Güçten düşer söze çok sarılırsan,
Dilini dinlendir günde yüz kere.
Bu da bir uğraştır tez yorulursan,
Dilini dinlendir günde yüz kere.
Adaba uy, toplantıda, mecliste
Başlıyorsan Diyarbakır turuna,
Kapı kapı dolaşmayı göze al.
Muhakkak çık o muhteşem suruna,
Oradan Dicle’yi, şehri seyre dal.
Urfa Kapı, Mardin Kapı, Dağ Kapı,
“Hele dadaş hoş musan” deyip hatır,
Soranlar diyarı Erzurum’dayım.
Şerdir zannedilen işlerde hayır,
Görenler diyarı Erzurum’dayım.
Dost olana ne ad sorar ne kimlik,
Nere gidiyorum ben yapayalnız
Koca’m, karı’m kaldı diyemez insan.
Büyüyüp de evlenecek oğlan- kız
İşim yarım kaldı diyemez insan.
Emre uydu; Süleyman da, Lokman da
Geçmiş seneleri döktüm eleğe
Alta tatsız tuzsuz günler döküldü.
Dolmuş hepsi ömür denen şeleğe
Taşıdıkça gözden kanlar döküldü.
Sandım yaşım yaşadığım kadarmış
Gönüldür bu güle dokunmak ister,
Dikenine bile dokunmak ister.
Türkü yakıp saçının her teline,
Şu mızraba, tele dokunmak ister.
Gönül gelmek istiyor da yanına
Tedirgin ayağım yola dolaşır.
Ne zaman başlasam hal beyanına,
Kelimeler sakar dile dolaşır.
Gözlerden akmaya başlayan pınar
Gözleri Fener’di, saçları Moda,
Havalıydı Etiler gibi o da.
İmkânsızdı cilvesinden Kurtuluş
Hep Bebek gibiydi; sade naz, eda.
Canım de oğula, cicim de kıza
Onlar gülerse gül, ağlarsa ağla.
Helal süt emmişse çıkmaz arıza,
Çekinme sırtını daya, bel bağla.
Kız erkek fark etmez; evlat evlattır
Nereden bulursun bunca tipleri,
Ahmakların, salakların bir sürü.
Bir şekilde koparmış bak ipleri
Delilerin, manyakların bir sürü.
Mikroplar var; dört tarafı pis eden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!