Bir bakışım yeter öfkemin büyüklüğünü anlatmaya. Acılarımı, mutluluklarımı, dertlerimi, çektiğim sıkıntıları anlamanı sağlamayı hiç denemedim çünkü, hepsi bana ait, hepsi benim ve sen insan ben bütün bunları yaşarken fiziken yanımda olsanda gönlünle ve ruhunla benimle değildin ağzından çıkan kelimelerin ve hareketlerinin beni ne kadar incittiğinin de. Yani sen sütten çıkmış akkaşık değilsin, aynayı kendine çevirmeyip hep kendini kendi kalıplarının içinde haklı gördüğün için uzağım. Anlamak ve kabul etmek zorunda değilsin. Senin bende bıraktığın tek etki susmaya başladığım anda ortaya çıkardığın öfkem. Ben artık bu öfkeyi durduramam....
~oya erzurumlu~
Daha kaç şiirin mısralarında
Anlatmalıyım seni
Kaç mısraya gizlemeliyim
Sessiz sev çığlıklarımı
Kaç geceye ağlamalı gözlerim
Hangi yoklara koymalıyım
Umudumun bahçelerindeki
bütün çiçekler solmuş usta..
O kadar da suladım halbu ki...
Nesi eksik kaldı ki,
Hani güneş de en güzel yerden veriyordu ışığını...
Bütün sevgimi de kattım
Yüreğime ektiğim çiçeklerin kokusunu, ciğerlerime doldurduğum sigaranın dumanı sarıp sarmalıyor, olsun o kadar.
bir yangın ki alev ateş bürümüş her yanı,
can simsiyah, yürek kül olmuş. Baş eller arasında kalmış, büzülmüş beden. Bir acıdır ki tarifi yok ölüm işte adı, bir varmış bir yokmuş hikayesi, adın yok sanın yok bir avuç toprak sarar sadece seni, bir iki de fotoğraf çerçevesine sığarsın işte....
Ölüm, bu dünyadaki hayatımızın sonu olurken, sonsuz hayatımıza doğduğumuz andır aslında. Boş işlerle uğraştığımız, birbirimizi acımadan incittiğimiz, egolarımızın tavan yaptığı,malımızın ve paramızın hesabını yaparken hepsinin Tanrı’nın hediyesi ve bu dünya da ölene kadar oyalanmamız için bize verdiği oyuncaklar olduğunu unuttuğumuz bir hayatı yaşıyoruz hepimiz. Bencil, egoist, acımasızca yaşadığımız hayata, hayatımızdaki insanlara nasıl bağlandık bu kadar. Hal bu ki kimse ve sahip olduğumuz hiçbir şey vazgeçilmez değildir.
Ölüm, var oluş kadar gerçek. Ruh' un kafesinden kurtulup özgürlüğüne kavuşması değil mi?. Bunu küçücük bir çocuğa nasıl anlarabilitsin ki!
Ölüm, acısı ateş, anısı burnunun direğinde ince bir sızı, işte hepsi bu...
Ben gün'ün getirdiği mucizelere ve sürprizlere inanırım,
Tesadüflere değil. Yaşadığım her şeyin bir nedeni var ve ben bu nedenlerin hepsini seviyorum. Bendeki bütün sonlar mutlulukla bitmese de, öğreniyorum, demleniyorum
hayatımın içinde. Gerisi çok da önemli değil artık benim için.
Ben herkesi çok iyi anladım da, onlar anladıklarımın canımı nasıl yaktığını bir türlü anlayamadı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!