kendi kalbinden damlar..
Filmin sonunda herkes kendi yaktığı kibritle yanar..
kader gecesidir..Kulun, kaderinin değiştiği gecedir...Bin aydan daha hayırlı bir gecedir...Çünkü,kulun o gece yapacağı tüm tövbelerin tüm ibadetlerin bin yıl ile çarpılıp, müslüman sıfatından kurtulup, mümin sıfatına yükseltildiği gecedir...Bu gece, ramazan ayının içine gizlenmiş paha biçilmez bir hazinedir...Allahu teala bu geceyi ramazan ayının içine adeta gömmüştür..Kazı alanı bellidir...Ama gömünün gömülü olduğu tam nokta bildirilmemiştir...Çünkü hazineler, orta yerde bırakılmaz...Bırakılırsa herkes alır...Saklanırsada sadece değerini bilenler, hakedenler ve arayanlar bulur ve alır... her arayan bulamaz..ama bulanlar, arayanlardır..Bu pencereden bakıldığında, tüm müslümanların ramazan ayında, gözlerini bile kırpmadan, büyük bir coşkuyla, harıl harıl bu geceyi araması ve bulması gerekmektedir..
Fakat gelin görünki, insanlarımız bu geceyi sadece son üç beş gecede arıyor...Ya değerini bilmediklerinden, yada tam tavına gelmediklerinden dolayı bu kadar gevşek davranıyorlar..
Bu günden tezi yok...Gündüzlerinizi oruçla sadakayla iyiliklerle, gecelerinizi namaz ve zikirle geçirin...Bir kaç gün dişinizi sıkın...içinizi ve dışınızı tövbelerle zikirlerle sadakalarla iyice temizleyin...Bir dahaki ramazana çıkmaya senediniz yok... Belki bir sonraki gün bile yok...Bilin istedim...
Allahu Teala kâinatta ileriye dönük büyük değişiklikler planladığı vakit,ileride bir sıkıntı yaşanmaması için, ham ruhlar ile has ruhlar birbirinden ayrışsın diye insanlar üzerine bir takım büyük musibetler gönderir ..Ve onların tüm bu musibetlere karşın, dayanıklılık derecelerini..Kimlerin tüm bu musibetlere rağmen, ona şükredeceğini..Kimlerin isyan yolunu seçip ona küfredeceğini ölçer...
Demir topraktan 1500 derecede ayrışır..
Bakır topraktan 2000 derecede ayrışır...
Altın ve tüm elementler topraktan ateşle...Saman ve talaş türevi şeyler su ile...İnsan ise büyük imtihanlarla ayrışır... Çünkü insanlarda topraktan yaratılmıştır...ve o yaratıldıkları toprakların içindede tıpkı , yeryüzünde olduğu gibi demir bakır altın gibi mücevherler ve değerli madenler gizlidir...İşte, insanın kıymetide...Ham ruh ve has ruh olmasida bu ayrıntıda gizlidir...
Evet..Allahu Teala insanları önce Küçük zelzelelerle...sonra büyük imtihanlarla sarsar...
-Niçin...
Kainattaki herşey insanoğlu için bir aynadır..İnsanın kendi varlığını anlamlandırabilmesi için, açık bir kitaptır.. kainat kitabındaki herşey insanı insana anlatmak için yaratılmıştır...Kainat kitabını okuyabilen, kendini bilir...kendini bilen Rabbini bilir... Zaten yaradılış gayeside budur..yaradılış gayesine ulaşan insana,insanı kamil denir...İnsanı kamil, tırtılın kelebek olma şerefine ulaşmış halidir..
Olur da kanatlanırsa kalbim,
gökyüzüne yazacağım gülüşlerini...
Sen,
büyük denizlerden görkemli,
el değmemiş çağlayan...
Sen,
Seni sevdikçe çoğalıyorum...
Sığmıyorum yar’yüzüne...
Coğrafyamsın, ülkemsin...
Sen benim doğum lekem,
Kalbimdeki ben’sin..
Kalbin kelamını sahibi bilir,
Göğsünde atınca senin mi sandın..
Acı, aşkın her zaman kerametidir,
Beyazı görünce gelin mi sandın..
Eş dost demeden hiç usanmadan,
Kaleme kağıda ismini andın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!